Türkiye’nin farklı şehirlerinden yeni mezun sanatçıları, akademisyen, sanat eleştirmeni, küratör ve izleyicilerle buluşturan BASE, bu yıl “Sınırlar/Olasılıklar” başlığı ile düzenlenecek. Dokuzuncu edisyonu ile sanata ve topluma dair keskin bir tema içeren BASE, günümüz dünyasındaki gerilimleri ve çelişkileri genç sanatçıların gözünden yansıtacak. 26-30 Kasım tarihleri arasında 36 şehir, 43 üniversiteden yeni mezun 151 sanatçının yer alacağı etkinlikte resim, fotoğraf, seramik, cam, heykel, video, yeni medya, grafik tasarım, geleneksel Türk Sanatları gibi farklı disiplinlerde üretilmiş yaklaşık 200 eser The Ritz-Carlton Residences, Istanbul B Blok’ta görülebilecek.

Günümüz dünyasında siyasi sınırlarda belirginleşme yaşanırken, bireylerin de ekonomik zorluklar ve çalışma hayatının getirdiği rutinler nedeniyle sosyal ilişkilerine sınırlar koyabildiği gözlemleniyor. Bu çelişkili ortamda, genç sanatçıların üretimleri hem mevcut sınırlara bir duyarlılık gösteriyor hem de o sınırların esneyebileceği ve yeniden tanımlanabileceği alanları yaratıyor.
Tema, sınırların yalnızca coğrafi ya da politik değil, aynı zamanda kültürel, toplumsal ve kişisel deneyimlere de içkin olduğunu vurguluyor. Sanat, tarihi boyunca sınırları sorgulamanın ve aşmanın güçlü bir yolu olmuştur. Bu bağlamda, sanatın görevi sınırları sabitlemek değil, aksine onları sürekli müzakere etmek, yeniden çizmek ve hatta bulanıklaştırmaktır. BASE 2025, tam da bu hareket halini görünür kılarak sanatın toplumsal işlevini yeniden hatırlatıyor: Her sınır, başka bir ihtimalin eşiğidir. Seçkide, güncel meselelerin önceki yıllara kıyasla daha kişisel, katmanlı ve şiirsel bir dille ifade edildiği görülüyor. Sanatçılar, seramik, dokuma, keçe gibi geleneksel malzemelerle birlikte ses, veri, dijital montaj ve biyomateryal gibi yeni medya yaklaşımlarını bir arada kullanıyor. Bu yılın seçkisinde beden ve duygu halleri daha çok merkezde yer alıyor. Yıkım ve kırılganlığın yanı sıra iyileşme, direnç ve dönüşüm gibi kavramlara odaklanılıyor.

2025 başvurularını değerlendiren isimler arasında Ani Çelik Arevyan, Canan Dağdelen, Canan Tolon, Derya Yücel, Ebru Yetişkin, Eda Kehale Argün, Ferda Dedeoğlu, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Guido Casaretto, İnci Furni, İrfan Önürmen, İsmet Doğan, M. Wenda Koyuncu, Necmi Sönmez, Pınar Öğrenci ve Selim Bilen yer aldı.

BASE’in 2025 edisyonunu BASE’in küratörlüğünü üstlenen Derya Yücel ile konuştuk.
Sınırlar günümüzde daha belirgin. Hem siyasi anlamda hem de kişiler arası ilişkiler. Avrupa ve ABD mülteci krizine karşı sınırlarını belirginleştirirken bireyler de çalışma hayatının ve ekonomik zorlukların getirdiği rutinlerle sosyalleşmeye de sınırlar koyabiliyor. "Sınırlar/Olasılıklar" temasının BASE 2025'in genel çerçevesini nasıl belirlediğini açıklayabilir misiniz? Bu temayı seçmenizde etkili olan güncel sanatsal ve toplumsal dinamikler nelerdi?
Bugün sınırlar yalnızca coğrafi değil, duygusal, ekonomik ve toplumsal alanlarda da yoğun biçimde hissediliyor. Devletlerin göç politikalarında keskinleşen fiziksel sınırlar, bireylerin gündelik hayatında ise çalışma koşullarının, ekonomik sıkışmışlıkların, politik baskıların ve sosyal ilişkilerin yarattığı görünmez sınırlar var. Bir yandan daha bağlı, daha iletişim hâlindeyiz, diğer yandan daha yalnız, daha geri çekilmiş bir hâle de gelebiliyoruz. Bu çelişkili durum, genç sanatçıların üretimlerinde doğrudan bir duyarlılık olarak karşımıza çıkıyor. “Sınırlar/Olasılıklar” temasını belirlerken gördüğüm şey şuydu: Genç sanatçılar yalnızca var olan sınırlarla yüzleşmiyor, aynı zamanda o sınırların esneyebileceği, yeniden tanımlanabileceği veya görünmezleşebileceği alanlar yaratıyorlar. Bu nedenle tema, yalnızca toplumsal bağlamı değil, sanatın kendi doğasını da işaret ediyor: Sanat, sınırı sabitleyen değil, onu sürekli tartışan ve yeniden çizen bir alan. BASE 2025, tam da bu hareket hâlini görünür kılıyor.
BASE’in 9. edisyonu, daha önceki edisyonlardan nasıl farklılıklar taşıyor? Bu yılki sergiye ve katılımcılara dair ne gibi yenilikler bekliyoruz?
Bu yıl, seçkide belirgin bir derinlik ve içe bakış var. Önceki edisyonlarda güncel politik söylem daha doğrudan görünürken, bu yıl aynı meseleler daha şiirsel, daha kişisel ve daha katmanlı biçimde ifade ediliyor. Ayrıca teknik çeşitlilik de güçlü: Geleneksel malzemeler (seramik, dokuma, keçe, baskı), Yeni medya yaklaşımları (ses, veri, dijital montaj, biyomateryal)
bir arada kullanılıyor. Bu yılın bir diğer farklılığı, beden ve duygu hâllerinin daha çok merkezde olması. Yıkım ve kırılganlık kadar iyileşme, direnç ve dönüşüm de seçkinin ortak dilini oluşturuyor.
Farklı disiplinlerde uzmanlığı bulunan kişilerden oluşan seçici kurulun değerlendirme sürecinde öne çıkan ve sizin küratöryel vizyonunuzla örtüşen temel kriterler neler oldu?
Seçici kurul, farklı kuşaklardan ve farklı profesyonellik alanlarından gelen isimlerden oluştu. Bu çokluk, değerlendirmeyi derinleştirdi. Öne çıkan temel kriterler şunlardı: Fikrin özgünlüğü ve iç tutarlılığı, malzemeyle kurulan ilişkinin samimiyeti, form ve kavramın birbirini taşıyabilmesi, “Neden şimdi?” sorusuna verdiği yanıt ve en önemlisi: sanatçının kendi sesini bulma çabası… Bu süreçte ne gösterişli teknik ne büyük iddialı kavramlar belirleyici oldu, duru, içten, düşünülmüş işler öne çıktı.
Küratöryel metnin sonunda "Her sınır başka bir ihtimalin eşiğidir" diyerek sanatın toplumsal işlevine vurgu yapıyorsunuz. Genç sanatçıların işleri aracılığıyla sanatın güncel toplumsal meselelere dair hangi "ihtimallerin" kapısını araladığını düşünüyorsunuz?
Bu yılki seçkide, sınır kavramının yalnızca politik ya da coğrafi değil, bedensel, duygusal ve gündelik bir deneyim olarak ele alındığını görüyoruz. Genç sanatçıların işleri, umudun büyük ve soyut bir kavram değil, küçük ve somut bir pratik olabileceğini gösteriyor. Sanat burada “çözüm” üretmekten çok, düşünme ve hissetme biçimlerini yeniden kurma ihtimali sunuyor. Bu da günümüz dünyasında çok değerli.
Küratör olarak sizin geçmişteki çalışmalarınız, BASE 2025'in küratöryel dilini ve seçki stratejisini nasıl şekillendirdi?
Yıllardır kamusal alan, beden, hafıza ve sanatta toplumsal problematikler üzerine çalışıyorum. Bu sergide de aynı meseleler var ancak Base’de küratöryel yaklaşımın genç sanatçının üretim dilini açığa çıkarmak. Yani ben yön veren değil, alan açan bir pozisyondayım. BASE tekil bir küratörün estetik tercihleriyle şekillenen bir sergi değil, her yıl farklı disiplinlerden uzmanların yer aldığı seçici kurulun ortak değerlendirmesiyle oluşan çok sesli bir seçki alanı. Benim görevim, bu çeşitliliği görünür kılmak, bir araya getirmek ve sergi formunda kamusal alana açmak.
Türkiye'deki sanat eğitimi kurumlarının genç sanatçıların "sınırlar" üzerine düşünme ve bunları aşma becerilerini nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Sanat eğitimi, teknik ile düşünsel alan arasındaki bağı güçlendirdiğinde sınırları aşabilme kapasitesi de artıyor. Bu da akademik eğitimin niteliğinin ne kadar güçlü olduğuna bağlı bir sonuç elbette. Türkiye’de sanat eğitimi bir geçmişe sahip olsa da imkânlar şehirler arasında eşit değil. Büyük merkezlerde yer alan öğrenciler kültürel etkileşim ve üretim ortamına daha kolay erişebilirken, Anadolu’daki genç sanatçılar coğrafi, ekonomik ve iletişimsel sınırlarla daha doğrudan karşılaşıyor. Bu nedenle “sınır” onlar için soyut değil, deneyimledikleri bir gerçeklik. Sınırları aşmak için sanatın görünür olabileceği paylaşım alanlarına ihtiyaç var. BASE tam bu noktada devreye giriyor: Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen üretimleri aynı zeminde buluşturarak görünürlük, karşılaşma ve paylaşım imkânı yaratıyor.


