Basın meslek örgütlerinin çağrısı ile gazeteciler Ankara, Adana, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Van’da, “Artık yeter! Nefes alamıyoruz!” diyerek alanlara çıktı. "Sansüre hayır" diyen gazeteciler, “Habere özgürlük” istedi. Gazeteciliğin “İktidarların, siyasilerin ya da sermayenin değil, halkın yanında olmak” olduğunu hatırlattı.
Ankara’daki eylem için gazeteciler, diğer kentlerle eş zamanlı saat 14.00’da Kolej Kavşağında buluştu. En önde “Sansüre Hayır! Habere Özgürlük” pankartı arkasında toplanan gazetecilere destek de oldukça geniş oldu. Eyleme, çok sayıda milletvekili, parti yöneticileri, sendikalar, emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri ile vatandaşlar da destek verdi.

Yürüyüşe destekler
Toplanma ve yürüyüş boyunca sık sık "Gazetecilik suç değildir", "Özgür basın, özgür Türkiye", "Sansüre hayır, habere Özgürlük" sloganları atıldı. Tutuklu gazetecilerin isimlerinin okunarak, "burada" denildiği eylemde sık sık "İsmail çıkacak yine yazacak", "Merdan çıkacak yine yazacak" gibi sloganlar da atıldı.
Sakarya Meydanı’nda ÇGD, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Gazeteciler Cemiyeti, İnsan Hakları ve Medya Derneği, KESK Haber-Sen, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası adına ortak açıklamayı ÇGD yönetiminden, BirGün Ankara Temsilcisi Nurcan Gökdemir okudu.

Sık sık sloganlarla kesilen konuşmada, “Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz!” mesajı öne çıktı.
Okunan metin şöyle:
“Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez.
Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez.

"Gazetecilik halktan yanadır"
Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil.
"Gazetecilik siyasi iradenin ve sermayenin sesi olamaz"
Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal “ilkeleri” elbet bir gün yok olacaktır.

Bedel ödeyen gazeteciler!
Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor.
"Gazetecinin kalemi kırılırsa toplum karanlığa mahkûm edilir"
Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkûm edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin.

"Sizler de susturuluyorsunuz!"
Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma haklarına vurulan bir darbedir. ‘Gazetecilik suç değildir’ diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır. İşçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin özetle bu toplumun yani sizlerin gerçekleri öğrenmeniz, gelişmelerden haberdar olmanız istenmiyor. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz!
Son iki yılın bilançosu
Son 2 yılda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyum atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur. JINNEWS, Mezopotamya Haber Ajansı, KAOS GL haber sitesi erişime engellenmiş ve bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur. Bunun yanı sıra Evrensel, Kısa Dalga, SolHaber, Yeni Yaşam Gazetesi, Bianet gibi önemli haber sitelerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, birçok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır. Onlarca gazeteci ile MLSA ve İFÖD gibi derneklerin hesaplarına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca kamu reklamlarından muaf tutulan, yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve TV yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örneklerdir.

"Dayanışmadan kaçmak da sorgulanmalı"
Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya, gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin!
Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız.
Kürt gazeteciler susturulurken, muhalif gazeteciler tutuklanırken, bağımsız medya kuruluşları hedef alınırken, kamu yayıncılığı iktidar yayıncılığına dönüştürülürken susanlar; meslektaşlarının uğradığı baskıyı görmezden gelenler, gazeteciliğin ortak geleceğine zarar vermektedir.

"Gazetecilik kendisiyle aynı düşünmeyeni de savunabilmektir"
Gazetecilik, yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir. Gazetecilik, kendisiyle aynı düşünmeyen gazetecinin de haber yapma hakkını savunabilmektir. Oto sansürü normalleştirip, sansüre uğrayanın kimliğine, diline, siyasi görüşüne ya da çalıştığı kuruma bakarak dayanışmayı seçmek, mesleki dayanışmayı dar çıkarların sınırlarına hapsetmektir. Bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalmak, sıranın bir gün kendisine geleceğini unutmak demektir.”
Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek taleplerinin, “özgürce mesleklerini yapmak” olduğunun altı çizilen açıklamalarda, tüm gazetecilere çağrı yapılarak; “Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz” denildi.
Açıklamada, “Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz” değerlendirmesi yapıldı.
Açıklama şu taleplerin sıralanması ile sona erdi:
-Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın
-Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin
-Medyada Kayyım uygulamalarına son verin
-Hukuksuz erişim uygulamaları sonlandırın
-Kamu reklam ve ilanlarının adil ve eşit dağıtın
-Anayasamız ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin!
Açıklamadan sonra tutuklu gazetecilerin cezaevlerinden gönderdiği mesajlar da okundu.
Tutuklu gazeteci İsmail Arı’nın mesajını TGS Ankara Şube Başkanı Sinan Tartanoğlu okudu. İsmail Arı’nın mesajı şöyle:
“Aynı yıl, aynı adliyede, aynı suç iddiası ile 2. kez tutuklanan gazeteci olarak basın tarihine geçeceğimi tahmin ediyorum. Yine beni tutukladıkları suç maddesinin yatarı yok. Sadece gazetecilik yaptığım için boşu boşuna cezaevinde tutuluyorum. Ve hayatımdan günler çalınıyor. Birçok meslektaşım içeride. Tüm gazetecileri de tutuklasanız bu halkın yüzü gülmeyecek. Sonuna kadar gazeteciliği savunacağız. Artık elinizi üzerimizden çekin, anayasaya uyun ve bırakın işimizi yapalım. Sonuna kadar gazeteciliği savunacağız. Sevgiler.
İsmail Arı- Sincan Cezaevi”

Daha sonra tutuklu gazeteci Şaban Sevinç’in mesajını da Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi Özlem Akarsu Çelik okudu. Sevinç’in mesajı şöyle:
“Değerli meslektaşlarıma;
Mesleğimiz ülke tarihinin en kara günlerini yaşıyor. Kendisini devlet zanneden iktidarın, mesleğimize yönelik baskılarından hepimiz çeşitli şekillerde payımıza düşeni yaşıyoruz.
Ben de sırf gazetecilik yaptığım için fon olayını usulüne uygun sorgulayıp iddialara yanıt verilmeli dediğim için tutukluyum. Pek çok gazeteci arkadaşım hiçbir suç işlemediği halde benim gibi tutuklu bulunuyor.
Ama inanıyorum ki bugünlerin geçmesi, geri kalması yaklaştı. Umutsuz değiliz. Güzel ülkemizin demokrasiye, hukuka, basın özgürlüğüne yeniden kavuşacağı günler yakındır.
Başta bu toplantıyı düzenleyen TGS ve tüm meslek örgütlerimize olmak üzere tüm destek verip katılanlara teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Basının da tekrar özgür olacağı günlerde buluşmak üzere.
Şaban Sevinç/ Maltepe 2 Nolu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu.”
DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu da yine cezaevindeki üyeleri Derya Okatan’ın mesajını okudu. Okatan’ın mesajı şöyle:
“Herkese merhabalar. Bakırköy Cezaevi’nde 3’üncü haftamı doldurdum. Ben tutuklandıktan sonra Halk TV’ye kayyım atandı. Meslektaşlarım Murat Ağırel ve İsmail Arı tutuklandı. Cezaevi koşullarında erişemediğim daha kaç soruşturma, gözaltı, tutuklama, erişim engeli oldu bilmiyorum. Ama bu kadar kısa sürede yaşanan saldırılar da gösteriyor ki, basın çok ağır bir saldırı altında. Bu koşullarda meslek örgütlerinin mücadelesini çok kıymetli buluyorum. Dışarıda olsaydım bende kesinlikle sizlerle birlikte sokaklarda olurdum. Biz tutuklu gazetecilerin sesi olan tüm meslektaşlarımıza aynı koğuşta tutulduğumuz Nadiye Gürbüz ile birlikte selamlarımızı iletiyoruz. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler.
Derya Okatan.”




