Utku ŞENSOY İletişimin her alanda ışık hızıyla yapıldığı, bilginin ön planda olduğu dijital çağdayız. Bilgiye ulaşma neredeyse “bir tık” ötemizde, “ulu Google, Yandex vb....

Utku ŞENSOY İletişimin her alanda ışık hızıyla yapıldığı, bilginin ön planda olduğu dijital çağdayız. Bilgiye ulaşma neredeyse “bir tık” ötemizde, “ulu Google, Yandex vb. arama motorları” sağ olsun, var olsunlar! Ancaaak, hiç olmadığı kadar da “doğru bilgiden” yoksun olduğumuzu göz ardı etmeyelim. Gerçeğe ulaşmak belki de Hitler’in Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı Paul Joseph GOEBBELS’in (1897- 1945) dönemi hariç yurdumuzun da dahil olduğu dünyanın büyük bir kesiminde hiç bu kadar zor olmamıştır. Yazılı ve görsel basından sosyal medyaya kadar hemen her alanda “dezenformasyon çağını” yaşıyoruz. Karanlık odaklar ve çıkar çevrelerinin “yaygın bilgi kirliliği” ve “algı operasyonu” o kadar yoğun ve acımasız ki doğrunun es geçilip yanlışın el üstünde tutulmaya başlandığı absürt bir dönemden geçiyoruz. Kitap okuma alışkanlığı olmayan, bilimsen verilere dayanarak hazırlanan makaleleri es geçen, araştırmayı sevmeyen, analiz-sentez yetenekleri öğretilmemiş, sorgulayamayan toplumların kabusudur bu durum. Medyadaki çok değerli köklü kurumları tenzih ederim ancak, istisnalar dışındaki pek çok insanımız “Tv kanalı, gazete ve internet medyası” olarak tanımlayan sonsuz karanlık okyanusun içinde zihnini bilgi adı altında çöple doldurup debelenip duruyor, kendini de çevresini de heba ediyor. İşin tuhaf yanı, hiçbir bilimselliği olmayan içi boş yayınlardan beslenen necip halkımızın azımsanamayacak bir kesimi, bu mecralardan öğrendiği yalan-dolanı gerçekmiş gibi sağda solda ahkam kesip “sözde bilgi ambalajıyla” saf insanlara satmayı bir marifet sanıyor! Sosyal medyaya oldum olası itibar etmem, aile, dar çerçevedeki eş dostla WhattsApp sohbetleri ve üç beş paylaşım dışında hiçbir mecrada yer almam. Tik Tok’u da yemek tarifleri nedeniyle aile içinde paylaşırım. Sadece mesleğimiz gereği her tandanstan yerli yabancı gazete-dergiyi okumaya, dünyanın dört bir yanındaki Televizyon haber kanallarını izlemeye çalışıp, dünyada ülkemizde olup bitenlere farklı odak ve gözlüklerden nasıl bakıldığını anlamaya, öğrenmeye çabalarım. Kişisel aydınlanmasını tamamlayamamış, bilimin engin alanından nasibini alamamış, birey olabilmenin faziletlerini algılamaktan uzak, dogmaların ötesine geçememiş, köhnemiş zihinlerle asgari müşterekte buluşabilmek çok zordur. Bilgiyi, son sayfasından başlayarak üçüncü sayfasına geçerek okuduğu sözde gazete sayfalarından ya da neye hizmet ettiği bilinmeyen internet sitelerinden alan insanlarla bırakın bilimsel tartışma yapmayı, ciddi bir konu ya da günlük siyaset ve futbol konuşmak bile sıkıntılıdır. En iyisi bu türleri kendi dünyasında bırakıp hiç bulaşmamaktır. Boşuna ağaç yaşken eğilir dememiş atalarımız, bilgiye ulaşmak doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek önemli bir erdemdir, bilgi-birikim gerektirir. Bilgi, liyakat sahibi kadroların rahle-i tedrisatından geçerek, yıllar süren eğitimle elde edilebilir. Eğitim ise, öncelikli olarak temel eğitim ve ders kitaplarından başlar. 3 Mart 1924’de kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunundan (Öğretim Birliği Yasası) buyana, sadece son 20 yılda 16 kez eğitim sistemimiz değişime uğradı. Yaz-boz tahtasına dönen eğitimimizin ve ders kitaplarımızın hali ne yazık ki içler acısı. Hal böyle olunca iyi eğitimci ve donanımlı öğrenci yetiştirmek hayal oluyor. Yetişen tek tük insanımız ya küstürüp Batıya göçüp gitiiğine ya da sistemin karanlığı içinde ezilip, kaybolup bertaraf olduklarına tanık oluyoruz. Hal böyle olunca da pozitif bilimlerde, demokraside, insan haklarında Batıyı yakalayıp geçmek hayal oluyor, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefi hep başka baharlara ertelenirken, insanımıza da bolca hamaset ve nasihat kalıyor. Ömrünün 45 yılını eğitime insan yetiştirmeye adamış Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi emekli Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. F. Dilek Gözütok hocamızın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderdiği mektupta vurguladığı hususların iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın tüm siyasi kadrolar tarafından dikkate alınması gerekir. Değerli hocamızın o mektubundan bazı alıntılar aktarıyorum; “1996’da 7-8. Sınıflar için uzman ekip tarafından hazırlanan, deneme uygulamaları yapılan, yüksek lisans tezlerine konu olan “Yurttaş Olmak İçin…” öğretmen ve öğrenci kitapları Talim Terbiye Kurulu tarafından yardımcı kitap olarak M.E. Bakanı Hikmet Uluğbay döneminde kabul edildi. (Kitaplar TBMM kütüphanesinden edinilebilir.) Uygun bulunması halinde bu kitaplar da güncellenerek uygulanabilir. Bilim, sanat ve spor alanları uzmanları, program geliştirme uzmanları, eğitim psikologları, psikolojik danışma ve rehberlik uzmanları, eğitimde ölçme ve değerlendirme uzmanları, her kademe ve alandan öğretmenlerin oluşturduğu büyük bir ekip, henüz seçim yapılmadan programları yenileme/güncelleme, kitapları iyileştirme çalışmalarına başlamalıdır. Adına “Demokratik Eğitime Geçiş” ya da “Milli Eğitim Yoluyla Türkiye’yi Çağdaşlaştırma ve Yurttaşları Demokratikleştirme Atılımı” ya da uygun görülecek başka bir başlıkla EĞİTİM SEFERBERLİĞİ başlatılmalıdır.” Hasbelkader, “Radyo-Televizyon Haberciliği”, “Haber Programcılığı” ve “Sunuculuğu” gibi konularında edindiğim mesleki bilgi ve birikimimi, üniversitede genç arkadaşlarımla 10 yıldan fazla paylaşmış biri olarak, gerçek haberi, bilgiyi, eğitimde liyakati, doğru bilgi paylaşımını önemsiyorum. İktidar ve Ana muhalefet peş peşe vizyon belgelerini açıklarken partilerinin önceliği çerçevesinde ülkemiz için yaşamsal olduğunu düşündükleri konulara değindiler. TÜRKONFED ve TÜSİAD’ ın uyarıları dikkate alıp, ekonomideki tehlike çanlarına kulak verip sıkıntılara ivedilikle çözüm getirmek şüphesiz ülkenin ve iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin öncelikli sorunu. Ancak Milli Eğitimde işler yolunda değilse, toplum eğitiminde doğru yol bulunamamışsa, kritik görevler iyi eğitilmiş donanımlı liyakat sahibi kadrolara emanet edilmemişse ekonomi ne kadar iyi olursa olsun eninde sonunda çarklar durur. Ekonomi bozulunca da hiçbir şey yolunda gitmez çatırdar. Bu nedenle her şeyden önce EĞİTİM diyoruz.