İlaç fiyatlarında uygulanan sabit euro kuru ile reel piyasa kuru arasındaki farkın büyümesi, ithal ilaçların tedarik süreçlerinde ve eczane raflarında ciddi aksamalara yol açıyor. Artan ham madde, lojistik ve işletme maliyetlerinin yanı sıra SGK’nın katılım payı düzenlemeleri, hem eczacıları hem de ilaca erişmeye çalışan hastaları doğrudan etkiliyor.
Ankara Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Eczacı Berna Yücel Mintaş, ilaç fiyatlandırma politikasından depolardaki tedarik zinciri kırılmalarına kadar pek çok sorunu 24 Saat'e aktardı. Mintaş ayrıca muadil ilaç stoklarının tükenmesini, kanser ve epilepsi hastalarının yaşadığı kritik ilaç eksikliklerini ve eczacıların bu krizi yönetmek için geliştirdiği formülleri paylaştı.
İlaç fiyatları ve sabit euro kuru tedarik sürecini zorlaştırıyor
İlaç fiyatlandırmasında kullanılan kurun reel piyasanın çok gerisinde kaldığını belirten Mintaş, uzun süredir bu alanda kapsayıcı bir düzenleme yapılmadığını ifade etti. 1 Nisan 2026 tarihinde ilaç için euro kurunun 29,11 TL olarak güncellendiğini hatırlatan Mintaş, serbest piyasada euronun 51 TL sınırını aştığına dikkat çekti.
Bu ekonomik tablonun ithal ilaç firmalarının Türkiye pazarındaki kararlarını olumsuz etkilediğini aktaran Mintaş, birtakım ilaçların piyasadan tamamen çekildiğini, bazılarının ise çok sınırlı miktarda piyasaya sürüldüğünü dile getirdi.
Mintaş, şu ifadeleri kullandı:
"Bu yıl ilaca gelen toplam zam yüzde 14,92 oldu. Oysa giderler bu rakamların çok çok üzerinde. Giderler dediğimiz; ilacın ham maddesi, kutusu, içindeki kullanım prospektüsleri ve işçilik maliyetleri gibi tüm kalemlerde ciddi artışlar yaşandı. Firmalar bu zam oranından memnun değil. Eczanelerin de personel giderleri, kira giderleri gibi maliyetleri arttı. Maalesef istediğimiz zam oranını elde edemiyoruz. Bunların hepsi ilaçların raflara ulaşmasını olumsuz etkiliyor. Önce depoları, ardından rafları etkiliyor."
SGK katılım payı artışı hastaların ödemelerini yükseltiyor
SGK tarafından 1 Temmuz itibarıyla geri ödeme listesinde yapılan değişikliğin "bir ilaç zammı olmadığının" altını çizen Mintaş, bu düzenlemenin doğrudan muayene katılım paylarını artırdığını ifade etti.
Yapılan güncelleme ile devlet hastanelerindeki katılım payının 26 liradan 90 liraya ulaştığını söyleyen Mintaş, eşdeğer ilaç gruplarındaki düzenlemelerin de hastaların ödediği fiyat farkını artırdığını belirtti.
Pek çok vatandaşın "eczanede ödediği ücretin tamamını ilacın kendi bedeli sandığını" aktaran Mintaş, şunları kaydetti:
"Hasta, ödediği paranın tamamını ilaca verdiğini düşünüyor. Oysa bunun içinde katılım payı da bulunuyor. Bazen ilaçların tamamını alamıyor. Zorunlu olanları seçmek zorunda kalıyor. Bu durumlarla sık sık karşılaşıyoruz. Katılım payı çok biriken hastalar bazen reçetesini hiç karşılamıyor. Hatta ilacı ücretli almanın daha ucuz olduğu durumlarda o yolu tercih etmek isteyenler bile oluyor.
Hastalar hastaneden sonra eczaneye geliyor. Çoğunun birikmiş muayene katılım payı oluyor. Bildiğiniz gibi bunları eczaneler üzerinden, devlet adına tahsil ediyoruz. Zaten hastanın ilaca ödemesi gereken bir katkı payı var. Bir de üç farklı bölüme girdiğini düşünün. Her biri için 90 lira katılım payı oluşuyor. Bunun üzerine ilaç katkı payı da eklenince hastanın cebinden çok fazla para çıkıyor."
İlaç tedarik zincirinde en büyük tıkanıklık depolarda
Sürecin en sorunlu kısmının ana dağıtım depolarının eczanelere mal gönderememesi olduğunu ifade eden Mintaş, eczanelerin lojistik kaynağının depolar olduğunu hatırlattı.
Depo stoklarında yer almayan bir ilacın hastaya ulaştırılmasının imkansız olduğunu söyleyen Mintaş, tedarik zincirinin en uç noktasında bulunan eczacıların vatandaşla doğrudan karşı karşıya geldiğine dikkat çekti.
Öte yandan, Ankara genelinde son günlerde erişimi en güç ürün grubunun yaygın kullanılan bir epilepsi ilacı olduğunu ekleyen Mintaş, durumu şu sözlerle özetledi:
"İlaç ismini kullanmayalım ama şu anda her yerde konuşulan bir ilaç ve çok sayıda hasta tarafından kullanılıyor. Epilepsi ilaçlarına ara verilmemesi gerekiyor. Hasta ilacını bir doz bile aksatsa epileptik nöbet geçirebiliyor. Çok önemli bir hastalık. Hatta bu ilaçları değiştirmemeye özen gösteriyoruz. Buna rağmen sıkıntılar yaşanıyor. İlacın Türkiye'den çekilmesi nedeniyle hastalara eşdeğerini vermek zorunda kalıyoruz.
Eşdeğer ilaçlar konusunda da sıkıntılar yaşanıyor. Bir ilaç piyasadan kaybolunca hastalar mecburen eşdeğerlerine yöneliyor. Ancak bu kez de üretim yeterli olmadığı ve talep arttığı için eşdeğer ilaçlar da tükeniyor. Örneğin bu ilacın eşdeğeri geçen haftaya kadar bulunabiliyordu. Şu an o da depolarda yok. Çok zor bulunuyor."
"Kanser ilaçlarında yeni nesil tedavilere erişim sağlanamıyor"
Onkoloji alanında da ciddi tıkanmalar yaşandığına değinen Mintaş, dünyada tıp dünyasına sunulan yeni nesil tedavi yöntemlerinin Türkiye'deki hastalarla buluşamadığını söyledi. Mintaş, Avrupa'da aktif şekilde reçete edilen modern moleküllerin sabit euro kuru engeli yüzünden Türkiye pazarına giriş yapmadığını vurguladı.
Mevcut ilaç listelerini bile korumakta güçlük çekildiğini belirten Mintaş, şu ifadeleri kullandı:
"Kanser ilaçlarında ve epilepsi ilaçlarında sorunlar yaşanıyor. KOAH ilaçlarında ise muadil seçenekleri daha fazla olduğu için şu an bir şekilde çözüm üretilebiliyor. Kanser ilaçlarındaki en büyük sıkıntı ise yeni nesil tedavilere ulaşamıyor olmamız. Avrupa'da çok daha farklı tedaviler uygulanıyor. Ancak bu moleküller henüz Türkiye'ye hiç gelmedi. Bunun en önemli nedenlerinden biri yine sabit euro kuru ve firmaların Türkiye pazarına girmek istememesi. Bu aslında çok daha büyük bir sorun. Avrupa'da kullanılan yeni nesil tedavilere biz henüz ulaşamadık. Şu anda elimizdeki mevcut ilaçları bile korumaya çalışıyoruz."
"Muadil ilaçlarda talep artışı firmaların kapasitesini zorluyor"
Öte yandan, orijinal ilaçların yokluğunda muadil ilaçlara olan talebin hızla tırmandığını ifade eden Mintaş, bu ani yönelimin yerli üreticilerin kapasitelerini zorladığını söyledi.
"En büyük sıkıntıyı yine biz yaşıyoruz" diyen Mintaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Boş kalan raflar bunun en somut örneği. Özellikle nöbetlerde bunu daha yoğun hissediyoruz. Gece bir baba geliyor. Çocuğu hastanede tedavisini olmuş, son aşamada ilacını almak için eczaneye geliyor. Ancak ilaç yok. Doğal olarak sinirleniyor. Biz de durumu anlatmaya çalışıyoruz. Muadile yönlendiriyoruz. Fakat bizim de çözüm üretemediğimiz ilaçlar oluyor.
Bu sistem içinde çok fazla yıpranıyoruz. Zaman zaman sağlıkta şiddet olaylarıyla karşılaşıyoruz. Eczacılara ve eczane çalışanlarına yönelik saldırılar yaşanabiliyor. Bu olayların önemli bir kısmının altında hastaların ilaca ulaşamaması yatıyor."
Eczaneler ilaç krizini aşmak için kendi aralarında ağ kurdu
Rafların boş kalmasının özellikle gece nöbetlerinde büyük sorun yarattığını ekleyen Mintaş, ilaç bulamayan hasta yakınları ile eczacılar arasında gerginlikler yaşandığına dikkat çekti.
Bu durumun bazen sağlıkta şiddet olaylarına evrildiğini belirten Mintaş, şunları kaydetti:
"Böyle bir durumda krizi yönetmeye çalışıyoruz. Sistemin aksamaması için gün boyunca farklı depoları arıyoruz. Hangi depoda ilaç varsa onu araştırıyoruz. Gerektiğinde doktorla iletişime geçiyoruz. Hastanın kullanabileceği alternatif bir tedavi olup olmadığını soruyoruz. Bu süreç nöbetlerde de aynı şekilde devam ediyor.
Ayrıca kendi aramızda geniş bir iletişim ağımız var. Ankara özelinde konuşacak olursak, Ankara Eczacı Odası yönetimi tarafından oluşturulan sosyal medya gruplarını kullanıyoruz. Bir hasta ilacı bulamazsa eczacı kendi bölgesindeki gruba "Bu ilaç kimde var? Hastayı yönlendireceğim" şeklinde mesaj gönderiyor. Örneğin Çankaya grubunda ilacın hangi eczanede bulunduğu belirtiliyor ve hasta o eczaneye yönlendiriliyor. Gerekirse başka ilçelere de yönlendirme yapıyoruz. Ancak mevzuat gereği Ankara dışına takas yapamıyoruz. Bu sistem yalnızca Ankara içinde işliyor."
"İlaç tedarikinde kış aylarında daha büyük riskler bekleniyor"
Mevcut ekonomik modelin değişmemesi halinde önümüzdeki kış döneminde piyasadaki ilaç kıtlığının daha da derinleşebileceği uyarısında bulunan Mintaş, sözlerini şöyle tamamladı:
"Eğer bu kriz devam ederse kış aylarında daha büyük sorunlar yaşanabilir. Zaten her yıl sonunda firmaların satış kotaları dolduğu için üretimlerini yavaşlattıklarını veya durdurduklarını görüyoruz. Fiyatlandırma sorunlarının yanında bir de bu sıkıntılar yaşanıyor. Kış aylarında hastalıkların artması ve olası salgınlar nedeniyle belirli ilaçlara talep daha da yükselebilir. Bu durumda üretim yetersiz kalabilir ve tedarik zinciri daha da zayıflayabilir.
Bütün bu sorunların çözümü aslında belli. Öncelikle ilaç fiyatlandırma sisteminin yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Fiyat güncellemelerinin daha sık yapılması ve euro kurunun gerçekçi seviyelerde belirlenmesi önemli. Aksi halde yabancı ilaç firmaları Türkiye pazarından çekilmeye devam ediyor. Bunun yanında en önemli konulardan biri de yerli ilaç üretiminin güçlendirilmesi. Dışa bağımlılığın azaltılması gerekiyor. Bunlar uzun vadeli çözümler olsa da eczacılar olarak her platformda dile getirdiğimiz temel sorunlar bunlar."




