Şükrü KARAMAN
Beldelerine kondurulan çöplüğe karşı yargıdan kapatma kararı alan Çavuşlu halkı tesisin kapatılmasını bekliyor.
Başta Karadeniz Sahil Yolu’nu kısa süreliğin...
Şükrü KARAMAN
Beldelerine kondurulan çöplüğe karşı yargıdan kapatma kararı alan Çavuşlu halkı tesisin kapatılmasını bekliyor.
Başta Karadeniz Sahil Yolu’nu kısa süreliğine de olsa ulaşıma kapatma olmak üzere gerçekleştirilen çeşitli eylemlere karşın Giresun-Çavuşlu’nun içme suyunu sağlayan dere yatağına yapılan ve 2016 yılında faaliyete geçen çöplüğe karşı hukuksal alanda mücadele yıllardır sürüyor.
Kilometrelerce uzaklıkta Giresun ve ilçelerinden getirilen çöplerin buraya dökülmesiyle oluşan kötü koku beldeyi soluk alınmaz hale getirirken, sızan zehirli su dereye, dolayısıyla şebeke suyuna karışıyor.
İnsanlar musluklarından su kullanamaz, banyo yapamaz, çamaşırlarını yıkayamaz durumda. Zira akan sarı renkli kirli su belediyenin yoğun klorlamasına rağmen bir türlü berraklaşmıyor.
Ekmeği ve balığı ile ünlü beldeyi çöplükten kurtarmak için yılmadan hukuksal alanda mücadele sürdü. Bilirkişi heyetlerinin Katı Atık Bertaraf Tesisi’nin kapatılması yönünde görüş belirtmesi ve yerel mahkemelerin de aynı yönde karar vermesine rağmen ucube çöplük kapatılamadı.
Yitirilen bir davanın ardından Ordu Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuran Çavuşlu Merkez Mahalle Muhtarı Selim Hamzaoğlu ve arkadaşları bu kez hukuk mücadelesini kazandı. Sundukları sağlam kanıtlar üzerine istinaf mahkemesi itiraz yolu kapalı olmak üzere yıllardır can yakan çöplüğün kapatılmasına karar verdi. Belde halkı kazanılan utkunun sevincini yaşıyor.
İtiraz yolu kapalı olduğundan burayı işleten firmanın yargıya başvuru hakkı bulunmuyor. Yani çöplüğün kapatılmasının önünde hiçbir engel kalmadı artık. Lakin daha önce de yargıdan bu yönde kararı çıktığını, buna rağmen firmanın faaliyetini sürdürdüğünü göz önüne alan halk “Acaba bu kez de mi kapatılmayacak?” diye sormadan edemiyor.
Ancak Ordu Bölge İdare Mahkemesi’nin kararı kesin ve itiraz yolu da kapalı. Hal böyle iken yine faaliyetine devam eder mi her gün onlarca TIR’ın çöp döktüğü mezbelik alan.
Muhtar Selim Hamzaoğlu ve belde halkı bu kez ellerindeki sağlam ve bağlayıcı mahkeme kararı ile kapı kapı dolaşarak biran önce tesisin faaliyetinin sonlandırılması uğraşında. Öyle ya itiraz yolu kapalı mahkeme kararını tanımamak suç oluşturur.
Aslında Karadeniz’de Çavuşlu gibi sahipsizlikten birçok doğa harikası yerleşim alanında siyanürle altın arama, enerji santralleri, ormanlık birimlerde açılan taş ocakları ve HES’lerden ötürü çevre katliamları yaşanıyor.
PROFESÖRE TEHDİT
Salgın dönemiyle birlikte ekranlarda ve yazılı medyada halkı bilgilendiren, önlemlere uyulması ve aşının mutlaka yaptırılması gerektiğini sürekli vurgulayan Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, gözü dönmüş aşı karşıtı biri tarafından ölümle tehdit edildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Esin Şenol’un Ankara’daki özel muayenehanesinin kapsının önüne iki adet dana dili bırakılarak korkutulmaya ve yıldırılmaya çalışıldı.
Salgının başlamasından bu yana koronovirüs ile ilgili bilimsel verilerpaylaşan ve halkı sürekli uyaran değerli bir bilim insanının böylesi saldırıya uğraması asla kabullenilemez. Akıl tutulmasından başka bir şey olmayan böylesine çirkin şiddettin affedilecek bir yanı yok.
Sorumlu hekim olarak topluma ve hastalara karşı görevini yerine getiren Esin Davutoğlu Şenol, aşı karşıtları tarafından bir süredir tehdit alıyor ve taciz ediliyordu. Son olarak ofisinin önüne bırakılan iki dana dili ile adeta ölüm mesajı verildi.
Polisin kamera görüntülerini titiz bir inceleme sonucu kimliğini saptadığı şahısın daha önce de sosyal medya aracılığı ile Şenol’u tehdit ettiği ortaya çıktı. Tehditkarın Büyük Uyanış Derneği üyesi, sahte doktor olarak bilinen Opr. Dr. M.Y olduğu belirlendi. Saldırganın ifadesinin ardından serbest bırakılması ise üzdü. Bu denli açık ölüm tehdidine karşın nasıl elini kolunu sallayarak çıktı anlamak olası değil.
Bilimsel gerçekleri ve toplum sağlığını savunmaktan asla vazgeçmeyen Prof.Dr. Esin Davutoğlu Şenol’a Sağlık Bakanlığı, hekim arkadaşları ve toplum sahip çıkarak yalnız olmadığını göstermeli. Sağlıkta süren şiddetin son halkası akıl dışı bu tehdit. Her gün yurdun bir yerinde, hastanelerde sorumsuz ve sağduyudan yoksun öfkeli, çıldırmış insanların şiddetine maruz kalıyor, öldürülüyor özveriyle görev yapan hekimler ve sağlık emekçileri. Bir türlü önlenemiyor yüz kızartıcı bu tür çirkin saldırı ve cinayetler.
Sağlık emekçilerine yönelik şiddeti görüşmek üzere 1 Ağustos’ta toplantıya çağrılan TBMM Genel Kurulu ne yazık yeterl çoğunluk sağlanamadığından ötürü aç-kapa yaptı. 1 Ekim’de yeni yasama yılına başlayacak Meclis Genel Kurulu’nun önceliği kanayan bu yaranın acilen dindirilmesine yönelik düzenlemeleri hayata geçirecek kararları alması olmalı.
Zira iş çığırından iyice çıktı. Aklı başından gitmiş sorumsuzların 24 saat özveriyle çalışan sağlık çalışanlarına saldırıları sonlanmayacaktır. Öyle bir yasal düzenleme yapılmalı ki en küçük şiddete bile ağır cezalar verilmeli. Uzun emek ve eğitim sonucu yetişen hekimlere ve sağlık ordusuna sahip çıkmak toplumsal bir görev aynı zamanda.