Edip Akbayram aramızdan ayrıldı. Anadolu Rock’ın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden, ülkenin karanlık dönemlerinde Sabahattin Ali’nin şiirlerini taşıdığı şarkılarıyla, Aşık Mahzuni’nin yapıtlarını sesiyle buluşturmasıyla her dönem “Umudun Sesi” olarak adlandırılan Akbayram, doğduğu Gaziantep’in melodilerine de müziğinde yer verdi. Lise yıllarından itibaren keşfedilen sesi, okulda ona İstiklal Marşı’nı okuma ayrıcalığını sunarken zaman içinde sözlerine sadece öğrenci arkadaşları değil farklı politik ve sosyo-kültürel görüşten milyonlar eşlik etti.
‘Kentin Türküsü: Anadolu Pop-Rock’ kitabının yazarı, orkestralargruplartarihi.com kurucusu, gazeteci Cumhur Canbazoğlu, Edip Akbayram’ın 75 yıllık yaşam koşusundaki mihenk taşlarını 24 Saat’e anlattı.

Cumhur Canbazoğlu
Edip Akbayram'ın müzik kariyerinin başlangıcını, “Müziğin merkezi İstanbul’a yüzlerce kilometre uzakta Gaziantep’te doğmuş bir insandan söz ediyoruz; yani kendini gösterme şansı mucizelere kalmış biri” olarak tanımlayan Cumhur Canbazoğlu, sanatçının dokuz aylıkken yaşadığı çocuk felcinin de hayata karşı pes etmesine neden olmadığını ifade etti:
“Dokuz aylıkken çocuk felci geçirmesi ve sağ bacağının kısa kalması bir şekilde dünyasını, ruh sağlığını darmadağın ediyor. Ancak pes etmiyor ilginç şekilde. Sesinin güzel ve güçlü olduğunun fark edilmesi önemli artısı. Gaziantep’e gelip Büyük Ses Sineması’nda konserler veren Erol Büyükburç, Cem Karaca, Haramiler, Fikret Kızılok gibi isimleri, sınırlı harçlığından biriktirdiği paralarla izleyerek müziğe sevdalanıyor. Ailesi de yanında. Bu önemli. Evde Nuri Sesigüzel dinleniyor. Gaziantep’in kültürel yapısında, türkülerin, hoyratların, ağıtların, halayların yeri büyük; Edip’in kulağı plaklarla, düğünlerde çalınanlarla, türkülerle dolmakta çok küçükten.”

Edip Akbayram henüz lise yıllarında adından söz ettirdiği 'Siyah Örümcekler' ile
Siyah Örümcekler ile Güneydoğu’da popüler bir genç
Gaziantep Lisesi’nde okuduğu yıllarda arkadaşlarıyla kurduğu Siyah Örümcekler’den önce de kentte yaptığı müzik sayesinde tanınmaya başladığını söyleyen Canbazoğlu, orkestranın kuruluş hikayesini ve yaşadığı fiziksel engele karşın ruhuna kazandırdığı dinamizmi şu şekilde anlattı:
“Müzik sayesinde şehirde ufak ufak tanınmaya başlıyor. Gaziantep Lisesi’nde okurken Pazartesi sabahları İstiklal Marşı’nın maestroluğunu yapan Edip, müzik öğretmenin de desteğiyle, okulda grup ile orkestra arası bir topluluk kuruyor…"

Orkestranın adını Siyah Örümcekler koyuyorlar ve kendi paralarıyla aldıkları mavi ceketlerle siyah pantolonları giyiyorlar sahnede. Edip Akbayram için fiziksel engelin getirdiği ruhsal çöküşe dur deme dönemi bu. Çok önemli aşama. Siyah Örümcekler, düğünler, özel geceler yardımıyla Güneydoğu Anadolu’da ufak ufak tanınmaya başlayınca Gaziantep’teki toptan plak bayii Aziz Plak’ın teklifiyle İstanbul’a gidiyorlar. A yüzünde Kendim Ettim Kendim Buldum, diğer yüzünde de Çiçeklerin Dili olan 45’lik Güney Doğu’da iyi satıyor.”

"Akbayram kendi ozanlarımızın yapıtlarıyla ilerlemeye, aranjmana kalkışmayacağına, türkü söyleyeceğine ant içiyor"
Altın Mikrofon Yarışması’nda Aşık Veysel ile gelen birincilik
Üniversite için İstanbul’a gelen Akbayram’ın okula giriş sınavlarından aldığı olumsuz sonuçların da sanat yaşamında önemli olduğunu ifade eden Canbazoğlu, Aşık Veysel’in ‘Kükredi Çimenler’ dizelerini bestelemesiyle kazandığı başarının etkilerini aktardı:
"Babası Nedim Akbayram oto boyacısı ve gönderdiği harçlık İstanbul’da Edip’e yetmemekte. Müzisyen olarak iş arıyor, bulamıyor. Dişçilik fakültesinin sınavlarını verdiği günlerde Günaydın Gazetesi’nin Altın Mikrofon Yarışması’nı yeniden hayata geçireceğini duyuyor. Aşık Veysel’in Kükredi Çimenler adlı dizelerini bestelediği parçayı bağlamayla kaydederek yarışmaya gönderiyor. Halk oylamasıyla gerçekleştirilen 1972 Altın Mikrofon Yarışması’nda açık ara birinci geliyor. Geçmişte yabancı parçaları söyleyerek dans müziği yapmış ama taklit ederek bir yere varamayacağını biliyor. Kendi ozanlarımızın yapıtlarıyla ilerlemeye, aranjmana kalkışmayacağına, türkü söyleyeceğine ant içiyor. Sihirli değnek değiyor sonunda; Anadolu pop kulvarının iddialı ismi artık.”

Edip Akbayram meşhur kaftanı ve Dostlar grubu ile
Aşık ve Abdal geleneği Anadolu pop ile buluşuyor
Dönemin sanat dünyasındaki “grupça müzik yapma” anlayışının Edip Akbayram’ı da etkilediğini söyleyen Canbazoğlu, ilk olarak Vecdi Ören, Galip Kayıhan, Cudi Koyuncu, Koral Sarıtaş ile kurduğu ‘Dostlar’ grubunun Anadolu Pop müzikteki öneminin altını çizdi:
“Akbayram’ın en büyük sermayesi güçlü sesi ile yorumu ama Anadolu pop, grup müziğine açık ve deneysel yanı sivri bir tür olduğu için tek başına sahneye çıkmak ya da klasik orkestrayla söylemek zor. Acilen grup sorununu çözmesi gerek. Dostlar’ı kuruyorlar. Alaylı hepsi; bu nedenle grup çalışması çok önemli. Bir 45’lik için eve kapanıp haftalarca çalıştıkları, deneye yanıla, iyiyi buldukları çok oluyor. Geleneksel türkülerin yanında aşıklar ve abdallardan yararlanarak ilerlemeyi, güçlü bas, davul ve elektro bağlamayı birlikte harmanlamayı hedefliyorlar. Gerçekten de bu formül tutuyor, ürettiklerinin büyük bölümü listelerde ‘1 numara’ oluyor. Sırma işlemeli kadifeden kaftanıyla sahneye çıkan Akbayram ile grubu adeta şahlanıyor.”

Rekabet olsa da dostluk baki
TRT’nin sansürüne rağmen sanatı hız kazanıyor
Edip Akbayram’ın Aşık Mahzuni ile tanışması sonrası müziğindeki politik ağırlığın arttığını kaydeden Canbazoğlu, TRT’nin uyguladığı sansürün de Akbayram’ın geniş halk kitlelerince sevilmesinin önüne geçemediğini ifade etti:
"Aşık Mahzuni’yle tanışması ve yapıtlarını söylemeye başlaması Akbayram’ı sol kulvarın yeni liderlerinden biri haline getiriyor. Tabii, TRT denetimi hemen işe el koyuyor ve mikrofonlarını, ekranını kapatıyor Akbayram’a. Ama halkın desteğini engelleyemiyor. TRT baskısına rağmen 1968 kuşağı müzisyenlerinin serüveni kısa sürmüyor ve Akbayram dahil hiçbiri pes etmiyor. 1970’lerin ağır sorunları altında halk hızla politize olurken Anadolu pop bu değişime kayıtsız kalmıyor, politik roller üstleniyor."
1970’ler: Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere
Sabahattin Ali’nin dizelerine Kerem Güney’in yazdığı beste ‘Aldırma Gönül’ ile anonim parça ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ 500 binin üzerinde satıyor ardı ardına. Bu iki parça ‘sol kesim’in yeni marşı; mitinglerde, özel günlerde gürül gürül söyleniyor. Aşık Mahzuni türkülerini en fazla yorumlayan isim olarak geniş kitlelerin sevgilisi O. Anadolu popun zirvesindeki Barış Manço ile Cem Karaca’ya rakip haline geliyor iyiden iyiye. Şarkılarındaki söylemini günlük yaşamına yansıtarak sol cenahta çok değerli ve önemli artık. Sağ çevrelerden gelen baskılar gecikmiyor. 1970’li yılların ortalarına doğru bütün konserleri olaylı geçiyor ve sürekli tehdit altında yaşıyor.
Darbe sonrası apolitik müziğe karşı nasıl tavır aldı?
1980 darbesi sonrası gözaltına alınan ve serbest kaldıktan sonra uzun süre işsiz kalan Edip Akbayram için bir imdat yeleği çıkarılıyor: Arabesk. Müzik piyasasının nabzının attığı Unkapanı’nda apolitik müzik naraları atılırken Edip Akbayram’ın izlediği yolu Canbazoğlu, dönemin atmosferiyle anlattı:
“Seksenli yılların ilk yarısında darbenin getirdiği savrulma müzikte de yaşanıyor. Akbayram 12 Eylül 1980’de gözaltına alınıyor. Serbest kaldıktan sonra uzun süre iş bulamıyor. Sesi güzel ya, ‘aklını kullanarak’ bu işlerden vazgeçmesi ve arabesk söylemesi öneriliyor Unkapanı piyasasında. Gerçekten de, birçok toplumsal konuda halkı uyanık tutan, egemen kesimin yaptıklarını yakından takibe alan Anadolu pop-rockçular darmadağın edilirken ‘yoz müzik’ diye tanımlanan arabesk, büyük hızla boşlukları dolduruyor, Anadolu pop-rocktan önemli tiraj koparıyor. 12 Eylül’den sonra Türkiye’de protest müzik bir türlü belini doğrultamazken, bu tür müziği üreten isimler sindirilmeye çalışılıyor. Apolitize edilmiş yeni kuşakların beyinleri tek tip müzikle yıkanırken, ayakta kalabilen protest müzikçi olursa, sansürle, hapisle etkisiz hale getiriliyor.”

Akbayram: “İnsanın doğru bildiği, inandığı fikirler vardır, bunlar değişmez. Ama değişiyor… Yıllardır topluma sol mesajlar vermiş insanların nerelere gittiğini görünce kahroluyorum” 3 Şubat 1995
“Akbayram’ın halkı anlama çabaları havada kalmıyor”
Canbazoğlu, protest müziğin Edip Akbayram’ın da çabaları sayesinde tekrar ivme kazandığının altını çizerken farklı enstrümanların yer aldığı çok sesli tarzın sadece kentlilerce değil Anadolu’da da benimsendiğini ifade etti: “Edip Akbayram elinde sazıyla müzik yapmasa da, grup sounduyla protest müziği ileriye taşıyan kentli ozanların en önde yürüyenlerinden. Bir kere ayakları bizim topraklarda ve küçük, büyük herkesin kulağında yer etmiş yüzyılların türkü geleneğini modernleştirip sunarak halktaki batılılaşma eğilimini çok iyi yakalıyor. Halka yönelme, köklerini keşfetme, halkı anlama çabaları havada kalmıyor, Anadolu’dan da büyük destek geliyor. Bizim çalgılarla Batılı çalgıların iş birliğinden ortaya çıkan ezgiler, güçlü ritimler ve melodiler, kentler kadar kasabalarda da taraftar buluyor. Ozan duruşunun çarpıcı, tarihi adımları bunlar.”

Madımak Katliamı sonrası 'Türküler Yanmaz' kasetini çıkaran Edip Akbayram: ”Bu ülkede türküleri yakamazlar” 13 Eylül 1994
“Edip Akbayram demek umut demek”
Madımak Katliamı’nı takip eden günlerde çıkardığı ‘Türküler Yanmaz’ albümüyle ilgisi o dönem Edip Akbayram ile röportajlar da gerçekleştiren Cumhur Canbazoğlu, sanatçının müzik anlayışının hayata bakışıyla birebir örtüştüğünü özetledi: “Edip Akbayram demek umut demek zaten. Toplumcu müzik yaparken gözü sürekli geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunlarında. Kente göç edip, varoşlarda kabul edilmeyi bekleyen, iki farklı kültürü sindirmeye çalışan, olumsuz yaşam koşullarına rağmen hayata umutla tutunanların sesi o. Arabesk müzik onların zayıf noktalarına seslenirken, kararlılıkla, çizgisinden bir milim sapmadan ilerleyen de, karamsarlığa karşı çıkan da. Hep şunu söylüyor halka: ‘Müzik yapıcı, gerçekçi olmalı, insanlara umut, mutluluk vermeli. Ben hep insancıl bir müzik yapmaya çalıştım. Kitleleri birleştirici, her türlü insani değerlerin yanında olmaya çalıştım”

Bengi: Edip Akbayram, söyleyeceği sözü hiç sakınmadan söylemenin yollarını aradı, buldu
“Anadolu'dan çıkan ilk Anadolu-pop yıldızı”
‘100. Yılda Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’, ‘Sazlı Cazlı Sözlük’ gibi müzik, sanat ve günlük hayat ilişkili kitaplara imza atan gazeteci Derya Bengi Edip Akbayram’ın Anadolu Rock-Pop müziğin sadece kentlinin müziği olmadığının kanıtı olduğunu ifade etti: “Anadolu-pop 60'ların ortasında İstanbullu gençlerin icadı olarak ortaya çıktı. Sadece şehirli bir müzikten ibaret olmadığının, kolejli tuzu kuru gençlerin tekelinde bulunmadığının, Anadolu'da da geniş yankı uyandırdığının en büyük kanıtı Edip Akbayram'dı. Müziğe kendi memleketi Antep'te başladı, Antepli arkadaşlarıyla yıllarca rock çaldı, 1972'de bütün Türkiye'ye kendini tanıtarak Anadolu'dan çıkan ilk Anadolu-pop yıldızı oldu. 70'li yıllarda repertuarının yarısından fazlası Aşık Mahzuni Şerif ezgilerinin rock düzenlemelerinden oluşuyordu. Kerem Güney'e ait iki besteyle aynı yıllarda sol harekete umut ve direnç aşılamaya devam etti: Bunlardan biri Sabahattin Ali'den ‘Aldırma Gönül’, diğeri Nâzım Hikmet'ten ‘Kıymayın Efendiler’di. Darbe sonrası 80'li yıllarda bile Dostlar'la beraber grup sound'una sadık kaldı, söyleyeceği sözü hiç sakınmadan söylemenin yollarını aradı, buldu.”

Kaftan çıksa da 'Dostlar' bir arada
“Bir tür Bob Marley…”
Edip Akbayram’ı ilk kez 80’lerin ortalarında İzmir’de canlı dinlediğini ifade eden Bengi, katıldığı bu konser ile sanatçıya dair bir algısının bu sayede kırıldığını anlattı:
"Ben onu gençliğimde, 80'li yılların ortasında ilk defa canlı canlı İzmir Fuarı'ndaki bir gazinoda seyrettim. O güne kadar Edip Akbayram'ı sadece bizim gibi üniversitelilerin sevip saydığı bir sanatçı sanıyordum. Yanılmışım. Her kesimden, her yaştan vatandaşla tıklım tıklım dolu gazino bahçesinde aldığı reaksiyon, gördüğü destek, alkış kıyamet muazzamdı. Ben onun bir tür Bob Marley olduğunu o gün anladım.”


