Kamuoyunda büyük ölçüde tepkiyle karşılanan sahipsiz hayvanlara yönelik yasal düzenleme, 2 Ağustos 2024'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesinin ardından 81 ilde geniş kapsamlı bir toplama sürecini başlattı. Süreç ilerledikçe, toplanan milyonlarca sahipsiz hayvanın akıbeti, barınakların fiziki koşulları ve denetim mekanizmaları büyük bir soru işaretine dönüştü.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, konuya ilişkin 13 Ağustos Perşembe günü yaptığı açıklamada, sahipsiz köpeklerin yüzde 97’sinin sokaklardan toplandığını, bakımevlerine ve doğal yaşam alanlarına sevk edildiğini bildirdi.
Çiftçi, bundan yaklaşık bir ay önce yaptığı açıklamada sokak hayvanlarının yüzde 92’sinin toplandığını belirtmişti. Buna göre, düzenleme öncesi 4 milyon olduğu tahmin edilen sokak köpeklerinin, 3 milyon 880 bini toplatıldı, bunun 200 bin kadarı da bakanın açıklamalarına göre son bir aylık dönemde gerçekleşti.

Barınaklarda toplatılan 50 köpekten yalnızca birine yetecek kapasite var
Toplatılan hayvanların ilk olarak barınaklara götürüldüğü iddia ediliyor. Ancak ülke genelindeki barınakların toplam kapasitesi, son bir ayda toplatılan köpeklerin yarısını dahi barındırmaya yetecek düzeyde değil.
Türkiye’de barınakların kapasitesine ilişkin Şubat 2025’te yayımlanan Hayvan Hakları İzleme Komitesi ve Yaşamdan Yana Derneği'nin Türkiye Geneli Belediye Hayvan Barınakları Raporu’na göre, ülke genelinde 2025 yılı başı itibarıyla bin 111 belediyeden, 838’inde barınak bulunuyor. Raporda, 273 belediyede barınak bulunduğu, bu barınakların kapasitesinin de 89 bin 451 olduğu bildirildi.
Söz konusu veriler, barınak kapasitesinin toplatılan köpeklerin sadece yüzde 2,3’ü için yeterli olduğunu ortaya koyuyor. Kapasite açığının yanı sıra mevzuatta, bakımevlerinde küçük ırklar için 8, büyük ırklar için 10 metrekare alan oluşturulması zorunluluğu da yer alıyor.
Rakamlar arasındaki büyük uçurumlar, barınaklarda yer bulan ve bulamayan milyonlarca hayvanın akıbetini belirsiz bırakıyor.

Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı
Halkın vicdanında asılı kalan sorulara yanıt bulabilmek; toplanan, sahiplendirilen, "uyutulan", doğaya bırakılan hayvan sayısı, bakımevlerindeki ölüm oranları ve denetimler hakkında net veriler elde etmek için CİMER üzerinden Tarım ve Orman Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı'na başvurduk.
Tarım ve Orman Bakanlığı'na 81 il ve bağlı ilçeler bazında toplanan sahipsiz hayvan sayısını, bu hayvanlardan kaçının sahiplendirildiğini, kaçının hâlâ bakımevlerinde tutulduğunu, kaçına ötanazi uygulandığını, bakımevlerinde hastalık veya doğal nedenlerle ölen hayvan sayısını, Bakanlık denetçilerinin bakımevlerine yönelik kaç denetim yaptığını, bu denetimlerde tespit edilen kötü muamele ve hijyen ihlallerini, uygulanan yaptırımları, HAYBİS (Hayvanları Koruma Bilgi Sistemi) üzerindeki verilerle belediyelerin beyan ettiği kapasite rakamları arasındaki tutarlılığın nasıl denetlendiğini ve usulsüz ötanazi nedeniyle işlem yapılan veteriner hekim ya da belediye görevlisi bulunup bulunmadığını sorduk.
Ancak Bakanlık bünyesinde halihazırda bulunması gereken bu bilgiler ve bakanlığın kendi denetim yetkisi kapsamındaki temel veriler, "özel bir çalışma gerektirdiği" gerekçesiyle paylaşılmadı.
İçişleri Bakanlığı'na ise 7527 sayılı Kanun sonrası sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle 4483 sayılı Kanun kapsamında haklarında soruşturma izni istenen belediye başkanı ya da birim müdürü sayısını, toplama ekiplerinin hayvanları sorumluluk alanı dışındaki ormanlık arazilere veya otoyol kenarlarına bıraktığına dair Emniyet ve Jandarma'ya ulaşan ihbar sayısını, belediyelerin yasa gereği ayırmakla yükümlü olduğu bütçe payının denetlenip denetlenmediğini ve "usulsüz toplama" şikâyetlerinin kaçının idari ya da adli yaptırımla sonuçlandığını sorduk.
İki bakanlıktan da sorularımıza dair somut bilgi verilmedi. İçişleri Bakanlığı'nın yazısında yalnızca başvuru sahibinin "yetkili makamlar" tarafından kamuoyuna yapılacak açıklamaları takip etmesi ve bunun haricindeki paylaşımlara itibar etmemesi istendi.
Cevapsızlığa yönelik itirazımız da kabul görmedi
Bakanlıklardan tatmin edici yanıt alamadığımız için bir üst kurul olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'na (BEDK) itiraz başvurusu yaptık ve yasal hak olan bilgi talebini yineledik. İtirazımız, Kurul tarafından reddedildi ve hayvanların içinde bulunduğu duruma, sürece ilişkin ancak resmi makamların açıklığa kavuşturabileceği tablo, bulanık kaldı.

Ertürk: Kalabalık barınaklar bulaşıcı hastalık riskini artırır
Öte yandan, mevcut barınak imkânlarının bu kadar yüksek bir nüfusu barındırması fiziki açıdan mümkün görünmese de kapasitenin çok üzerinde bir yoğunlaşmanın yaşanma ihtimali farklı riskleri de beraberinde getiriyor.
Yoğun popülasyonun yaratabileceği hijyen sorunlarını, salgın hastalık risklerini ve halk sağlığı üzerindeki olası etkilerini Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Dr. Gülay Ertürk’e sorduk.
Ertürk, özetle şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bakanlığın açıkladığı veriler doğru kabul edildiğinde, sahipsiz hayvan sayısı ile mevcut bakımevi kapasitesi arasında çok ciddi bir uyumsuzluk olduğu görülmektedir. Böyle bir durumda hayvanların uzun süre kapalı alanlarda, kapasitelerinin üzerinde tutulması; hayvan refahı, halk sağlığı ve veteriner hekimlik açısından önemli riskler doğurur.
Kalabalık barınaklarda stresin artmasıyla bağışıklık sistemi baskılanır ve özellikle genç, yaşlı veya kronik hastalığı bulunan hayvanlarda enfeksiyonlara yatkınlık belirgin şekilde yükselir. Köpeklerde halk arasında kanlı ishal diye bilinen parvoviral enteritis, gençlik hastalığı (distemper), kennel cough (enfeksiyöz solunum yolu hastalıkları), uyuz ve çeşitli paraziter hastalıklar gibi bulaşıcı hastalıkların yayılması kolaylaşabilir. Yetersiz izolasyon alanları, karantina uygulamalarındaki eksiklikler ve personel yetersizliği bu riski daha da artırır.
Ayrıca bakımevlerinin kapasitesinin üzerinde hayvan barındırması; yeterli beslenme, temiz suya erişim, hijyen, tedavi ve davranışsal ihtiyaçların karşılanmasını güçleştirerek hayvan refahı açısından da ciddi sorunlara neden olabilir."
“Kalıcı çözüm; kısırlaştırma ve sahiplendirme”
Sahipsiz hayvan sorununun kalıcı çözümünün etkin kısırlaştırma ve sahiplendirme olduğunun altını çizen Ertürk, "Bilimsel ve sürdürülebilir bir popülasyon yönetimi; etkin kısırlaştırma, kayıt ve kimliklendirme, terk edilmelerin önlenmesi, sorumlu hayvan sahipliğinin yaygınlaştırılması, sahiplendirmenin teşvik edilmesi ve yerel yönetimlerin yeterli altyapı ile desteklenmesi gerekir. Veteriner hekimlerin bilimsel bilgi ve deneyiminin sürecin her aşamasında etkin biçimde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.

İki yılda neler yaşandı?
Sahipsiz hayvanlara yönelik kanun teklifi, 12 Temmuz 2024 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklif, Türkiye genelinde geniş çaplı bir toplumsal muhalefet ve hak mücadelesi dalgası başlattı. AK Parti ve MHP gruplarının desteğiyle yürütülen teklif sürecine, CHP başta olmak üzere muhalefet partileri, Türkiye Barolar Birliği, baroların hayvan hakları merkezleri, veteriner hekim odaları, Türk Tabipleri Birliği ve yüzlerce sivil toplum kuruluşu sert tepki gösterdi. Yasa tasarısındaki ötanazi maddelerine karşı İstanbul Kadıköy, Ankara Kuğulu Park ve İzmir Gündoğdu Meydanı başta olmak üzere 81 ilde "Yaşam Nöbetleri" ve kitlesel mitingler düzenlendi. Veteriner hekimler "Öldürmeyeceğiz, yaşatacağız" diyerek meslek yemini gereği ötanazi uygulamayacaklarını ilan ederken; sanatçılar, akademisyenler ve uluslararası hayvan hakları örgütleri de eylemlere destek verdi.
![]()
AYM yolu kapattı: "Katliam yasası" Anayasa'ya aykırı bulunmadı
Tüm tepkilere ve muhalefetin Komisyon görüşmeleri sırasında 14 saat süren sert itirazlarına rağmen teklif, 30 Temmuz 2024'te TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı ve 2 Ağustos 2024'te Resmi Gazetede yayımlandı. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından CHP, düzenlemenin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) başvurdu. Ancak AYM Genel Kurulu, iptal talebini reddederek yasaya hukuki geçerlilik kazandırdı. Yüksek mahkemenin kararı sonrası eylemler, barınaklar, belediye binaları ve alanlara taşınırken; yaşam hakkı savunucuları, barolar ve veteriner odaları, 81 il genelinde barınak nöbetleri ve sivil denetimler aracılığıyla mücadelelerini halen devam ettiriyor.

Eros'tan Tobby'ye: Cezasızlık cesareti
Yasal düzenlemenin meclis gündemine gelmesinden hemen önce, 1 Ocak 2024 gecesi İstanbul Başakşehir'de altı yaşındaki "Eros" isimli kedinin bir apartman asansöründe dakikalarca tekmelenerek katledilmesi ve sanığa Mart 2024'te verilen cezanın ertelenmesi, toplumsal vicdanda "cezasızlık" tartışmalarını alevleyen ilk kırılma noktası oldu.
Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından ise sokak hayvanlarına yönelik denetimsiz uygulamalar ve şiddet vakaları hız kazandı. Ağustos 2024'te Niğde ve Ankara Altındağ belediyelerine ait barınak alanlarının yakınlarında açılan çukurlarda toplu hayvan cesetlerinin bulunması kamuoyunda infial yarattı. Eylül 2024'te Ankara Çankaya'nın Birlik Mahallesi'nde mahalle sakinlerinin yıllardır baktığı "Tobby" isimli köpek, hayvanseverlerin iddiasına göre, parkta uyuduğu sırada belediye toplama ekiplerinin veteriner hekim gözetimi olmaksızın attığı yüksek dozda anestezik iğne nedeniyle hayatını kaybetti.
Şubat 2025'te Aydın Didim'de belediye kayıtlarında resmi olarak "canlı" görünen köpeklerin toprağa gömüldüğünün tespit edilmesi üzerine adli inceleme başlatıldı. Son iki yılda İzmir, Antalya ve İstanbul başta olmak üzere birçok kentte mahalle aralarına zehirli et bırakılması sonucu yaşanan toplu hayvan ölümleri de kamuoyunun gündemine geldi. Bu durum barolar ve hak savunucuları tarafından yasanın yarattığı meşruiyet ve cezasızlık algısının sokaktaki somut bilançosu olarak değerlendiriliyor.

Sıra kedilerde mi?
Sokak köpeklerine yönelik toplama süreci devam ederken, son günlerde tartışma kedilere de uzandı. Geçtiğimiz hafta Diyarbakır'ın Sur ilçesinde üç yaşındaki bir çocukta kuduz tespit edilmesi ve çocuğun yaklaşık dört ay önce bir kedi tarafından tırmalandığının gündeme getirilmesinin ardından, bazı haber ve sosyal medya paylaşımlarında sokak kedilerinin de toplanması yönünde çağrılar yükseldi.
Bu çağrılara hayvan hakları savunucularından tepki gecikmedi. Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, "Kedilerden elinizi çekin" başlıklı açıklamasında, ayrıntıları henüz netleşmemiş tek bir vaka üzerinden bir hayvan türünün topluca toplatılmasını isteyen kampanyalara karşı çıktı; kuduz gibi vakalarda esas sorulması gerekenin bugüne kadar neden yeterli aşılama yapılmadığı olduğunu vurguladı.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de kuduzla mücadelede hayvan popülasyonlarının kitlesel biçimde ortadan kaldırılmasının etkili bir yöntem olduğuna dair bilimsel kanıt bulunmadığını, risk taşıyan bölgelerde köpeklerin en az yüzde 70'inin aşılanmasının insan ölümlerini önlemenin en etkili yollarından biri olduğunu belirtiyor.
Tartışma şu an için tek bir vakadan yola çıkan bir sosyal medya kampanyası ve buna karşı yükselen tepkilerden ibaret olsa da köpek toplama oranının yüzde 97'ye ulaştığının açıklandığı bir dönemde gündeme gelmesi, sürecin köpeklerin ardından hangi yöne evrileceğine dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Bu haber, Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü "Türkiye'de Sivil Toplumun Bilgi Edinme Hakkına Erişim ve Veri Aktivizmi Kapasitesinin Güçlendirilmesi" projesi kapsamında düzenlenen mentorluk programı çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik yalnızca yazarın sorumluluğundadır ve hiçbir şekilde Avrupa Birliği'nin veya Uluslararası Basın Enstitüsü'nün görüşlerini yansıtmamaktadır.



