Attila İlhan’ın yaşamı, İstanbul’dan İzmir’e, Paris’ten Ankara’ya uzanan çok katmanlı bir entelektüel yolculuğun izlerini taşır. Ancak bu yolculukta, Ankara’nın onun edebi ve düşünsel üretimindeki rolü çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Oysa 1956 yılında askerlik için ilk kez geldiği bu kent, 1973 yılında Bilgi Yayınevi’nin sahibi Ahmet Küflü’nün davetiyle hayatında ikinci kez parantez açtığında artık çok daha derin bir karşılaşmanın sahnesi olacaktır. "Soğuğu ve Ankara'yı öğreneceğim" diyerek giriş yaptığı bu dönemde, Tunalı Hilmi Caddesi'ndeki 94 numaralı apartmanın bodrum katı yalnızca bir yayınevi ofisi değil; Sevgi Soysal’dan Selim İleri’ye, Pınar Kür’den Gülten Dayıoğlu’na dek birçok yazarın yollarının kesiştiği bir edebiyat mahfiline dönüştü. Attila İlhan’ın gündelik hayatı Buğday Sokak, Tunus Caddesi ve Atatürk Bulvarı güzergâhında şekillenir; 1980 sonrası ise Kızılay’daki Set Kafeterya onun fikir alışverişi ve sohbet durağı haline gelir. 100. yaşında 'Kaptan'ı anarken, araştırmacı yazar Tolga Aydoğan ile Attilâ İlhan’ın Ankara’daki izlerini, tanıklıklarını ve başkentin onun düşünce dünyasındaki yerini konuştuk.

Çolpan İlhan ve abisi Attilâ İlhan
Attila İlhan genç yaşlarından itibaren birçok farklı şehirde yaşadı. İlhan’ın yaşadığı şehirler, şiirlerinde etkisini göstermiş midir?
Kesinlikle. Biliyorsunuz Attilâ İlhan 1925’te Menemen’de dünyaya geliyor ve hayatı farklı şehirlerde geçiyor. Şairliğe tutkusu belki de babası Muharrem Bedrettin Bey’den geçmektedir. Babasının divan edebiyatına olan ilgisi söz konusu. Tabi babasının kaymakam olması dolayısıyla birçok şehir geziyorlar ve Anadolu’yu tanıma imkânı oluşuyor. İzmir’in ardından babası Konya’da Ilgın’da görevlendirilince Konya’ya gidiyor aile. Burada İç Anadolu insanını tanıyor. Babasından sonra şiir anlayışının aşılanması konusunda Nazım Hikmet’in payı olmalı. 1941’de İzmir’de Atatürk Lisesi’nde okurken arkadaşı Vacide’ye şiirler yazmış, bunu mektuplarına taşımış ve sakıncalı görülüp daha lise talebesiyken okuldan uzaklaştırılmıştır. Tabi itiraz ediliyor. Dava açıldıktan iki sene kadar sonra okula dönmesine izin verilmiş ve bu sefer İstanbul’a yerleşmiş, Işık Lisesi’nde eğitimine devam etmiş. 1941 senesinde ilk serlerini vermeye başlar aslında. “Balıkçı Türküsü” şiiri “Yeni Edebiyat” mecmuasında yayımlanır. Sonra hayatının dönüm noktası gerçekleşir. Halk Partisi 1946’da bir yarışma açıyor. Oldukça prestijli bir yarışma ve ikinci oluyor. 164 şair katılıyor bu yarışmaya, jüride Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç ve Ahmet Kutsi Tecer gibi önemli isimler de var. Birinci olan Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş” şiiriyle… Üçüncü ise Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Çakır'ın Destan'ından” adlı şiiri ile… Attilâ İlhan ise daha yirmi bir yaşında gencecik bir lise talebesi. Şiir milliyetçilik duygularının en üst düzeyde olduğu “Cebbar Oğlu Mehemmed”. Bu şiiriyle ikincilik kazanmıştır. Amcası Hayrettin İlhan’ın yarışmaya katılması konusunda teşviki de vardır. “Cebbar oğlu Mehemmed / Fransız’a silah çekmiş / hür yaşamak uğruna / ırz uğruna namus uğruna / ana için baba ve kardeş için…” diye akıp giden o güzel şiir… O şiirde de işte gördüğü Anadolu’da siniyor dizelerine…
Atillâ İlhan'ın Ankara'da yaşadığı iki apartman halen ayakta
Ya Ankara, Paris, İstanbul?
Elbette. Ankara, Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık 1919 günü kente gelişiyle bir kültür başkenti olma yolunda… Nazım 1921’de gelmiş, Sonra Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, sonradan Yahya Kemal, Aka Gündüz, Ahmet Hamdi, Orhan Veli’ler Melih Cevdet’ler, Oktay Rifat’lar, Cahit Külebi’ler, Necati Cumalı’lar, Ahmet Rasim, Sabahattin Ali’ler ve daha kimler yok ki… Cahit Sıtkı da dönem Ankara’sında. 1946’da Halk Partisi’nin yarışmasından kazandığı ödül olan 5000 lirayı Posta Caddesi’ndeki Şükran Lokantası’nda arkadaşlarıyla bir haftada tüketiyor. Dediğim gibi bir kültür başkenti Ankara o yıllar. Yarışmadaki başarısının ardından Attilâ İlhan 1948’de Duvar adlı şiir kitabını çıkarıyor. İlk şiir kitabı… Sonra ver elini Paris… Fransız entelektüellerini ve düşünce yapısını tanıma imkânı buluyor. Farklı bir göz ile bakıyor hayata… 1949 ile 1965 arasında üç defa Paris’e gidip belli aralıklarla yaşıyor. Bu gezip gördüğü yerler onun şiirlerine de yansıyor. Kardeşi Çolpan İlhan’ın eşi var biliyorsunuz Sadri Alışık… Alışık bir röportajında “Ben kaç kez Paris’e gittim ama Attilâ İlhan’ın yazdığı o büyülü Paris’i bulamadım” demiştir. Malum İlhan’ın şiirlerinde bu durum yansır. Size büyülü bir atmosfer yaratır. Pia şiiri mesela… Bana puslu bir rıhtımda gece siluet halindeki bir kadını düşünmemi sağlar. Bir de mesela “Ben Sana Mecburum Bilemezsin” şiirinde aşkı hissederken bir yandan da farklı duygular hissedersiniz. “…ağaçlar sonbahara hazırlanıyor/ bu şehir o eski İstanbul mudur / karanlıkta bulutlar parçalanıyor / sokak lambaları birden yanıyor / kaldırımlarda yağmur kokusu / ben sana mecburum sen yoksun”. Biraz karamsarlık ve hüzün de yerleşiyor dizelerine… Ya da “…hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim / Aysel git başımdan seni seviyorum”… Sonra Yağmur Kaçağı, Tutuklunun Günlüğü adlı şiir kitaplarında o gerginlik katbekat yansıyor dizelerine…

İlhan, Yunus Nadi Armağanı kazandığı romanı 'Sırtlan Payı'nı Ankara'da kaleme aldı
Üç romanını Ankara'da yazdı
Attila İlhan doğrudan Ankara merkezli bir gazeteci-yazar değil. Ama Ankara’da geçirdiği dönemlerde siyasi gazetecilik pratiklerini sürdürdü; yazılarında Ankara’nın izleri, bürokratik analizleri ve siyasi çözümlemeleri belirgin şekilde yer aldı. Attila İlhan’ın edebî ve siyasal kimliğinin oluşmasında Ankara’nın nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?
Elbette Ankara Attilâ İlhan’ın şiirlerine yansıyor. Siyasi ortam da… İnönü döneminden şikayetçidir, Menderes döneminden daha çok… Mutlak bir eleştiri sanatçının kanında var, olmadı da… İlhan İzmir’deyken “Demokrat İzmir” adında bir gazetede çalışır. 1968’de Biket İlhan ile evlenir. 1973’te de Ankara’dan iş teklifi alır. Ve Ankara… Bilgi Yayınevi’nde çalışmaya başlıyor İlhan. Yayınevinin danışmanı, editörü… Eşi de bir okulda öğretmenlik yapar bu süreçte. 1981 sonbaharına kadar da Ankara’da yaşayacaktır. Bu süreçte 1974’te 'Sırtlan Payı' kitabını çıkarıyor ve Yunus Nadi Roman Armağanı’nı kazanıyor. 1978’de 'Yaraya Tuz Basmak', 1980’de 'Fena Halde Leman' adlı romanlarını yazar. 'Tutuklunun Günlüğü' kitabı da Ankara’da 1973 Kasım’ında Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanır ve kitap TDK ödülü alır. Nisan 1977’de 'Böyle Bir Sevmek' isimli şiir kitabını yayımlar. Bu kitabın içinde de Ankara’da bulunan Kavaklıdere’ye dair bölüm vardır. Adı 'Kavaklıdere Balladları'… Bir de bilirsiniz İlhan’ın kitaplarının arkasında 'Meraklısı için Ekler' ve 'Meraklısı İçin Notlar' kısmı bulunur. Bu kitapta 'İlk Kelepçe' şiirinde “Ankara’da tutuklanmış götürülen kelepçeli bir işçinin izlenimlerini anlatıyor” diyerek açıklama yapar. Ankara’nın izlerini bu kitaplarda bulmak mümkündür. Kitaba adını veren 'Böyle Bir Sevmek' şiiri Kavaklıdere Balladları bölümünde bulunur ve o meşhur dizeler “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular / yağmur giyerlerdi sonbaharla bir / azıcık okşasan çocuktular”… diye devam eden bu dizeler Ankara’da kaleme alınmıştır. Belki o kadınlar Ankaralı kadınlardır.

İlhan'ın Ankara yıllarının tanıklığını yapan Uğur Mumcu BBC'ye verdiği bir röportajda, "Şiiri çok severim. Şair olarak Attila İlhan'ı severim. Şiirlerini daha çok severim Atilla İlhan'ın. Bütün şiirlerini seviyorum. "Ne kadınlar sevdim, yoktular" diyor" demişti
Mavi Hareketi de İlhan’ın ortaya koyduğu bir edebiyat olayı. Mavi’nin ortaya çıkışından hareketle Attilâ İlhan’ın sanata ve hayata bakışından neler anlayabiliriz?
“Mavi” edebiyat hareketi ile İlhan bir oluşumu da hayata geçirmiştir. “Sanat Konuşmaları” adında bir kitap hazırlar. Bu sanat hayatına yönelik tenkitlerden oluşur. 1950’lerin başında Paris’ten döndükten sonra bir dergide eleştiri kaleme alır ve büyük yankı uyandırır. Kasım 1952’de yayımlanmaya başlayan Mavi Dergisi’nde yazan Ahmet Oktay bir yazı ile İlhan’a destek verir. Ardından toplumcu bir eşleştirici hareketi başlar. Divan ve Tanzimat Şiirinden uzaklaşan, 1940’larda Türk toplumunun hayatına giren yalın şiirlerin yani Garip Hareketini yani Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’i eleştirir. Sonrasında Garip’in devamı olan İkinci Yeni Hareketi de Mavi Hareketi’nin hedefi olur. İlhan, bu şiirleri Fransız şiirlerinin taklidi olarak görür. Böylece mevcut sanat ortamı yani Garip Hareketine tavır alan bir karşı gençlik hareketi başlatır.

İlhan’ın Bilgi Yayınevi’nin gelişiminde önemli pay sahibi olduğunu biliyoruz. Sizce İlhan’ın hangi özellikleri Ankara merkezli bu yayınevinin Türkiye çapına ulaşmasını sağladı?
Ahmet Tevfik Küflü çocuk yaşlardan itibaren okumaya düşkün biri. Hatta bir trende Bilecik’ten Ankara’ya dönerlerken, Küflü 8-10 yaşlarındayken Milletvekili ve aynı zamanda yazar olan Memduh Şevket Esendal’ı görür. Trende nasihat eder ve “oku yavrum” diyor Küflü’te… Küflü okuyor ve büyüyünce Bilgi Yayınevi’ni açıyor. Dahası ne büyük tesadüf ki Esendal’ın kitaplarını Küflü basıyor. Benim de iki kitabımı yayımlanmıştır Bilgi Yayınevi ve hâlâ Türkiye’nin büyük yayınevlerinden biridir. Bilgi Yayınevi 1956’da Ankara’da Sakarya Caddesi’nde kitapçı olarak faaliyete geçer ve 1965 senesinde yayınevi olarak da hizmet vermeye başlar. İşte İlhan’ın 1973’te Ankara’ya gelişi Küflü’nün davetiyle olur. Aslında 1956 sonunda İlhan Yedek Subay Okulu’nda okumak için Ankara’da bulunur ve sonra Erzincan’da askerlik yapar. İlhan farklı bir üslup getirmiştir. O dönem Hayat Mecmuası gibi çeşitli süreli yayınları Batı taklitçisi olarak gördüğünü ifade etmiştir. Yabancı kadınların kapakta olduğu, bizden olmayan haberlerle içeriklerin oluşturulduğunu söyleyerek tenkit etmiştir. Millilik isteği vardır aslında. O dönemde kitaplarda kapak konusu da mühim. Ünlü fotoğrafçı Ozan Sağdıç ile bir görüşmemde o dönemde ressamların kapak çizdiğini ve Bilgi Yayınevi’ne çok kapak çizdiğini anlatmıştır. Mesela Fahri Karagözoğlu bu ressamlardan biridir. 'Ayaşlı ve Kiracıları', Tarık Dursun K.’nın kitapları kısaca Attila İlhan döneminde bu tip kapaklar yenilik getirmiştir. Özgün olmayı ve yeni yazarların ortaya çıkışında İlhan’ın rolü büyüktür. Biket İlhan anılarında 1973 sonbaharında Küflü’nün davetiyle Ankara’da soluğu aldıklarını, eşinin de yeni yazarlar keşfettiğini ifade eder. Kim o gençler, Selim İleri, Sevgi Soysal, Nazlı Eray, Pınar Kür, Gülten Dayıoğlu… Daha niceleri…
Günümüzde Kahramanlar İş Merkezi olarak adlandırılan Gökdelen'deki Set Kafeterya İlhan'ın zaman geçirdiği yerlerden biriydi (1968)
Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu'yu Ankara'da tanıdı
Peki İlhan Ankara’da nerede yaşıyor? Buğday Sokak-Tunalı Hilmi Caddesi-Tunus Caddesi-Atatürk Bulvarı güzergahını izleyerek saat 10 sularında Set Kafeterya’da öğrenci, gazeteci ve edebiyatçılarla konuştuğunu biliyoruz. Bu anlamda Attila İlhan’ın bu alışkanlığının Ankara’nın da en az İstanbul kadar sanat çevresi açısından zengin olduğunun göstergesi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Attilâ İlhan’ın öğrencilerle ve yazarlarla buluştuğu Set Kafeterya sonradan Melbo olmuştur. Biz de gençliğimizde giderdik. Aynı yerde yıllar önce Attilâ İlhan’ın izlerinin olduğunu bilmek ne hoş. Attilâ İlhan Ankara’ya geldiği zaman Bilgi Yayınevi Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde bulunan 94 numaralı apartmanın 2 numaralı dairesinde (bugün 94 numarada Yaprak Apartmanı bulunmaktadır) faaliyet gösterir. Evini ise yakın olması için yine Tunalı Hilmi Caddesi’ni kesen bir sokak olan Buğday Sokak’ta tutar. Buğday Sokak’ta bulunan Buğday Apartmanı’nda birçok isimle görüşmüştür. 14.06.2004’teki Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında şöyle anlatır:
“Ankara‘daki yayıncılık macerasında; nice şair ve yazar tanıdım; gençlerden birçoğuna, kılavuzluk edip, yol açmaya çabaladım; şu var ki, geriye dönüp de baktığımda, Ankara yıllarından beliren simaların büyük çoğunluğu akademisyenler, düşünce adamları, araştırmacılar filan! Sözün gelişi Niyazi Berkes, Sabahattin Selek ya da Mümtaz Soysal! dahası Ahmet Taner Kışlalı, Emre Kongar, Mete Tunçay, Sina Akşin, Alpaslan Işıklı (…) İlhami Soysal, Çetin Altan, Uğur Mumcu, dostlarım arasına, orada girmedi mi? Yıldırım Koç ‘la, Kadir Cangızbay’la basbayağı çalıştık; Oktay Sinanoğlu‘nun, Yalçın Küçük‘ün elini, ilk defa orada sıktım; adları şu anda aklıma gelmeyen, kim bilir daha kaç dostumun?”




