İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen sonbaharın geleneksel sinema şöleni Filmekimi, zengin seçkisiyle 15-18 Ekim tarihleri arasında Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor. Bu yılki Cannes, Venedik ve Sundance gibi festivallerde öne çıkan, ödüllü yapımlar, Kızılay Büyülü Fener Sineması’nın iki salonunda izleyiciyle buluşuyor.
Festivalin dikkat çeken yapımlarının başında, Pedro Almodóvar’ın yaratım süreci ile gerçeklik arasındaki sınırları tartıştığı melodramı Buruk Noel geliyor. Usta sinemacı, 2004 ve 2026 yıllarında geçen iki hikâyeyi iç içe geçirerek sinema tutkusunu perdeye yansıtıyor. Güney Koreli yönetmen Lee Chang-dong ise sekiz yıl aradan sonra çektiği ve Venedik’ten Büyük Jüri Ödülü ile dönen Olası Aşklar filminde, işten çıkarılan bir fabrika işçisi çift ile onların belgeselini çekmeye çalışan bir yönetmen çiftin kesişen yaşamlarını derin bir sınıf analiziyle aktarıyor.

Venedik’te En İyi Senaryo ödülünü kazanan Stéphane Brizé imzalı Örnek Asker, kurumsal şirketlerdeki çalışan hakları ile sermaye çıkarları arasına sıkışan bir insan kaynakları yöneticisinin açmazını ele alırken; May el-Toukhy’nin Venedik’te Altın Aslan kazanan filmi Meçhul Kadın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçmişindeki Nazi ilişkisini gizlemeye çalışan bir kadının gerilim dolu hikâyesini anlatıyor. Macar sinemacı László Nemes ise 35mm formatında çektiği Direniş filminde, Fransız yeraltı direnişinin simge ismi Jean Moulin’in Gestapo sorgusundaki amansız direncine odaklanıyor.

Peter Farrelly’nin yönettiği Ben, Rocky, sinema tarihine geçen Sylvester Stallone’un henüz tanınmayan genç bir oyuncuyken kendi yazdığı senaryoda başrolü oynamak için verdiği olağanüstü azim ve hayatta kalma mücadelesini konu ediniyor. Edebiyat dünyasının tekinsiz kalemi Patricia Highsmith’i Helen Mirren’ın canlandırdığı Anton Corbijn imzalı Cinayet Kitabı, son bir roman yazdırmak için yazarın kapısına dayanan hırslı bir ajanın karşılaştığı psikolojik oyunları merkezine alıyor. Kazuo Ishiguro’nun sevilen romanından Taika Waititi tarafından uyarlanan Klara ile Güneş, insanların yalnızlığına çare olmak üzere tasarlanan android Klara (Jenna Ortega) ile hasta bir kız çocuğunun dokunaklı bağını beyazperdeye taşıyor.

Büyük Buhran döneminde bir çalışma kampındaki mahkûmun altın kaçakçılığı üzerinden özgürlük arayışını anlatan Ethan Hawke ve Russell Crowe’lu Yük; ünlü şef Anthony Bourdain’in 1975 yazında mutfak dünyasına adım attığı ilk gençlik günlerini perdeye getiren Tony; ve İkinci Dünya Savaşı sırasında faşist Vichy rejimine hizmet eden sıradan bir memurun ahlaki çöküşünü sorgulayan Cannes ödüllü Devrinin Adamı da festivalin öne çıkan diğer yaşamöyküsü ve dönem filmleri arasında yer alıyor.
Lukas Dhont’un Birinci Dünya Savaşı cephesinde moral gösterisi sahnelemeye çalışan iki askeri anlattığı ve Cannes’da başrol oyuncularına ödül getiren filmi Coward; 1950’lerin dondurucu Colorado dağlarında kaybolan annelerinin ardından baş başa kalan bir baba-oğulun kederini işleyen Andrew Haigh imzalı Uzun Bir Kış; ve feci bir kazanın ardından Kanarya Adaları’nda suçlulukla yüzleşen bir aileyi resmeden Sandra Wollner imzalı Her Defa, derin yas ve affetme temalarını irdeliyor. Javier Bardem’in yönetmen bir babayı canlandırdığı Rodrigo Sorogoyen draması En Sevdiğim sinemacı bir ailedeki eski yaraları deşerken; Rudi Rosenberg’in Sevgi Sözcükleri tek başına ayakta durmaya çalışan bir annenin sıcak hikâyesini anlatıyor.

Televizyon muhabirliği ile adalet arayışı arasındaki etik çizgiyi Robert Pattinson’ın oyunculuğuyla sorgulayan Primetime; New York sokaklarında yaşlanan bir yankesicinin can pazarına düşüşünü konu alan John Turturro’lu Son Yankesici; ve 1986 Dünya Kupası’ndaki efsanevi Arjantin-İngiltere çeyrek finalini Maradona’nın golü ve Falkland Savaşı üzerinden irdeleyen Maç belgeseli de seçkinin dikkat çeken yapımları arasında bulunuyor.

Ankara seçkisi farklı türleri buluşturan zengin alternatifler de sunuyor. Amélie’nin yönetmeni Jean-Pierre Jeunet, bir mezarlık bekçisinin şiirsel hayatını Violette ile aktarırken; Olivia Colman’ın başrolünde olduğu İdeal Koca, kasabalıların dışladığı yalnız bir kadının kendine hasırdan bir koca yaptırmasıyla başlayan hiciv dolu bir kara komediye imza atıyor. Gregg Araki’nin 12 yıl aradan sonra çektiği Seni İstiyorum, provokatif bir sanatçının asistanı olan gencin cinayet ve fantezi ağlarına düşüşünü hicvediyor.

Kiefer Sutherland ve Al Pacino’yu New York mafyasına karşı bir araya getiren aksiyon-gerilim Father Joe; Güney Kore sahil kasabasında gizemli bir yaratıkla mücadele eden polislerin hayatta kalma savaşını anlatan Na Hong-jin imzalı Hope; ve Türkiye sınırında arabası çalınan bir kadının tekinsiz serüvenini izleyen Düşlenen Macera temposu yüksek anlar vadediyor. Festivalde ayrıca Willem Dafoe’lu Geç Gelen Şöhret, Afrika’da geçen retro-fütüristik bilimkurgu Prenses Mumbi, Werner Herzog’un yönettiği Bucking Fastard, romantik komedi Aşkın Elektriği ve başarılı bir cerrahın iç dünyasını sarsan Bir Kadının Hayatı da izleyiciyle buluşuyor.

Festival Koordinatörü Berfin Demirat, festivalin hazırlık sürecini, Ankara programının detaylarını ve festivallerin sinema seyircisine sunduğu katkıyı anlattı.
Toplam 44 filmden oluşan Filmekimi seçkisinin 30 filmlik özel bir programla Ankara’da gösterime girdiğini belirten Berfin Demirat, başkentin entelektüel dokusuna ve salonları her daim dolduran seyircisine dikkat çekti. Demirat, "Ankara yaratıcı yapı anlamında insanı besleyen, çok dolu bir şehir. Ankara seyircisi harika bir kitle; salonlar her zaman doluyor. Biz de elimizden geldiğince Ankara gösterimlerine itina göstermeye gayret ediyoruz" dedi.
Ankara programına özel iki film
Gösterimlerin Büyülü Fener Sineması’nın iki salonunda gerçekleştiğini ifade eden Demirat, Ankara, İzmir ve Mersin’deki izleyiciler için seçkiye özel eklemeler yaptıklarını aktardı. Demirat, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale ödülü kazanan ve yapay zekâ dokunuşlarıyla dikkat çeken Damien Hauser imzalı 'Memory of Princess Mumbi' ile Willem Dafoe’nun başrolünde yer aldığı 'Late Fame' filmlerinin Ankara seçkisine dahil edildiğini belirtti.
Ankara programına alınamayan filmler için "Festival programında karakter odaklı ve güncel toplumsal meseleleri ele alan yapımların öne çıktığını vurgulayan Demirat, kendi favorileri arasında yer alan Lee Chang-dong’un 'Love in the Big City' ve Stéphane Brizé’nin 'A Good Little Soldier' filmlerinin arka plandaki sosyal eşitsizlik ve sınıf çatışmasını çok güçlü işlediğini ifade etti.
Demirat, festivalin öne çıkan yapımlarından 'I Play Rocky' filmine de dikkat çekerek şunları söyledi:
"Sylvester Stallone’un efsanevi Rocky filmini ve o karakteri nasıl hayata geçirmeye çalıştığını anlatan, seyri inanılmaz keyifli bir yapım. İstanbul’da Atlas Sineması’nda izlerken film bittiğinde salonun coşkuyla alkışladığına şahit oldum. Bireysel bir varoluş ve hayata tutunma mücadelesini böylesine sıcak anlatan filmler seyirciyle anında güçlü bir bağ kuruyor."
Filmekimi seçkisinde yer alan, Venedik’te Jüri Ödülü kazanan ve Gazze’deki insan hakları ihlallerini konu edinen 'Naza' belgeseline de değinen Demirat, "Yanı başımızda gerçekleşen bir trajediyi anlatan böylesi bir belgeseli seyirciyle buluşturmak gerekiyordu. Dağıtımcı şartları nedeniyle Ankara programına dahil edemesek de umuyorum ki başkentli izleyiciler bu yapımı vizyonda izleme fırsatı bulur" diye konuştu.
"Sinema kolektif bir eylem, evde bu haz yaşanamıyor"
Dijital platformların yaygınlaşmasına rağmen sinema salonu kültürünün yerini hiçbir şeyin tutamayacağını belirten Demirat, salon deneyiminin önemini şu sözlerle aktardı:
"Kolektif olarak, dikkat dağıtıcı unsurlardan arınarak sadece perdeye odaklanmanın hazzı bambaşka. İki saat boyunca karanlık bir salonda dertlerden uzaklaşmak ve film bittiğinde o heyecanı salondakilerle birlikte alkışlayarak paylaşmak evde yaşanamayacak bir duygu. Bu yüzden sinemanın ve bağımsız salonların yaşatılması gerektiğine inanıyoruz."
Ankara'da gerçekleşecek film festivalleriyle Filmekimi arasındaki etkileşime ilişkin soruya yanıt veren Demirat, "Her festival filmleri ilk kez göstermek ister. Bizim gösteremediğimiz yapımları diğer festivallerin izleyiciyle buluşturması sinema adına büyük bir zenginlik. Günün sonunda kazanan her zaman seyirci oluyor" dedi.




