Türk Edebiyatı'nın serbest nazımdaki devleşen sesi ve dünya edebiyatının evrensel değeri Nâzım Hikmet Ran, 3 Haziran 1963’te Moskova’da aramızdan ayrılışının 63. yıl dönümünde tüm dünyada ve Türkiye'de derin bir özlemle anılıyor. Kaleme aldığı destanlar, memleket hasreti kokan dizeler ve ödün vermediği fırtınalı yaşamıyla bir asra damga vuran usta şair, arkasında yalnızca edebi bir miras değil, üzerine onlarca araştırma yapılacak devasa bir hayat hikayesi bıraktı.

Nâzım’ı anmak, onun yalnızca şiirlerini okumakla değil, o şiirlerin hangi hücrelerde, hangi sürgün yollarında ve hangi büyük aşkların gölgesinde yazıldığını anlamakla mümkün. Şairin vefat yıl dönümünde, onun çok yönlü portresini, trajedilerini ve insani yanlarını anlamak isteyen okurlar için edebiyat dünyasının öne çıkan biyografik yapıtlarını ve bu yapıtların usta şairle olan derin bağlarını inceledik.

Şairi resmi tarihin kalıplarından çıkarıp günlük alışkanlıkları, dost meclislerindeki neşesi ve parmaklıklar arkasındaki direnciyle tanımak için onu bizzat sarmalamış dostlarının kalemine sığınmak gerekiyor. İşte Nâzım'ı bir mitolojik kahraman olarak değil; doğrusuyla, yanlışıyla, maruz kaldığı büyük hukuksuzluklarla ve dünya çapındaki edebi dehasıyla, gerçek bir insan olarak tanımak isteyen her araştırmacının ilk başvurması gereken kitaplar...

Wh F3C0F2F4E

Nâzım Hikmet’le 3,5 Yıl – Orhan Kemal

Türk edebiyatının usta romancısı Orhan Kemal (Mehmet Raşit Öğütçü), Bursa Cezaevi’nde Nâzım Hikmet ile aynı koğuşu paylaştı. O dönem henüz yolun başında ve şiir yazan genç bir mahkûm olan Orhan Kemal, Nâzım’ın koğuşa gelişiyle adeta yeniden doğdu. Nâzım onun şiirlerini inceleyip "Senin asıl kumaşın nesir" diyerek onu hikaye ve romana yönlendirdi; ona Fransızca, felsefe ve sosyoloji dersleri vererek bir nevi hocalık yaptı.

Kitap, edebi bir hoca-talebe ilişkisinden öte, iki büyük kalemin hapishane koşullarındaki insani dayanışmasını anlatır. Nâzım’ın ranza başında nasıl şiir yazdığı, sinirlendiği anlar, dostlarına olan bağlılığı, bizzat Orhan Kemal’in sıcacık ve nesnel gözlemleriyle okura aktarılır. Yıllar boyu yol arkadaşlığı yapmış iki isim hayata veda ederken de yolları kesişir: Nazım Hikmet 3 Haziran 1963'te hayatını kaybederken Orhan Kemal 3 Haziran 1970'te aramızdan ayrıldı.

Bahtiyar Ol Nazim

Bahtiyar Ol Nâzım – Vera Tulyakova Hikmet

Nâzım Hikmet’in Moskova’daki son yıllarını paylaştığı, uğruna saçları saman sarısı, kirpikleri mavi şiirler yazdığı son eşi Vera Tulyakova, usta şairin aramızdan ayrılışının ardından kaleme aldığı bu anı kitabında, Nâzım’ın Moskova’daki ev halini, memleket hasretinin fiziksel bir sancıya dönüştüğü o sürgün yıllarını anlatır. Kitap, kalbi Türkiye için atan bir dünya şairinin, her an kapıdan çıkıp memleketine dönecekmiş gibi hazır beklediği o hüzünlü ve son derece mahrem son dönemini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Budunyadannazimgecti

Bu Dünyadan Nâzım Geçti – Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû)

Vâlâ Nureddin, Nâzım’ın çocukluk ve ilk gençlik arkadaşıdır. Kurtuluş Savaşı’na destek olmak için İstanbul’dan Anadolu’ya birlikte kaçan, Bolu’da birlikte öğretmenlik yapan ve ardından Batı cephesindeki fikirsel arayışlarıyla Moskova’ya ilk kez birlikte giden kadim yol arkadaşıdır.

Nâzım Hikmet’in henüz "Mavi Gözlü Dev" olmadan önceki dönemini, fikirlerinin nasıl filizlendiğini, Anadolu insanıyla ilk temaslarını ve Moskova’daki Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV) yıllarını ilk elden kronolojik bir neşeyle anlatan en köklü kaynak olarak öne çıkıyor.

Hava Kursun Gibi Agir

Hava Kurşun Gibi Ağır – Hıfzı Topuz

Gazeteciliğin çınarlarından Hıfzı Topuz, Paris yıllarında bizzat tanışıp röportajlar yaptığı Nâzım Hikmet’in tüm ömrünü edebi bir kurgu potasında eritiyor. Belgelerden ödün vermeden yazılan bu biyografik roman, okura bir solukta okunacak bir hayat hikayesi sunuyor.

Yasamak Guzel Sey Kapak

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim- Nâzım Hikmet

Başkalarının onu anlatmasının ötesinde, Nâzım’ın sürgünde kendi geçmişine dönerek kaleme aldığı otobiyografik romanı 1962'de yazdığı "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim", usta şairin kendi sesini duymak isteyenler için en saf kaynak. 1920'lerin Türkiye'sini, sol mücdalenin yer altına çekilme sürecini kendi kurgusal süzgecinden geçirerek anlatır. Nâzım Hikmet'in kendi yaşamını farklı karakterler üzerinden sunduğu kitap, şairin düzyazı olarak kaleme aldığı 4 eserden biri. Ahmet karakterinin "Beş yıl daha yaşayabilsem" sözleriyle sonlanan kitap şairin hayatını kaybettiği 1963'te yayımlandı. 1966'da ise Türkçede basılabildi.

Wh 1E7De027F

Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı - Kemal Sülker

Türkiye'nin önemli sendikacılarından ve gazetecilerinden olan Kemal Sülker, Nâzım Hikmet üzerine yapılmış en devasa, en hacimli yerli araştırmaya imza atmıştır. 6 ciltten oluşan bu külliyat, adeta bir "Nâzım Hikmet Ansiklopedisi" niteliğinde. Kemal Sülker bu çalışmada bir biyografi yazarından ziyade, iğneyle kuyu kazan bir arşivci gibi davranır. Nâzım'ın doğduğu günden ölümüne kadar geçen her yılı, neredeyse ay ay, gün gün belgeler. Kitapta Nâzım'ın yargılandığı tüm davaların (İstanbul Ağır Ceza, Bursa Cezaevi, Donanma Davası vb.) iddianameleri, savunmaları ve gizli polis takibi (hafiye) raporları yer alır.

Sülker, Nâzım'ı anlatırken aslında tek parti döneminin ve Soğuk Savaş Türkiye’sinin de röntgenini çeker. Nâzım’ın şiirlerinin yayımlandığı dergilerin nasıl kapatıldığını, usta şaire selam veren aydınların nasıl takibe uğradığını ve 1950 yılında Nâzım’ın hapisten çıkması için dünyada ve Türkiye'de yürütülen o büyük "Açlık Grevi" ve imza kampanyası sürecini (Sartre, Picasso ve Aragon'un desteklerini) tüm telgrafları ve gazete kupürleriyle listeler.

335324 9786253890469 13408

Romantik Komünist - Saime Göksu & Edward Timms

Kitap, Nâzım Hikmet’in sadece bir şair ya da sadece siyasi bir figür olarak tek taraflı ele alınamayacağını savunur. Yazarlar, Nâzım’ın "paşa torunluğundan" bir komünist olma sürecini adeta bir sosyoloğun gözüyle inceler. Eserin en güçlü yönü, şairin 1938 Harp Okulu ve Donanma davalarının hukuki arka planını, o dönem ordu içinde dönen siyasi çekişmeleri ve Nâzım'a kurulan kumpasları mahkeme tutanaklarıyla gün yüzüne çıkarması. Yazarlar sadece Türkiye'deki kaynaklarla yetinmemiş; Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra açılan Komintern (Komünist Enternasyonal) arşivlerine girerek, Nâzım'ın Moskova'daki gizli parti raporlarını, KGB ve Sovyet bürokrasisi ile yaşadığı gerilimleri, usta şairin Stalin rejimine karşı hissettiği gizli hayal kırıklıklarını ilk kez belgeleriyle ortaya koydular.

Nazim Hikmet Jpeg 1704713932

23. Akbank Kısa Film Festivali için başvurular başladı
23. Akbank Kısa Film Festivali için başvurular başladı
İçeriği Görüntüle

Nâzım Hikmet: Yaşamı ve Yapıtları – Ekber Babayev

Azerbaycanlı edebiyat bilimci Ekber Babayev, Nâzım Hikmet’in Moskova’daki en yakın dostlarından, sırdaşlarından ve onun Doğu dilleri uzmanı olarak akademik çalışmalarına eşlik eden yol arkadaşlarından biridir. İlk kez 1975'te Rusça basılan ve dilimize Ataol Behramoğlu tarafından kazandırılan bu eser, usta şairin Sovyetler Birliği’ndeki entelektüel yaşamını en iyi anlatan kaynaktır. Babayev, Nâzım'ın sadece şiirlerini değil; oyunlarını, sinema senaryolarını ve dünya barış konseyindeki küresel mücadelesini analiz eder. Şairin Sovyet aydınları (Ilya Erenburg, Aragon vb.) arasındaki saygın yerini içeriden bir gözle roman akıcılığında aktarır.

0002049027002 1

Nâzım Hikmet’in Yolculuğu – Haluk Oral

Türkiye’nin en önemli edebiyat tarihçilerinden, belge ve el yazması koleksiyoncularından biri Haluk Oral, Nâzım Hikmet’in Yolculuğu ile ilk kez gün yüzüne çıkan fotoğraflar, şairin kendi el yazısıyla aldığı notlar, kartpostallar ve özel belgeler üzerinden Nâzım'ın köklerine (Selanik'teki çocukluğuna, Diyarbakır, Konya ve Halep yolculuklarına) bir keşif yürüyüşüdür. Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaşmasından tutun, cezaevindeki "takunyalı" fotoğraflarının arkasındaki hikayelere kadar, saklı kalmış insani ve tarihi detayları muazzam bir görsel arşivle sunar.

Kemal Tahire Mektuplar

Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nâzım Hikmet

Türk edebiyatının dev romancısı Kemal Tahir, 1938 Donanma Davası'nda Nâzım Hikmet ile birlikte yargılanmış ve mahkûm olmuştur. Nâzım Çankırı ve Bursa cezaevlerindeyken, Kemal Tahir Malatya ve Çorum cezaevlerindeydi. İki büyük ustanın parmaklıklar ardındaki mektuplaşmaları, sadece bir dostluk hikayesi değil; Türk romanının ve şiirinin nasıl inşa edildiğinin laboratuvarıdır. Nâzım, Kemal Tahir’e yazdığı her mektupta ona roman tekniği üzerine tavsiyeler verir, kendi yazdığı "Memleketimden İnsan Manzaraları"nın ilk taslaklarını göndererek eleştirisini ister. Dönemin aydın sefaletini ve hapishane psikolojisini estetik bir dille tartışırlar.

Sevdaliniz Komunisttir Nazim Hikmet In Siyasal Yasami05A4E7A29Fb0D860D1091995Ada1Bf1D

Sevdalınız Komünisttir - Emin Karaca

Birçok biyografi Nâzım Hikmet’in şiirsel estetiğine ve estetik devrimlerine odaklanırken, Emin Karaca madalyonun diğer yüzünü çevirir. Yazarın ana tezi şudur: Nâzım Hikmet, şiir yazdığı için komünist olmamıştır; komünist ve eylemci olduğu için o şiirleri o dille yazmıştır.

Kitaplar, şairin Türkiye Komünist Partisi (TKP) içindeki aktif, zaman zaman gerilimli ve illegal kadro yaşamını kronolojik bir ideolojik dönüşümle ele alır. Emin Karaca, Nâzım’ın İstanbul aristokrasisinden sıyrılıp Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geçişindeki ilk ideolojik uyanışını inceler. Bolu’da öğretmenlik yaparken Spartakistler (Almanya'daki sol hareket) ve Ankara’daki sol eğilimlerle nasıl tanıştığını, ardından Batum üzerinden Moskova’ya giderek KUTV’da (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) aldığı Marksist-Leninist eğitimi, bir şairin teorik olarak nasıl olgunlaştığını adım adım anlatır. Kitapların en özgün ve detaylı bölümleri, Nâzım’ın Türkiye’ye döndükten sonra TKP’nin merkez komite düzeyindeki faaliyetlerini kapsar. Emin Karaca, sol tarihin en sancılı sayfalarından biri olan "1929 Tevkifatı" (komünist tutuklamaları) sürecini ve parti içindeki klik çatışmalarını belgelerle sunar. Nâzım’ın, partinin eski lider kadrosuyla (özellikle Şefik Hüsnü dönemi ve sonrasındaki muhalif hareketler) yaşadığı teorik tartışmaları, partiden ihraç edilme sürecini ve ardından uğradığı haksızlıklara rağmen "partisiz bir komünist" olarak mücadelesine nasıl devam ettiğini derinlemesine inceler. Kitaba adını veren bu vurgu, Nâzım’ın 1930'lu yıllarda polisin, yargının ve sağ basının gözünde nasıl tehlikeli bir "ideolojik virüs" olarak kodlandığını anlatmak için seçilmiştir. Karaca; Nâzım’ın broşürler basan, fabrikalarda işçilerle gizli toplantılar organize eden, tersane işçilerinin örgütlenmesinde rol oynayan bir ajitatör ve örgütçü portresini çizer. 1938 Donanma ve Harp Okulu davaları bu kitaplarda edebi bir trajediden ziyade, "devletin komünist hareketi ve Nâzım'ı tasfiye operasyonu" olarak analiz edilir. Emin Karaca, askeri öğrencilerin Nâzım'ın şiirlerini okuyarak nasıl "isyana teşvik" ile suçlandığını, davanın tamamen siyasi bir kurgu olduğunu askeri mahkeme mantığı üzerinden deşifre eder. Emin Karaca, bu kitapları hazırlarken sadece resmi belgelere değil, eski TKP çınarlarının sözlü tanıklıklarına, illegal parti yayınlarına ve emniyetin eski "komünizm masası" arşiv kayıtlarına başvurmuştur. Sol hareketin kendi içindeki özeleştirilerini ve Nâzım’a yönelik z

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar