Şiir yazmaya ergenlik yıllarında başlayan Paixao, o dönemde kaleme aldığı metinleri yayımlamak gibi bir düşüncesinin olmadığını anlattı. Yazma eylemini bir araştırma biçimi olarak tanımlayan Paixao, "Benim için yazmak araştırmaktır. Daha sonra somutlaşan kitap da bu araştırmanın sonucu ya da en azından araştırmanın ön sonucu" dedi.
"Bu şehir, Atatürk'ün şehri"
Ankara'da yaşayan ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Portekizce dersleri veren Paixao, "Türkiye'yi çok seviyorum, Ankara'yı da çok seviyorum. Bu şehir, Atatürk'ün şehri" dedi. Atatürk tarafından kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ders vermenin kendisi için özel olduğunu ifade eden yazar, Ankara’nın çoğu zaman yanlış anlaşıldığını, ancak kendi hayatında özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Yazarlığı açısından Türkiye deneyiminin en güçlü tarafının ise başka bir dilin içinde yaşamak olduğunu belirtti.
Kelimeleri yeniden sorgulamak
Başka bir dilin içinde yaşamanın ana diline bakışını değiştirdiğini söyleyen Paixao, Türkçe şiir yazmadığını ve Portekizce şiirlerinde Türkçe kelimeler kullanmadığını belirtti. Bu deneyimin kendi dilindeki kelimeleri yeniden sorgulamasını sağladığını ifade eden Paixao, "Bence Türkiye'nin yazarlığım üzerindeki geçmişteki ve bugün de devam eden en büyük etkisi bu" dedi. Türkiye'deki kültür-sanat çevresiyle temasını anlatan Paixao, Portekiz Büyükelçiliği'nde kültür ataşesi ve Instituto Camões'in Türkiye temsilcisi olarak görev yapması nedeniyle Türk sanatçılar, entelektüeller ve kültür dünyasından isimlerle yakın iletişim içinde bulunduğunu söyledi.
"Siyam ikizi" gibi doğan iki kitap
Aynı dönemde ortaya çıkan "İftira ve Diğer Gözlemler" ile Portekiz'de yayımlanan "Estudo de Caso"yu "siyam ikizleri"ne benzeten Paixao, iki kitabın birlikte doğduğunu ancak farklı yönlerde geliştiğini anlattı. "İftira ve Diğer Gözlemler"in diğer kitabın çevirisi olmadığının altını çizen Paixao, eserin gözlem ile iftira kavramları arasındaki ilişkiyi araştıran bağımsız bir çalışma olduğunu ve Portekizce yazılmasına rağmen başından itibaren yalnızca Türkiye'de yayımlanmak üzere kaleme alındığını ifade etti.
"Buna inanmazsam yazmayı bırakırım"
Türkiye'de ilk kez bir kitabının yayımlanmasının kendisi açısından ayrı bir anlam taşıdığını dile getiren Paixao'nun Portekiz'de yayımlanmış beş kitabı bulunuyor. "Do Corpo ao Algoritmo, da Planta ao Relógio" adlı son kitabıyla 2025 Oxalá Şiir Ödülü'nü kazanan Paixao, en iyi eserinin her zaman bir sonraki kitabı olacağına inandığını belirterek, "Buna inanmazsam yazmayı bırakırım" dedi.
"Bengi benim ortak yazarımdır"
Kitabın Türkçe çevirisini eşi Bengi Paixao'nun yaptığını belirten Paixao, yazım ve çeviri süreçlerinin neredeyse eş zamanlı ilerlediğini anlattı. Kendisinin kaleme aldığı sayfaların eşi tarafından hemen Türkçeye aktarıldığını söyleyen yazar, Bengi Paixao'nun kendisini herkesten daha iyi tanımasının şiirlerin ardındaki anlamların Türkçede korunmasında önemli rol oynadığını ifade etti.
Saramago, Pessoa, Cervantes ve Unamuno gibi yazarların eserlerini daha önce Türkçeye kazandıran Bengi Paixao'nun çeviri deneyimine dikkat çeken Paixao, "Bengi benim ortak yazarımdır. Son kitapta ben yazarım ama o da yazardır" diye konuştu. Çevirmenin yalnızca metni bir dilden diğerine aktaran kişi olmadığını belirten Paixao, çevirinin esere ikinci bir hayat kazandırdığını da ifade etti.
Pessoa'nın açtığı kapı
İki ülke arasındaki kültürel ilişkilerde edebiyatın daha güçlü bir rol oynayabileceğini düşünen Paixao, Fernando Pessoa'nın Türk okurlar için Portekiz edebiyatına açılan önemli kapılardan biri olduğunu belirtti. Pessoa'nın eserlerinin büyük bölümünün Türkçeye çevrildiğini hatırlatan Paixão, çağdaş Portekiz şiirinin de Türkiye'de daha fazla tanınmasını istediğini söyledi. Edebi etkileşimin karşılıklı gelişmesini istediğini belirten Paixao, Türk yazarların ve özellikle şairlerin Portekiz'de daha geniş bir okur kitlesine ulaşmasını arzuladığını ifade etti.
"Edebiyat dünyayı yansıtır…"
Türkiye ile Portekiz'in şiir gelenekleri arasında belirgin farklılıklar bulunduğunu söyleyen Paixao, buna rağmen iki toplum arasında güçlü bir psikolojik yakınlık gördüğünü belirtti. Özlem, misafirperverlik ve insanlar arasındaki iletişim biçimlerini bu yakınlığın örnekleri arasında gösteren Paixao, "Edebiyat dünyayı yansıtır; ya da istersek dünya edebiyatı yansıtır diyebiliriz" dedi. Yabancı bir yazarı okurken yalnızca ortak noktaların aranmaması gerektiğini vurgulayan Paixao, "Ötekini, farklı olanı aramalıyız. Bir şeyler kazanıp hayatımıza katmamızı sağlayan şey farklılıktır" diye konuştu. Türkiye ile Portekiz arasındaki edebi diyaloğun da bu farklılıklarla zenginleşebileceğini söyledi.
"Ehlileştirilmeye direnmek"
Şiirin bugün de değerini koruduğunu, ancak bu değerin hız veya verimlilik üzerinden ölçülemeyeceğini belirten Paixao, şiirin sosyal medya ya da yapay zeka ile bu alanlarda rekabet etmek zorunda olmadığını söyledi. Instagram, Facebook veya yapay zekadan daha hızlı ve daha verimli olmaya çalışmanın şiirin gücünü oluşturmadığını ifade etti. Asıl gücün insanı durmaya ve düşünmeye yöneltmede yattığını belirten Paixao, kelimelerin farklı biçimlerde kullanılabileceğini, şiirin bir şeyi açıklamak ya da yalnızca güzel görünmek zorunda olmadığını söyledi. Bu belirsizlikle çalışmasının ve verimliliğe direnmesinin şiiri güçlü kıldığını savunan Paixao, sosyal medyada popülerleşen, siyasi söylemleri süsleyen veya ehlileştirilen şiirin bu gücü kaybettiğini öne sürdü.
Kendi yazma biçimini de bu noktada konumlandıran Paixao, "Ben de yazarken bunu yapmaya çalışıyorum: Ehlileştirilmeye direnmek" dedi.









