CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'deki ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte şirketlerin ayakta kalmakta zorlandığını ve konkordato başvurularının korkutucu boyutlara ulaştığını açıkladı. Gürer, yaptığı değerlendirmede 2026 yılının henüz ilk iki ayında bin 12 firmanın veya şirketin konkordato talebiyle mahkemelere başvurduğunu belirterek, bu tablonun ekonomik yapının acilen yeniden ele alınması gerektiğini gösterdiğini vurguladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre, 2024 yılında 3 bin 497 olan konkordato ilan eden şirket sayısı, 2025 yılında 6 bin 360'a yükselerek büyük bir artış kaydetti. Son 8 yıllık süreçte toplam 23 bin şirketin bu yola başvurduğunu ifade eden CHP'li vekil, ekonomik daralmanın sadece küçük işletmeleri değil, ülkenin marka haline gelmiş sanayi devlerini de pençesine aldığını ifade etti.
İstanbul zirvede
Konkordato başvurularının Türkiye'nin sanayi lokomotifi olan illerde yoğunlaştığına dikkat çeken Gürer, İstanbul'da bin 491, Ankara'da 632, İzmir'de 267, Kocaeli'de 265 ve Bursa'da ise 208 firmanın borçlarını yapılandırmak için hukuki süreç başlattığını dile getirdi. Sektörel bazda bakıldığında ise 525 başvuruyla inşaat sektörünün ilk sırada yer aldığını, onu 393 başvuruyla tekstil, 128 başvuruyla gıda ve 95 başvuruyla tarım sektörünün takip ettiğini belirtti.
"Dar gelirlinin alım gücü düşerse sanayici de çöker"
İflasların ve icra takiplerinin artmasının toplumsal bir domino etkisi yarattığını söyleyen Gürer, konkordato ilan eden firmaların ticari ilişki içinde oldukları tedarikçilere ödeme yapamaması nedeniyle mağduriyetin geniş kitlelere yayıldığını savundu. Bu sürecin aynı zamanda ciddi bir işsizlik dalgasını tetiklediğini belirten Gürer, alım gücü düşen işçi, emekli ve dar gelirlinin piyasadan çekilmesinin sanayiciyi de üretim yapamaz hale getirdiğini sözlerine ekledi.
Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan sıkı para politikalarının piyasadaki nakit döngüsünü sınırladığını ve bunun her kesimi olumsuz etkilediğini savunan Gürer, marka firmaların ya batmak ya da yabancılara satılmak zorunda kalmasının ekonomik egemenlik açısından risk taşıdığını ifade etti. Gürer, çözümün sadece rakamsal düzenlemelerde değil, halkın alım gücünü artıracak ve üretimi destekleyecek kapsamlı bir ekonomik model değişikliğinde olduğunu vurgulayarak açıklamasını tamamladı.




