Denizlerdeki çevresel koşulların değişmesi, suyun yalnızca sıcaklığını değil, içindeki canlıların ve mikroorganizmaların yaşam alanlarını da etkileyebiliyor. Sıcaklık değişimleriyle birlikte deniz ekosistemindeki dengelerin farklılaşması, bazı mikroorganizmaların daha uygun koşullara ulaşmasına neden olabiliyor. Kıyı bölgelerinde kanalizasyon, atıklar ve yoğun yapılaşma gibi etkenler de deniz suyunun niteliği üzerinde etkili olabiliyor.

Özellikle yaz aylarında deniz kullanımının artmasıyla birlikte suyla temas kaynaklı sağlık sorunları daha fazla gündeme geliyor. Bu nedenle denize girilecek bölgelerin çevresel koşulları, suyun görünümü ve kirlilik ihtimali gibi unsurların dikkate alınması önem taşıyor. Denizlerde yaşanan değişimlerin insan sağlığına etkileri ise yalnızca tek bir bakteri ya da enfeksiyon üzerinden değil, bütüncül bir çevre ve halk sağlığı konusu olarak ele alınıyor.

Vibrio bakterisi riski sıcaklıkla yükseliyor

Deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, denizlerde yaşayan bazı bakterilerin çoğalması için daha elverişli koşullar oluşturabiliyor. Bu bakteriler arasında yer alan Vibrio, özellikle sıcak ve tuzluluk oranı görece düşük sularda görülebilen, insanlarda cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarının yanı sıra besin zehirlenmelerine neden olabilen bir bakteri grubu olarak biliniyor.

Prof. Dr. Esin Şenol

Açık yaralardan vücuda girebilen Vibrio bakterileri, bazı durumlarda hızlı ilerleyen enfeksiyonlara yol açabiliyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Esin Şenol, deniz suyundaki sıcaklık artışının Vibrio bakterileri açısından oluşturduğu riske dikkat çekerek bu bakterilerin hangi koşullarda çoğaldığını ve insan sağlığında ne gibi enfeksiyonlara neden olabildiğini anlattı.

Prof. Dr. Esin Şenol, deniz suyunun ısınmasının Vibrio gibi bakterilerin çoğalmasını artırdığını belirtti.

Sıcaklık artışı bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırıyor

Vibrio gibi bakterilerin 20 derecenin üzerinde ve özellikle deniz suyunun tuzluluğunun görece daha düşük olduğu bölgelerde görüldüğünü ifade eden Şenol, deniz suyu sıcaklığı 20 derecenin üzerinde kaldıkça bu bakterilerin yaşama ve çoğalma şansının da arttığını söyledi.

Vibrio gibi bakterilerin kabuklu deniz hayvanlarında, özellikle kıyılara vurma ihtimali olan midye gibi hayvanlarda besin zehirlenmelerine yol açabileceğini belirten Şenol, bu bakterilerin derideki çatlaklardan ve açık yaralardan girerek çok ciddi cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarına neden olabildiğini kaydetti.

Açık yarası olan kişilerin denize girmesinin bu nedenle çok riskli olduğunu vurgulayan Şenol, “Mutlaka suya dayanıklı bir flasterle kapatıp girmeleri lazım” dedi.

Deniz kaynaklı bir enfeksiyonun belirtilerini fark etmenin kolay olmadığını ifade eden Şenol, insanların yalnızca bir gün denize girmediğini, günlerce denize girdiğini belirtti. Şenol, kişilerin bir aşamada şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu söyleyerek, Vibrio enfeksiyonlarının belirti ve bulguları konusunda fikir sahibi olan kişilerin bunu deniz kaynaklı bir enfeksiyonla ilişkilendirebileceğini dile getirdi.

Deniz Bakterisi 3

530 araştırma kanıtladı: Reçeteye ‘üniversite’ yazmak ileri yaşta bireylerin ilaç kullanımını düşürüyor
530 araştırma kanıtladı: Reçeteye ‘üniversite’ yazmak ileri yaşta bireylerin ilaç kullanımını düşürüyor
İçeriği Görüntüle

Vibrio enfeksiyonları ciltte hızla ilerleyebiliyor

Vibrio enfeksiyonlarında, cilt ve yumuşak dokunun kızarıklık ve hassasiyetle seyrettiği selülit görülebildiğini belirten Şenol, bunun aynı zamanda içi sıvı dolu kabarcıklarla seyredebildiğini ve hızlı şekilde yayılabildiğini söyledi. Şenol, bu süreçlerin insanı ağır sepsis olarak adlandırılan dolaşım sistemi enfeksiyonlarına kadar götürebildiğini, hatta dokunun kaybına neden olabildiğini ifade etti.

Kanalizasyonun aktığı bölgelerde suya giren kişilerde ishal ve göz enfeksiyonlarının görülebileceğini belirten Şenol, Hepatit A gibi, karaciğerin mikrobik iltihabı olarak tanımlanan enfeksiyonlarla da karşılaşılabileceğini söyledi.

Hangi belirtilerde sağlık kuruluşuna başvurulmalı?

Hangi belirti ve bulgularda sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Şenol, ağır seyirli ishal, sıvı kaybı, yüksek ateşin eşlik ettiği ve kan dolaşımı enfeksiyonunu düşündüren durumlar ile besin zehirlenmesi ve ağır besin zehirlenmelerinde sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiğini belirtti. Şenol, bir yaranın mikrop kapmış görüntüde olması ve yaranın hızla ilerlemesi gibi durumlarda da sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti.

Özellikle yaşlıların ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerin çok daha riskli olduğunu vurgulayan Şenol, “Bu nedenle kötü kokunun olduğu, kanalizasyonun aktığından şüphelenilen, kanalizasyonların direne olduğundan şüphelenilen, etrafında çok fazla tesisin bulunduğu, görüntüsü ve kokusu hoş olmayan yerlerde denizlere girmemek lazım” dedi.

Türkiye’de deniz kaynaklı enfeksiyon verisi bulunmuyor

Türkiye’de deniz kaynaklı enfeksiyonlarla ilgili hiçbir verinin bulunmadığını belirten Şenol, Avrupa Hastalık Önleme Merkezi’nin Vibrio gibi bakterilerin çoğalmasını deniz suyu sıcaklıkları ve tuz oranlarıyla izlediğini ve bildirimler yaptığını söyledi. Şenol, “Ama Türkiye'ye baktığınız zaman onların çıkardığı haritada ‘hiç veri yok’ diyor. Dolayısıyla o veriye ben de sahip değilim” ifadelerini kullandı.

Deniz suyu sıcaklıklarının artmaya devam etmesinin yalnızca Vibrio riski anlamına gelmediğini belirten Şenol, etrafta pek çok mikroorganizma için besin olabilecek deniz içi popülasyonun ve deniz içindeki çeşitliliğin değişmesi nedeniyle çok daha sık ve artmış bir risk oluştuğunu ifade etti.

Denizlerin Türkiye’de girilemeyecek duruma gelmesinin sadece mikroplardan kaynaklanmadığını da belirten Şenol, müsilaja da dikkat çekti. Şenol, “Denizler aynı zamanda müsilaj dediğimiz ki oradaki müsilajın, balıkların midelerinden ve bütün dokularından izole ettiğimiz plastikle yakın ilişkisi olduğunu biliyorsunuz” dedi.

Denizlerin insanlara sunduğu yiyecek ve içeceklerin yanı sıra, insanları çok hastalandırabilecek süreçleri de tetikleyebildiğini belirten Şenol, Türkiye’nin deniz kirliliği konusunda riski çok yükselten bir ülke olduğunu söyledi. Şenol, özellikle deniz kıyılarındaki betonlaşma ve yapılaşmanın yanı sıra çok sayıda tesisin atıklarının denize direne edilmesinin riski artırdığını ifade etti.

Deniz Bakterisi 6

“Bizim tek sorunumuz sadece iklim veya suların ısınması değil”

“Bizim tek sorunumuz sadece iklim veya suların ısınması değil” diyen Şenol, iklim ve suların ısınmasının yanı sıra suların çekilmesi, kabarması ve yataklarının değişmesinin de müsilajla birlikte insan sağlığını çok tehdit eden noktalara getirdiğini söyledi.

Şenol, denizlerle ilişkinin geldiği noktaya ilişkin değerlendirmesini ise şu sözlerle tamamladı:

“Yani yakında sadece o maviliklere bakıp ayağımızı bile sokamayacak duruma geleceğiz. Bilinçli olmayanlar da girecek ve çok hastalanacak. Ya ani ya da daha uzun süreli onları hastalandıracak şeylere maruz kalacak. Aslında bize şifa olan, aslında bize kaynak olan denizlerle ilişkimiz maalesef bu durumda.”

Muhabir: Şilan Eylül Kandemir