Günümüzde futbol dediğimizde; hukuk, finans, sponsorluk, yayıncılık, veri analizi, altyapı, sporcu sağlığı, uluslararası ilişkiler, kurumsal yönetim, etik, şeffaflık ve teknoloji kelimeleri de bir anda aklımıza geliyor.

Ve futbol dediğimizde profesyonel bir yönetimi düşünüyoruz.

Ve futbolu kimler yönetiyor acaba diye aklımızdan geçiriyoruz?

Aklımızdan geçirsek de buradaki ince çizgiyi çok iyi incelememiz gerekiyor. Çünkü futbolu yönetenlerin futbolun dinamiklerine yabancı olmaması önemli bir ayrıntı.

Peki ülkemizde ve diğer ülkelerde bununla ilgili mevcut durum nedir biliyor muyuz? Araştırdığımızda ilginç bilgiler önümüze çıkıyor.

Araştırmayı paylaşmadan önce bir parantez açalım:

İlkokul mezunu olmak suç değildir.

İnsanları eğitim durumları üzerinden aşağılamak da doğru değildir.

Bir insanın diploması olmayabilir ama hayat tecrübesi, ticari başarısı, liderliği, insan yönetme becerisi olabilir.

Ama…

Mesele sıradan bir şirket yönetmek değil.

Mesele futbolun başında olmak ve futbol gibi dev bir organizasyonu yönetmek.

Dünyanın büyük futbol federasyonlarının başındaki isimlere baktığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?

UEFA Başkanı Aleksander Ceferin, Ljubljana Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu bir hukukçu. Futbol yönetimine gelmeden önce profesyonel sporcuları ve kulüpleri temsil eden bir avukat olarak çalışmış.

FIFA Başkanı Gianni Infantino ise Fribourg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almış. Ardından Avrupa futbolunun yönetim mekanizmasının içinde yıllarca hukuk ve kulüp lisanslama alanlarında görev yapmış.

İngiltere’den Debbie Hewitt: MBA derecesini üstün başarıyla tamamlamış,

Fransa’dan Philippe Diallo: hukuk mezunu,

İtalya’dan Giovanni Malago: ekonomi çıkışlı,

Hollanda’dan Frank Paauw: kamu yönetimi diplomalı

Brezilya’dan Samir Xaud; tıp doktoru

Suudi Arabistan’dan Yasser Al-Misehal: finans yönetimi ve spor yönetimi mezunu

Katar’dan Hamad bin Khalifa: spor yönetimi çıkışlı.

Şimdi dönüp Türkiye’ye bakalım.

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun ilkokul mezunu olduğu bilgisi kamuoyunda kendi açıklamalarına dayandırılıyor.

Yine de şunu belirtmek de fayda var.

Mesele sadece diploma değil.

Mesele yönettiği kurumun gerektirdiği bilgi ve donanıma sahip mi?

Asıl tartışılması gereken budur.

Tabii ki bir federasyon başkanının her konuda uzman olması beklenemez.

Ama uzmanlarla çalışabilecek kadar konuya hakim olması beklenir.

Çünkü artık futbol federasyonları bir “futbol kulübü” mantığıyla yönetilmiyor.

Kurumsal yönetim, hukuk ve uluslararası ilişkiler futbolun ayrılmaz parçası.

Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz neden futbolun yönetiminde “uzmanlık” meselesini bu kadar önemsiz görüyoruz?

Burada asıl çarpıcı olan başka bir şey daha var.

Dünyada futbol yönetimi giderek profesyonelleşirken biz hâlâ başkanların kişisel ağırlığı, siyasi ilişkileri, kulüp geçmişleri ve “kim kimi tanıyor?” tartışmaları üzerinden futbol yönetmeye devam ediyoruz.

Oysa modern futbolun sorusu şu:

“Kimi tanıyorsun?” değil.

İşte fark burada.

Ülkemizin futbol problemi sadece Hacıosmanoğlu’nun eğitim seviyesi değildir.

Çünkü yarın üniversite mezunu bir başkan gelir…

Ama aynı yanlışları yaparsa hiçbir şey değişmez.

Mesele, o makamın gerektirdiği donanıma sahip olmak.

Ama “Eğitim hiç önemli değil” diyerek bu tabloyu, tartışmanın dışına atmak da doğru değildir.