Dijital platformların günlük yaşamda daha fazla yer edinmesi, kişilerin bilgiye ulaşma ve çevresiyle etkileşim kurma alışkanlıklarını da değiştiriyor.

Gün içinde telefon ve sosyal medya kullanımının sıklaşması, kişinin zamanını nasıl geçirdiğinin yanı sıra dikkatini, ruh halini ve günlük işlerine odaklanma biçimini de etkileyebiliyor.

Sosyal medyada sürekli gündemi takip etme ve telefonu kontrol etme ihtiyacı, günlük yaşamın bir parçası haline gelebiliyor. Klinik Psikolog İnci İdil Kılıç, bu davranışın FOMO, dikkat dağınıklığı ve dijital yorgunlukla ilişkisini değerlendirerek, sosyal medya kullanımında kontrolün önemine dikkat çekti.

İnci İdil Kılıç

Sosyal medyayı sürekli kontrol etme isteği FOMO ile bağlantılı olabiliyor

Klinik Psikolog İnci İdil Kılıç, sosyal medyanın artık hayatın önemli bir parçası haline geldiğini ve bu nedenle kişilerin çoğu zaman farkında olmadan telefonlarını sürekli kontrol etme ihtiyacı hissedebildiğini belirtti. Bunun en önemli nedenlerinden birinin çevrede ve dünyada olup bitenleri kaçırmak istememek olduğunu ifade eden Kılıç, sosyal medyada sürekli yeni bir haber, paylaşım veya gündemin bulunmasının, bir süre bakılmadığında önemli bir şeylerin kaçırıldığı hissini oluşturabildiğini söyledi.

Bu durumun gelişmeleri kaçırma korkusu olarak açıklanan FOMO ile ilişkilendirildiğini belirten Kılıç, sosyal medyanın sürekli yeni içerikler sunarak bu hissi canlı tutabildiğini ifade etti. Kılıç, burada yalnızca gündemi takip etme isteğinin bulunmadığını, insanların başkalarıyla iletişim kurma, bir gruba ait hissetme, kendini ifade etme ve çevresinden geri bildirim alma ihtiyacının da sosyal medya kullanımını artırdığını aktardı.

Beğeniler, yorumlar ve mesajların kişiye sosyal olarak bağlantıda olduğu hissini verebildiğini belirten Kılıç, diğer yandan sürekli başkalarının ne yaptığını görmenin “Acaba ben bir şeyleri kaçırıyor muyum?” düşüncesini güçlendirebildiğini dile getirdi. Kişinin rahatlamak amacıyla yeniden sosyal medyaya bakabildiğini ve zamanla bu davranışın alışkanlığa dönüşebildiğini söyleyen Kılıç, sürekli sosyal medya ve gündem takibinin merak etmenin yanı sıra bağlantıda kalma, ait olma, geri kalmama ve gelişmeleri kaçırmama isteğinden beslendiğini kaydetti.

Pastırma yazı ne zaman başlayacak? İstanbul, Ankara ve İzmir için sıcaklık tahmini
Pastırma yazı ne zaman başlayacak? İstanbul, Ankara ve İzmir için sıcaklık tahmini
İçeriği Görüntüle

Telefonların ve internetin her an ulaşılabilir olmasının da bu davranışı günlük hayatın doğal bir parçası haline getirdiğini belirten Kılıç, kullanım arttıkça kişinin farkında olmadan sosyal medyayı daha sık kontrol etmeye başlayabildiğini ve bazı durumlarda bu kontrol etme isteğinin günlük yaşamı etkileyecek boyuta ulaşabildiğini ifade etti.

FOMO kişinin kendi hayatını başkalarıyla karşılaştırmasına yol açabiliyor

FOMO yaşayan bir kişide temel olarak “bir şeyleri kaçırıyorum” hissinin oluştuğunu belirten Kılıç, kişinin sosyal medyada sürekli başkalarının nerede olduğunu, ne yaptığını ve kimlerle vakit geçirdiğini görebildiğini söyledi. Bir noktadan sonra kişinin kendi hayatını da gördükleriyle karşılaştırmaya başlayabildiğini ifade eden Kılıç, “Herkes bir şeyler yapıyor, ben geride kalıyorum” ya da “Ben neden onlar kadar mutlu değilim?” gibi düşüncelerin ortaya çıkabildiğini aktardı.

Bu düşüncelerin kişide yetersizlik, dışlanmışlık, yalnızlık ve huzursuzluk gibi duygulara yol açabildiğini belirten Kılıç, FOMO'nun başkalarının yaşadıklarını veya önemli gelişmeleri kaçırmaya yönelik sürekli bir endişe haliyle ilişkili olduğunu ifade etti.

Kılıç, bu kaygının bir başka yönünün ise kişinin kendisini rahatlatmak için sosyal medyayı daha fazla kontrol etmeye başlaması olduğunu söyledi. Telefonuna bakmadığında “Acaba bir şey oldu mu?” ve “Bir şey kaçırdım mı?” şeklinde huzursuzluk yaşanabildiğini belirten Kılıç, sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu yaşayan kişilerin diğer insanlardan haberdar olabilmek için çevrim içi kalma ihtiyacı hissedebildiğini aktardı.

Kişinin sosyal medyaya baktığında neler olup bittiğini öğrendiği için kısa süreli olarak rahatlayabildiğini ifade eden Kılıç, ancak bu rahatlamanın uzun sürmeyebileceğini söyledi. Yeni paylaşımlar ve gelişmeler geldikçe yeniden kontrol etme ihtiyacının ortaya çıkabildiğini belirten Kılıç, FOMO'nun zamanla “merak ediyorum, kontrol ediyorum, rahatlıyorum ve sonra yeniden merak ediyorum” şeklinde bir döngüye dönüşebildiğini dile getirdi.

Kılıç, kişiyi asıl yoran şeyin çoğu zaman bir gelişmeyi gerçekten kaçırması değil, sürekli bir şeyleri kaçırabileceği düşüncesiyle yaşaması olduğunu belirtti.

Fomo 4

Sürekli telefon kontrolü dikkatin sık sık bölünmesine neden olabiliyor

Telefonun sürekli kontrol edilmesinin dikkat ve odaklanma becerisini etkileyebildiğini belirten Kılıç, burada özellikle telefonun kullanım süresinden çok dikkati ne kadar sık böldüğüne bakılması gerektiğini söyledi. Bir işe odaklanılmışken gelen bildirime bakılması ve ardından yeniden yapılan işe dönülmesiyle dikkatin bir noktadan başka bir noktaya taşındığını ifade eden Kılıç, bu durumun birkaç dakika sonra telefonun yeniden kontrol edilmesiyle tekrarlanabildiğini aktardı.

Her seferinde dikkatin bir noktadan başka bir noktaya taşındığını belirten Kılıç, araştırmalarda bu sık bölünmelerin konsantrasyonu ve verimliliği olumsuz etkileyebildiğinin görüldüğünü söyledi.

Psikolojik açıdan bakıldığında sürekli telefon kontrol etme davranışının zamanla bir alışkanlığa dönüşebildiğini belirten Kılıç, özellikle sıkıldığında, zorlandığında veya kısa bir boşluk yaşadığında kişinin elinin hemen telefona gidebildiğini ifade etti. Böyle bir durumda zihnin de sürekli yeni bir uyarana geçmeye alışabildiğini belirten Kılıç, ders çalışmak, kitap okumak veya uzun süre aynı işe odaklanmanın kişiye daha zorlayıcı gelebileceğini söyledi.

Akıllı telefon kullanımını inceleyen çalışmalarda da telefonun dikkat dağıtıcı olabildiği ve günlük sorumlulukların aksamasına neden olabildiğinin görüldüğünü aktaran Kılıç, bununla birlikte telefonu tek başına suçlamanın doğru olmadığını ifade etti. Telefonun hayatı kolaylaştıran çok işlevsel bir araç olduğunu belirten Kılıç, asıl bakılması gereken noktanın “Telefon bizim kontrolümüzde mi, yoksa biz farkında olmadan sürekli telefona mı yöneliyoruz?” sorusu olduğunu söyledi.

Kişinin yaptığı işi sürekli bölerek telefonunu kontrol etmesi ve sonrasında yeniden odaklanmakta zorlanması halinde, bu kullanım biçiminin dikkat ve odaklanma üzerinde olumsuz bir etkisinden söz edilebileceğini belirtti.

Dijital yorgunluğun tek bir belirtiyle ortaya çıkmadığını belirten Kılıç, bu durumun zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak kendini gösterebildiğini ifade etti. Psikolojik açıdan en sık karşılaşılabilecek belirtilerden birinin zihinsel olarak tükenmiş hissetmek olduğunu aktaran Kılıç, kişinin dikkatini toplamakta zorlanabileceğini, daha çabuk yorulabileceğini, konsantrasyonunun düşebileceğini ve bazen karar vermenin bile normalden daha zor hale gelebileceğini söyledi.

Özellikle sürekli bilgi akışına, bildirimlere ve farklı dijital uyaranlara maruz kalmanın zihinsel yükü artırabildiğini belirten Kılıç, kaynakta dijital yorgunluğun zihinsel ve bilişsel boyutunda dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, bilişsel aşırı yüklenme ve mental tükenmişliğin öne çıktığını ifade etti.

Fomo 3

Uzun ekran süresi göz, baş ve uyku sorunlarını beraberinde getirebiliyor

Uzun süre ekran karşısında kalındığında gözlerde yanma, kuruluk, kaşıntı, kızarıklık veya bulanık görme gibi şikayetlerin ortaya çıkabildiğini belirten Kılıç, baş ağrısı, boyun ağrısı, uykuya dalmakta zorlanma ve sabah yorgun uyanmanın da görülebildiğini söyledi. Dijital yorgunluğun yalnızca “zihnim yoruldu” şeklinde değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kılıç, bedenin de bu durumun sinyallerini verebildiğini aktardı.

Duygusal tarafta ise kaygı, motivasyon kaybı, stres ve duygusal tükenmişliğin görülebildiğini belirten Kılıç, kişinin bir noktadan sonra sosyal medyadan uzaklaşmak, kullanımını azaltmak veya ara vermek isteyebildiğini söyledi. Kılıç, kaynakta aşırı bilgi, aşırı iletişim ve sosyal yükün sosyal medya yorgunluğuyla ilişkisinin ele alındığını, yorgunluk arttıkça kişilerin sosyal medya kullanımını sınırlandırma veya bırakma eğiliminin de artabildiğinin görüldüğünü aktardı.

Bir psikolog olarak kişinin kendisindeki değişimi fark etmesini önemli bulduğunu belirten Kılıç, “Eskiden ekran başından kalktığımda böyle hissetmiyordum ama artık zihnim çok dolu, odaklanamıyorum, daha gerginim ve uyku düzenim de bozulmaya başladı” deniliyorsa bunun dikkate alınması gereken bir işaret olduğunu ifade etti. Dijital yorgunluğun bazen “telefonu çok kullanıyorum” düşüncesinden önce, zihnin ve bedenin artık dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu gösteren küçük sinyallerle kendini belli edebildiğini söyledi.

Sosyal medyadan uzak kalındığında biraz merak etmenin veya “Acaba ne kaçırdım?” diye düşünmenin oldukça anlaşılır olduğunu belirten Kılıç, sosyal medyanın artık günlük hayatın içinde olduğunu söyledi. Bu nedenle telefonu bir kenara bıraktığında yeniden bakma isteği duymanın tek başına psikolojik bir sorun anlamına gelmediğini ifade eden Kılıç, dijital ortamdan uzak kalındığında yaşanan eksiklik ve huzursuzluğun iletişimin hızına yetişme kaygısıyla da ilişkili olabildiğini aktardı.

Bir psikolog olarak daha çok dikkat ettiği noktanın kişinin sosyal medyadan uzak kalıp kalamadığı olduğunu belirten Kılıç, “Bugün bakmayacağım” dediği halde sürekli telefonunu kontrol eden ve uzak kaldığında yoğun bir huzursuzluk veya kaygı yaşayan kişilerde kontrolün zorlaşmaya başladığının düşünülebileceğini söyledi.

Bunun yanında günlük yaşama etkisinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kılıç, sosyal medyanın kişinin işini, okulunu, ilişkilerini veya dikkatini etkilemeye başlaması halinde durumun basit bir alışkanlığın ötesine geçmiş olabileceğini ifade etti. Kılıç, “Sosyal medyayı merak etmek başka, sosyal medyadan uzak kalamamak başka” diyerek asıl ayrımın burada başladığını belirtti.

Sürekli kötü haberlere ve olumsuz gündeme maruz kalmanın kaygı düzeyini artırabildiğini belirten Kılıç, özellikle sosyal medyada bir olumsuz haberden diğerine sürekli geçme davranışının doomscrolling olarak adlandırıldığını ifade etti.

Kişinin belirsizlik yaşadığında kontrol hissini yeniden kazanmak ve “Ne oluyor?” sorusuna cevap bulmak için daha fazla bilgi edinmeye çalışabildiğini belirten Kılıç, daha fazla haber takip ettikçe daha fazla olumsuz içerikle karşılaşıldığını ve bunun da kaygı, stres ve çaresizlik hissini artırabildiğini söyledi. Araştırmaların da doomscrolling ile kaygı arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösterdiğini aktardı.

Kısa süreli olumsuz haber maruziyeti bile anlık kaygıyı artırabiliyor

Bazı deneysel çalışmalarda 14-15 dakika gibi kısa sürelerle olumsuz haberlere maruz kalmanın bile kişilerin anlık kaygı ve olumsuz duygu düzeylerini artırabildiğinin görüldüğünü belirten Kılıç, meselenin yalnızca ne kadar haber takip edildiğiyle sınırlı olmadığını, haberlerin nasıl takip edildiğinin de önem taşıdığını söyledi.

Gün içerisinde sürekli telefonu kontrol etmenin, son dakika bildirimlerine maruz kalmanın ve aynı olumsuz olayla ilgili tekrar tekrar içerik tüketmenin zihinsel bir yük oluşturabildiğini belirten Kılıç, Türkiye'de 484 katılımcıyla yapılan bir araştırmada da olumsuz haber içeriklerinin psikolojik yorgunluğu ve haberlerden kaçınma eğilimini artırdığının görüldüğünü aktardı.

Bununla birlikte herkesin olumsuz haberlerden aynı ölçüde etkilenmediğini belirten Kılıç, bazı araştırmaların ilişkisel olması nedeniyle “kötü haber izlemek doğrudan kaygı bozukluğuna neden olur” şeklinde kesin bir çıkarım yapmanın doğru olmadığını ifade etti. Özellikle kaygı düzeyi yüksek olan kişilerde sürekli haber kontrol etme davranışının bir kısır döngüye dönüşebileceğini söyleyen Kılıç, tamamen gündemden kopmak yerine haber tüketimini günün belirli zamanlarıyla sınırlandırmanın, bildirimleri kapatmanın ve özellikle uyku öncesinde olumsuz içerik tüketimini azaltmanın daha dengeli bir yaklaşım olabileceğini belirtti.

Dijital yorgunluğu ve FOMO'yu azaltmak için teknolojiyi tamamen bırakmaya çalışmak yerine onunla daha kontrollü bir ilişki kurulması gerektiğini belirten Kılıç, FOMO'nun kişide sürekli “Bir şey mi kaçırıyorum?” hissi oluşturabildiğini ve bunun farkında olmadan telefonu tekrar tekrar kontrol etmeye dönüşebildiğini söyledi.

Araştırmalarda FOMO, sosyal medyada geçirilen süre ve doomscrolling arasında bir ilişki görüldüğünü aktaran Kılıç, günlük hayatta gereksiz bildirimlerin kapatılması, sabah uyanır uyanmaz telefona bakılmaması, haberlerin ve sosyal medyanın günün belirli saatlerinde kontrol edilmesi ve özellikle uyumadan önce ekran kullanımının azaltılması gibi basit adımlarla başlanabileceğini ifade etti.

Çevrim dışı aktiviteler sosyal medya kullanımına alternatif oluşturabiliyor

Telefonu yatak odasının dışında bırakmanın da bu sınırı oluşturmayı kolaylaştırabileceğini belirten Kılıç, sosyal medyada geçirilen zamanı yalnızca azaltmanın değil, bunun yerine ne konulduğuna bakmanın da önemli olduğunu vurguladı. Yürüyüş yapmak, egzersiz yapmak, arkadaşlarla yüz yüze görüşmek veya kişinin keyif aldığı bir hobiyle ilgilenmek gibi çevrim dışı aktivitelerin iyi oluş açısından daha destekleyici olabileceğini aktardı.

Kişinin kendi kullanımını gözlemlemesinin de önemli olduğunu belirten Kılıç, telefonu eline aldığında kendisine “Şu anda gerçekten bir şeye bakmak istediğim için mi telefonu açtım, yoksa otomatik olarak mı kontrol ediyorum?” sorusunu sorabileceğini söyledi. Sosyal medyada geçirilen zamanın ardından kişinin kendisini daha iyi mi, daha kaygılı ve yorgun mu hissettiğine dikkat edebileceğini belirten Kılıç, kişinin ne kadar sık kontrol ettiğini ancak bunu bilinçli olarak gözlemlemeye başladığında fark edebildiğini ifade etti.

Fomo 2

Muhabir: Eylül Kandemir