Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), DİSK Basın-İş ve uzmanlık derneklerinin çağrısıyla gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, kayyum ve sansür uygulamalarına karşı Ankara'da kitlesel bir yürüyüş düzenlendi. Kolej Kavşağı'nda bir araya gelen binlerce kişi, "Sansüre Hayır, Habere Özgürlük" pankartı eşliğinde Sakarya Caddesi'ne yürüdü.
Siyasi parti temsilcileri, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve çok sayıda yurttaşın katıldığı eylemde kortejin yola taşması nedeniyle polisle kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Gazeteci kökenli milletvekilleri ve gazetecilerin emniyet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin ardından arbede son buldu ve yürüyüş kararlılıkla sürdürüldü.
Geçtiğimiz yıl kayyum atanan TELE 1 ile önceki hafta kayyum atanan Halk TV çalışanlarının da ön saflarda yer aldığı kortejde; Selahattin Günday, İsmail Arı, Şaban Sevinç, Merdan Yanardağ, İrem Delice, Murat Ağırel, Fatih Ergün ve Tuğba Tekerek’in isimleri sık sık haykırıldı. Katılımcılar; "Gazeteciler tutsak, foncular özgür", "Sansüre, kıyıma, kayyuma hayır", "Özgür basın susturulamaz" ve "Susma, sustukça sıra sana gelecek" sloganları attı.
"Gazetecinin kalemi kırılırsa toplum karanlığa mahkûm edilir"
Sakarya Caddesi'nde tamamlanan yürüyüşün ardından meslek örgütlerinin hazırladığı "Artık Yeter! Nefes Alamıyoruz" başlıklı ortak açıklamayı BirGün Gazetesi Ankara Temsilcisi Nurcan Bilge Gökdemir okudu. Türkiye'de gazeteciliğin iktidarların ya da sermayenin değil halkın yanında olmak anlamına geldiğini belirten açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. 'Gazetecilik suç değildir' diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır."
Meslek Örgütlerinden 6 Maddelik Acil Talep Listesi
Açıklamada, son iki yılda çok sayıda televizyona kayyum atanması, internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri ile kamu ilanlarının adil dağıtılmaması neticesinde birçok basın kuruluşunun kapanmak zorunda kaldığı hatırlatıldı. Meslek örgütleri taleplerini şu şekilde sıraladı:
-
Tutuklu meslektaşlar derhal serbest bırakılsın.
-
Haberin üzerindeki yargı sopası geri çekilsin.
-
Medyada kayyum uygulamalarına derhal son verilsin.
-
Hukuksuz erişim engeli kararları sonlandırılsın.
-
Kamu reklam ve ilanları adil ve eşit şekilde dağıtılsın.
-
Anayasa ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçilsin.
Tutuklu Gazetecilerden cezaevinden mesaj: "Gazeteciliği savunacağız"
Ortak açıklamanın ardından cezaevinde bulunan gazeteciler İsmail Arı, Şaban Sevinç ve Derya Okatan’ın gönderdiği mektuplar alanda okundu.
TGS Ankara Şube Başkanı Sinan Tartanoğlu'nun okuduğu İsmail Arı'nın mesajında şu satırlar yer aldı:
"Aynı yıl, aynı adliyede, aynı suç iddiası ile 2. kez tutuklanan gazeteci olarak basın tarihine geçeceğimi tahmin ediyorum. Yine beni tutukladıkları suç maddesinin yatarı yok. Sadece gazetecilik yaptığım için boşu boşuna cezaevinde tutuluyorum. Ve hayatımdan günler çalınıyor. Birçok meslektaşım içeride. Tüm gazetecileri de tutuklasanız bu halkın yüzü gülmeyecek. Sonuna kadar gazeteciliği savunacağız. Artık elinizi üzerimizden çekin, Anayasa'ya uyun ve bırakın işimizi yapalım. Sonuna kadar gazeteciliği savunacağız."
Gazeteci Özlem Akarsu'nun okuduğu Şaban Sevinç'in mesajında ise şu ifadeler dikkat çekti:
"Mesleğimiz ülke tarihinin en kara günlerini yaşıyor. Kendisini devlet zanneden iktidarın, mesleğimize yönelik baskılarından hepimiz çeşitli şekillerde payımıza düşeni yaşıyoruz. Ben de sırf gazetecilik yaptığım için fon olayını usulüne uygun sorgulayıp iddialara yanıt verilmeli dediğim için tutukluyum. Pek çok gazeteci arkadaşım hiçbir suç işlemediği hâlde benim gibi tutuklu bulunuyor. Ama inanıyorum ki bugünlerin geçmesi, geride kalması yaklaştı. Umutsuz değiliz. Güzel ülkemizin demokrasiye, hukuka, basın özgürlüğüne yeniden kavuşacağı günler yakındır."
DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu tarafından okunan tutuklu gazeteci Derya Okatan'ın mesajında ise şu değerlendirmeler yapıldı:
"Bakırköy Cezaevi’nde 3’üncü haftamı doldurdum. Ben tutuklandıktan sonra Halk TV’ye kayyım atandı. Meslektaşlarım Murat Ağırel ve İsmail Arı tutuklandı. Cezaevi koşullarında erişemediğim daha kaç soruşturma, gözaltı, tutuklama, erişim engeli oldu bilmiyorum. Ama bu kadar kısa sürede yaşanan saldırılar da gösteriyor ki basın çok ağır bir saldırı altında. Bu koşullarda meslek örgütlerinin mücadelesini çok kıymetli buluyorum. Dışarıda olsaydım ben de kesinlikle sizlerle birlikte sokaklarda olurdum. Biz tutuklu gazetecilerin sesi olan tüm meslektaşlarımıza aynı koğuşta tutulduğumuz Nadiye Gürbüz ile birlikte selamlarımızı iletiyoruz."




