Eleştiri başka şeydir, linç başka…

Ama futbolda artık başka bir noktaya geldik.

Öyle bir noktaya geldik ki teknik direktörün kafasına su şişesi atılıyor, ardından da “Neden istifa etti?” diye tartışıyoruz!

Bu olay, Türk futbolunda yıllardır büyüyen başka bir hastalığın son fotoğrafıdır.

Tahammülsüzlük.

Kartal, 1-1 biten Roma maçının ardından istifa ettiğini açıkladı. Üstelik bunun bir daha geri dönmemek üzere olduğunu söyledi. Fakat kısa süre sonra Aziz Yıldırım kameraların karşısına geçti ve istifayı kabul etmediğini, Kartal'ın görevinin başında olduğunu açıkladı.

Başkan Aziz Yıldırım’ın dikkat çektiği en önemli noktalardan biri ise maç sırasında İsmail Kartal’ın kafasına su şişesi atılmasıydı.

İşte asıl konuşmamız gereken yer burası.

Bir teknik direktörün oyun anlayışını eleştirmek son derece doğaldır.

Ama…

“Bu adamdan hoca olmaz, gönderin gitsin, takımı batırdı.” gibi hiçbir teknik veriye dayanmayan, sürekli tekrarlanan, taraftarın öfkesini büyütmeye yönelik cümleler bir süre sonra eleştiriden çıkıyor. Algı yönetimine dönüşüyor.

Son yıllarda ilginç bir şey oluştu.

Teknik direktörlüğün yanında bir de “teknik direktör yorumculuğu” ortaya çıktı.

Takım kazanırsa hoca dahidir. Kaybederse cahildir.

Bu kadar basit mi gerçekten?

En tehlikeli şeylerden biri de futbol analizinin giderek basitleşmesi.

Televizyon ekranından 90 dakikayı tekrar tekrar izleyip “şunu yapsaydı” demek kolaydır.

Kulübede oturup o kararı vermek ise başka bir iştir.

Aziz Yıldırım’ın Roma maçından sonra yaptığı açıklamada söylediği bir cümle bu nedenle çok önemli:

“Bu kadar sıkıntıya insan dayanabilir mi?”

Yıldırım, Kartal'ın baskıdan etkilendiğini ve maç sırasında başına su şişesi atılmasının kendisini üzdüğünü belirtti.

İşte burada artık futbol tartışmasını biraz durdurup insanı konuşmak gerekiyor.

Elbette teknik direktör eleştirilecek.

Ama sert olmakla acımasız olmak aynı şey değildir.

Aradaki farkı ayırmak zorundayız.

Bu mudur bizim istediğimiz futbol medyası?

Ve futbol medyasının da taraftarın da yöneticilerin de kendisine şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:

Biz gerçekten futbolu mu konuşuyoruz, yoksa birbirimizi mi tüketiyoruz?

Kimsenin kafasına şişe atma hakkımız olamaz.

Kimsenin onurunu hedef alma hakkımız olamaz.