Doğu Karadeniz yaylalarında geçen etkileyici hikâyesiyle “Keçi 501” belgeseli, katıldığı ulusal ve uluslararası festivallerde kazandığı ödüllerle sinema dünyasında adından söz ettiriyor.
Yönetmenliğini Evrim Çervatoğlu’nun üstlendiği yapım, sade anlatımı ve güçlü görsel diliyle izleyici karşısına çıktı.

Doğu Karadeniz’den evrensel bir hikâye
Belgesel, Doğu Karadeniz yaylalarında çobanlık yapan Cengiz Taşçı’nın yaşamına odaklanıyor.
Yaklaşık dört yıllık gözlem süreci sonunda tamamlanan film, bir keçinin doğumuyla başlayıp bir yıl sonra aynı döngünün yeniden kurulmasıyla ilerleyen zamansız bir anlatı sunuyor.
Film, insan ile doğa arasındaki bağı; yalnızlık, özgürlük ve varoluş temaları üzerinden sinemasal bir dille aktarıyor.

Uluslararası festivallerde 5 ödüle layık görüldü
“Keçi 501”, katıldığı birçok festivalde önemli ödüller kazandı.
Film;
- Moskova Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde En İyi Ses
- St. Petersburg HIFF-HALO’da En İyi Belgesel ve En İyi İlk Oyunculuk
- Belgrad Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Belgesel
- İran Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde En İyi Belgesel
ödüllerine layık görüldü.
Ayrıca Yunanistan ve Slovenya’daki festivallerde Jüri Özel Ödülü kazandı.

Uluslararası platformlarda geniş festival seçkisi
Film; Antalya Altın Portakal, İsveç Film Ödülleri, Lulea ve Amsterdam ARFF Uluslararası Film Festivali gibi önemli organizasyonlarda finalist olarak yer aldı.
İstanbul Film Festivali ve SİYAD Ödülleri’nde de En İyi Belgesel kategorisinde finale kalan yapım, 30. Türkiye-Almanya Film Festivali ve 37. Münih Türk Film Günleri’nde özel gösterimlerle izleyiciyle buluştu.

Yönetmen Evrim Çervatoğlu: “Cengiz Taşçı’nın yaşamı derin gerçeklik barındıran bir hayatı temsil ediyor"
Yönetmen Evrim Çervatoğlu, belgeselin temelinde doğayla kurulan sahici bir yaşamın olduğunu vurguladı.
Çervatoğlu, Cengiz Taşçı’nın yaşamını şöyle değerlendirdi:
“Cengiz Taşçı’nın yaşamı, modern dünyanın dışında kalmış gibi görünen ama aslında çok daha derin bir gerçeklik barındıran bir hayatı temsil ediyor. Hayatın erken dönemlerinde yaşadığı kırılmaların ardından doğayla kurduğu bağ, zamanla onun tek gerçekliğine dönüşüyor. Bugün onun dünyasında insan ilişkilerinin yerini doğa, kalabalığın yerini sessizlik, karmaşanın yerini ise yalın bir düzen alıyor. Bu, dışarıdan bakıldığında yalnızlık gibi görülebilir; ancak içeride çok güçlü bir bütünlük ve aidiyet duygusu var. Cengiz’in hayatı, alıştığımız yaşam biçimlerinden tamamen farklı bir yerde duruyor. O, zamanın hızına yetişmeye çalışan değil, kendi zamanını kuran bir karakter. Keçileriyle, dağla, doğayla kurduğu ilişki bir varoluş biçimi. Karşılaştığı zorluklar, doğanın sertliği ya da yalnızlık, onun için bir engelden ziyade yaşamın doğal akışı.”

“İzleyiciyi o dünyanın içine davet ediyor”
Çervatoğlu, filmin anlatım yaklaşımına ilişkin ise şunları söyledi:
“Bu belgeseli çekerken en önemli önceliğim, bu hayatın doğallığını korumaktı. Uzun bir gözlem süreciyle, o dünyaya mümkün olduğunca sade ve dürüst bir yerden yaklaşmaya çalıştım. Çünkü orada zaten kurulmuş, kendine ait bir düzen ve ritim vardı. Keçi 501, biraz da bu yüzden anlatan değil; izleyeni o dünyanın içine davet eden bir yapım”

"Farklı kültürlerden izleyicilerle güçlü bir bağ kurabilmesi benim için son derece kıymetli"
Yönetmen, filmin farklı ülkelerde gördüğü ilgiyi değerlendirerek şunları ifade etti:
“Keçi 501’in farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerden izleyicilerle bu denli güçlü bir bağ kurabilmesi benim için son derece kıymetli. Film, aslında çok yerel bir hikayeden yola çıkıyor; ancak doğayla kurulan o temel ilişki, insanın varoluşuna dair evrensel bir karşılık buluyor. Bu nedenle hem izleyici tarafında hem de jüri değerlendirmelerinde bu kadar güçlü bir etki yaratması benim için şaşırtıcı değil ama çok anlamlı”





