Arapkirli, Habertürk’te yaşanan Mehmet Akif Ersoy krizi, Sözcü’deki tartışmalar ve Tele1’e el konulma sürecinin medyanın geleceği açısından ciddi uyarılar taşıdığını belirtti.
Gazeteciler Cemiyeti’nin yürüttüğü 9. Köy Projesi kapsamında düzenlenen “Memleketin Ahvali ve Medya” başlıklı söyleşinin konuğu deneyimli gazeteci Zafer Arapkirli oldu. Gazeteci Özlem Akarsu Çelik tarafından yönetilen söyleşide, BirGün gazetesi yazarı ve BirGün TV’de hafta içi her gün yayınlanan “Medyaterapi” programının sunucusu olan Arapkirli, Türkiye’deki medya düzeninin temel sorunlarını, sahiplik ilişkilerinin yarattığı tahribatı ve son dönemde gündeme damgasını vuran tartışmaları değerlendirdi.
“Türkiye’de her alanda çöküş yaşandı; her şeye güveni sıfırladılar”
Arapkirli, Türkiye’de uzun yıllardır süren siyasi yapının toplumsal kurumları aşındırdığını belirterek çöküşün en ağır hissedildiği alanlardan birinin medya olduğunu söyledi. Arapkirli, “Her alanda bir çöküş yaşadık. Türkiye’de sağ iktidarlar devrinde sürekli bu çöküşler yaşandı. Sağ iktidar döneminde değer denebilecek ne kadar konsept varsa hepsini çökertildi. Bu ülkede artık hakime, hakemlere, sandığa, mülakata, TÜİK’e, hatta milli piyango sonuçlarına güven kalmadı. Her şeye güveni sıfırladılar. Esnafa, siyasetçiye ve elbette medyaya güvenin kalmadığı bir noktaya geldik. Haberciye, yayıncıya güven kalmadı. Tanıklık yapan gazeteciler işsiz bırakılıyor, çalıştırılmıyor” dedi.
Medyanın güven kaybının yalnızca iktidarın baskısından kaynaklanmadığını belirten Arapkirli, medya kuruluşlarının sahiplik yapısına dikkat çekerek bunun köklü bir sorun olduğunun altını çizdi. Türk medyasının bugün içinden geçtiği kırılmaların arka planında sahiplik ilişkilerinin belirleyici olduğunu ifade eden Arapkirli, bu meselenin yalnızca son döneme özgü olmadığına işaret etti.
Arapkirli, “Medya sahipliği meselesi bu dönemin sorunu değil. Büyük holdinglerin kendi sektör çıkarları için medya sahibi olması yıllardır tartışılan bir konu. Bunun simgesinin Aydın Doğan olması tesadüf değil. Bu yapı, bugün hem yandaş medyayı hem de muhalif görünen mecraları şekillendirir hale geldi” diye konuştu.
Arapkirli, kamplaşmış medya düzeninin Türkiye’de haberin kamusal yarar için üretildiği zemini ortadan kaldırdığını söyleyerek, “Halk TV, Tele1, KRT, Sözcü, Flash Haber gibi bir kamplaşma oldu, onun karşısında da yandaş medya oluştu bu çok kötü bir manzara” sözlerine de yer verdi.

Sözcü ve Yılmaz Özdil tartışması
Son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sözcü–Yılmaz Özdil tartışmasını değerlendiren Arapkirli, Sözcü’nün çizgisinde bir değişim ihtimalinin toplumdaki muhalif beklenti açısından kritik olduğunu vurguladı. Arapkirli, “Burada peşin hükümde bulunmak istemiyorum ama Sözcü’nün eskisi kadar Halk TV ile koşut şekilde muhalif yayın yapan bir kanal olmaktan çıkacağı artık gözüktü. Dileriz böyle olmaz, çünkü Sözcü’nün özellikle gazetesi muazzam bir kitleye sahip. Reytingler/tirajlar meselesi tartışmalı. Ama Sözcü epey okunan bir gazete, o kadar insan Sözcü’nün rejime karşı, hükümete karşı bir duruşu olduğu için vatandaşın sesini yansıttığı için teveccüh gösteriyor. Eğer bir başkalaşıma girerlerse insanların sisteme dair umudu azalır; medyaya güven sıfırlanır” dedi.
Siyasi partilerin medya kuruluşlarına yakınlaşmasının yalnızca iktidar için değil muhalefet için de ciddi bir sorun olduğunu belirten Arapkirli, “Siyasi partilerin televizyon kanallarıyla veya gazetelerle bu tür bağlar içinde bulunması CHP için de AKP için olduğu kadar ciddi bir ayıptır. Siyasi partilerin bu tarz ilişkileri olduğu zaman kamuoyunda acaba parti mi finanse ediyor endişeleri başlar. Gazeteciler belediye faaliyetleri üzerinden fonluyorlarmış gibi bir algı oluşuyor. Bu algı zaman zaman sosyal medya üzerinden bana bile yöneltiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Habertürk ve Mehmet Akif Ersoy tartışması
Arapkirli, bir dönem iki kez çalıştığı Habertürk’te yaşanan Mehmet Akif Ersoy tartışmasını değerlendirirken medya sektöründeki yapısal sorunlara da dikkat çekti. Arapkirli, “Bu olay beni üzdü çünkü orada epey bir süre çalıştım. Bir gazetecinin şirketteki gücünü kullanarak kadın çalışanlar üzerinde baskı, mobbing ve taciz mekanizması oluşturulması iddiasını ciddiye almalı ve sorgulamasını yapmalıyız. Bu, medya sektöründe öteden beri için için kanayan bir yaradır. Faturasını kadınların ödediği bir yara. Güçlü konumdaki erkekler bunu yaptığında kimse bulaşmak istemiyor” dedi.
Çözüm; medyada toplumsal cinsiyet eşitliği
Medyada toplumsal cinsiyet eşitliği kültürünün yerleşip kurumsallaşmaması durumunda bu yaraların kapanmayacağını da belirten Arapkirli, bu tür isimlerin yıllarca ‘usta’ muamelesi görmesi, parlatılması, koruma tahsis edilmesi konusunun da sakıncalı olduğunu ekledi. Arapkirli buna ilişkin ise “Türkiye’de Uğur Dündar, Ali Kırca, Reha Muhtar, Mehmet Ali Birand dörtlüsü üzerinden televizyon anchormanları diye bir canlı türü oluştu son 30 yılda. Herkes onlar olmaya çalıştı ama onların türevi çıkmaya başladı. Bu arkadaşlar ve bunun gibiler vitrinde önemli eleman olarak baş üstünde taşındı. Zanaat olan tüm mesleklerde ustaya benzemek istersin. Bu çocukları da öyle bir konuma getirip, usta muamelesi görmeleri sağlandı. Yüksek maaşlar, çakarlı araçlar, koruma polisleri gibi imkanlar sunuldu. Mehmet Akif Ersoy meselesinde böylesine bir konuma getirilmesi böyle bir konumda muteber gazeteci muamelesi görmesi hatta cumhurbaşkanlığı nezdinde bile çok önemli kişiye dönüşmesi sağlandı. O zaman
toplumun da dönüp sorması lazım yediği içtiği özel hayatı hiç birimizi ilgilendirmez atfedilen çoğu şey suç bile değil. Ama eğer gazeteci sıfatını kullanıp parasal, mafyasal, siyasal ilişkilere girildiyse o zaman bu sorgulanmalı” ifadelerine yer verdi.
Arapkirli, bu tartışmanın Habertürk’ün marka değerine de zarar verdiğini söyledi ve kanalın geleceğine dair kaygılarını paylaştı.
“Habertürk’ün marka değeri ciddi şekilde aşındı”
Kanalın yaşadığı sarsıntının yalnızca kurumsal bir kriz olmadığını, medyada iş güvencesini de tehdit ettiğini belirten Arapkirli, “Bu süreç Habertürk’ün marka değerini ciddi biçimde aşındırdı. İçerikte de bir erozyona uğrandıysa bu bir sorun. Eğer fiyatı düşürülür ve yandaş bir yapıya devredilirse yazık olur. Böyle dönemlerde genelde düşük maaşlı çalışanlar işten çıkarılır, tepedekilere bir şey olmaz” dedi.
Tele1’e el konulma süreci: “Gasp edildi”
Arapkirli, Tele1’e el konulmasını da eleştirdi. Arapkirli, “Tele1 çalındı, gasp edildi. 2024’te yapılan yasa değişikliği, belirli suçlamalarla şirketlere bir anda el koyabilme imkânı tanıdı. Merdan Yanardağ’a yöneltilen casusluk suçlamasının akılla açıklanır yanı yok. Üstelik casus olduğuna dair delil de yok. Biz gazeteciyiz; herkesle görüşebiliriz. Casusla da teröristle de görüşebilir, çay kahve içebilir, telefon görüşmesi yapabiliriz, fotoğraf çekebiliriz. Gazeteci her türlü insanla görüşebilir, haber kaynağı olsun olmasın. Ben de rastgele yemek yediğim, oturduğum ortamlarda beni tanıyan ve fotoğraf çektirmek isteyen insanlarla denk gelebiliyorum. Burada amaç bambaşka. Acaba dertleri Merdan değil, casusluk değil de beş kanallık hissede yanlarına birini daha mı almak?” diye konuştu.
Tele1 çalışanlarının YouTube üzerinden yayınlarını sürdürdüğünü belirten Arapkirli, kanalın kurumsal yapısını geleneğini ayakta tutmaya çalıştıklarını da ekledi.
Olası CHP iktidarında muhalif medyanın ahvali nasıl olur?
Söyleşide yöneltilen sorulara da yanıt veren Arapkirli, Türkiye’deki gelişmeleri Halk TV gibi muhalif medya üzerinden takip eden yabancı medya katılımcılarından birinin “olası bir CHP iktidarında Halk TV’nin bağımsız bir yayıncılık yapma cesaretine sahip olup olmayacağı” sorusuna da yanıt verdi. Arapkirli, “Halk TV ya da başka muhalif kanallardaki gazetecilerin kendini o konuma düşürmemesini dileriz. Bu endişeyi uyandıracak konuşmalar, yazılar görüyoruz ve mesleğin üzerine titreyen mesafeleri dert edinen gazeteciler olarak hem kaygı hem de zaman zaman utanç duyuyoruz. Olası CHP iktidarında bugünün muhalifi bilinen ve kitlelerde beklenti oluşturan kanallar veya gazeteciler kendini böyle bir duruma düşürürse bu Türkiye için de mesleğimiz için de kötü bir örnek oluşturur” dedi.
Deprem suçları affedilir mi? Yandaş medyadan itiraz gelir mi?
Hükümetin hazırladığı af düzenlemesinin olası sonuçlarına ilişkin yöneltilen “depremde sorumluluğu bulunan isimlerin affedileceği iddialarına medyadan karşı çıkıp çıkılmayacağı” sorusuna da yanıt veren Arapkirli, “İktidarın mekanizmasının dışına itilmiş birkaç kişinin çıkışları oluyor ama ben bunları samimi bulmuyorum. Özünde zihniyet olarak iktidarın tüm günahlarına geçmişte sonuna kadar katılmış, bu düzenin kurulmasında işlemesinde her türlü katkıda bulunmuş isimlerin şimdi tavır alıp kendini öne çıkarması samimi değil. O nedenle iktidarın içinden dişe dokunur ciddiye alınır bir muhalefet geleceğine inanmıyorum. Ama sızlananlar olabilir. Öylesine menfaat çetesiyle karşı karşıyayız ki ciddi çıkış beklemiyoruz” diye konuştu.





