TBMM’de bu hafta: 'Çerçeve yasa' sunulacak ve 'öğrenci affı' görüşülecek
TBMM’de bu hafta: 'Çerçeve yasa' sunulacak ve 'öğrenci affı' görüşülecek
İçeriği Görüntüle

Çetin Sak
6 Şubat’ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7,6’lık depremler, birçok ilde büyük yıkıma ve can kaybına neden oldu. Bu illerden birisi de Gaziantep oldu. Başta tarihi kale olmak üzere birçok tarihi yapının depreme yenik düştüğü Gaziantep’te yıkılan ya da zarar gören yapıların öyküsünü aktarıyoruz.
G4Tarihi Gaziantep Kalesi
 Kent merkezinde ve kente hâkim bir konumda bulunan Gaziantep Kalesi, eski kent dokusunun yoğunlaştığı bir alanda Alleben deresinin güney kesiminde yer almaktadır. Kale ilk olarak Roma Döneminde gözetleme kulesi olarak yapılmış, günümüzdeki şeklini ise M.S. 6. yy ’da Bizans Döneminde almıştır. Şehir merkezinde bulunmasının yanı sıra, kalenin Antep harbi zamanında kullanılması ve günümüzde üzerinde milli mücadele döneminde yaşanan olayları anlatan Kahramanlık ve Panorama Müzesi bulunmasından dolayı önem taşımaktadır. “GTO (2012) ‘Gaziantep Turizm Raporu’, Gaziantep, pp. 8-11.
G1-1Gaziantep Kurtuluş Camisi
Gaziantep Kurtuluş Camisi (eski adı Meryem Ana Kilisesi), 1892 yılında kilise olarak inşa edilen 125 yıllık yığma bir taş yapıdır. Gaziantep’in Tepebaşı semtinde bulunan cami, kiliseden sonra 1980’e kadar cezaevi olarak kullanılmış, 1980’den sonra ise camiye dönüştürülmüştür. Bu kapsamda, çan kulesinin yarısı yıkılarak tek balkonlu minareye çevrilmiş, 1985 yılında ise bir minare daha eklenmiştir (Gaziantep VGM, 2016).
Gaziantep’te 1971 ve 1988’de iki deprem meydana gelmesine rağmen, cami ile ilgili yapıldığı tarihten (1892) günümüze kadar önemli bir deprem hasarına uğramadığı bildirilmektedir (Gaziantep AFAD, 2016). Ancak, cezaevi olarak kullanıldığı tarihlerde camide önemli hasarlar meydana gelmiştir.
G3Bayazhan
 Bayazhan, Bayaz Ahmet Efendi tarafından 1909 yılında yaptırılmıştır. Osmanlı Han mimarisine uygun olarak iki katlı ve tek avlulu hanlar grubuna giren yapı, dikdörtgen şeklinde bir plana sahiptir.
Klasik Osmanlı han mimarisinin birçok özelliklerini üzerinde taşıyan yapı, düzgün kesme taştan inşa edilmiş olup, kırma çatıyla örtülüdür. Zemin kattaki dükkânlar geniş kemerlerle caddeye açılmaktadır. Üst katta ise cephe boyunca sıralanmış kemerli pencereler ve sahar (demir işçilikli) korkuluklarla oluşturulan balkon bulunmaktadır.
Bayazhan Gaziantep kent kültürü ve tarihinin tanıtılması amacıyla müze haline getirilerek 2009 yılında hizmete açılmıştır. Bayazhan Kent Müzesi’nde Gaziantep’in tarihi, turistik yerleri, doğal güzellikleri, ekonomisi, el sanatları ve mutfak kültürü hakkında ziyaretçilerin bilgi alarak şehri tanımaları sağlanmaktadır.
Tarihi Antep Evleri
 Yüksek duvarlar arkasında, dış mekânlardan mümkün olduğunca soyutlanmış, avluya dönük yapılardır. Antep evleri, genellikle iki katlıdır. Bölgede taş kullanımının yaygın olması nedeniyle evlerin yapımında havara taşı (yumuşak kalker), topak taşı, keymıh (sert kalker), minare kayası, bazalt (karataş), beyaz mermer, kırmızı mermer ve doğadan toplanan bazı renkli taş cinsleri kullanılmıştır. Kullanılan taş cinslerinin, evleri dayanıklı kılmasının yanında diğer bir özelliği, yazları serin, kış aylarında ise sıcak tutmasıdır. İklimsel etkiler ve yaşayış tarzı mimaride iç avlu anlayışı hâkimdir. Evlerdeki avlulara, yaşantının büyük bölümünün burada geçmesi nedeniyle “hayat” denilmektedir. Mahremiyeti sağlamak için zemin katlarda sokağa bakan pencere açılmaması da hayat denilen mekânları vazgeçilmez kılmıştır. Hayatın kenarlarında çoğu zaman çiçeklikler, merdiven altında ya da avlu kenarında gizlenmiş kuyu ve ortasında “Ganne” adı verilen havuz bulunmaktadır.
Evin üst katlarına genellikle dıştan merdivenlerle ulaşılır. Sofa etrafında sıralanmış çoğu zaman eyvanlı odalar yer alır. Yörede eyvan adı verilen bu bölümün üst tarafı kapalı olup, ön yüzü avluya bakar. Sıcak yaz günlerinde gölgeli bir mekândır. Odalardan bina dışına da yansıyan, merdivenlerle çatı arasına çıkılan bölümler vardır. Önceleri toprak çatı olan mekânlar, daha sonra yerlerini alaturka kiremite (yörede bardak denir) bırakmıştır. Çatı altları havalandırmanın iyi olması nedeniyle kiler (hazna) olarak da kullanılmaktadır. Genelde tavanlar ahşap kirişlemeler üzerine kaplama ile geçilirken bir kısmında da bağdadi sıvaya uygulanmıştır. Bunların üzerine boya ve resimlerle, tavan süslemeleri yapılmıştır. Üst katlarda, yola bakan büyük kafes pencereler bulunmaktadır. Tüm pencerelerin üzerinde ışık ve hava sağlayan kuş tagası vardır. Pencereler hava ve ışık ihtiyacını karşılamanın yanı sıra, görsel açıdan da binaların süsü konumundadır.
G5Hz. Ukkaşe Türbesi
 Türbe Hazreti Muhammed'in sahabelerinden olan ve bölgede yaşadığı rivayet edilen Ukkaşe Bin Mihsan el-Esedi adına yapıldı. Hazreti Ömer döneminde İslam dinini tebliğ için bölgeye geldiği rivayet edilen Hazreti Ukkaşe'nin, burada şehit edildiği belirtiliyor. Ukkaşe Türbesi ya da Ökkeşiye Türbesi, Gaziantep'e bağlı Nurdağı ilçesinin Durmuşlar mahallesinde bulunan, yapımı 17. yüzyılda tamamlanmış bir türbeydi. Ukkaşe bin Mihsan adına inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir. 2021 yılında türbeye restorasyon çalışması ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.
“Dünyanın her yerinde ibadethaneler arasında süreklilik var”
Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü/Bilim Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Karadaş bu yapıların sosyolojik önemini, Gazeteciler Cemiyeti, 9. Köy Haber Merkezi’ne anlattı. 
“Bu mekânlar, kent hafıza mekânlarıdır, basit bir mimari birim olmanın ötesinde kent kimlik temel yapı taşlarıdır” diyen Prof. Dr. Karadaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Tarihsel kimliği olan her şehirde böylesi hafıza mekânları vardır. Depreme dayanamamalarının en temel sebebi, depremin şiddetinin büyüklüğü. Yüzyıllardır böylesine büyük deprem yaşanmadı. Diğer bir sebep, yıkılan yerlerin restorasyon geçirmiş olması. Kurtuluş Camisi dışındaki mekânların restorasyonu son on yıllarda yapıldı. Bu restorasyon Gaziantep ve turizm eşleşmesiyle eski kent merkezinin dönüşmesi bağlamında şekillendi. Maalesef burada turizm anlayışını ve restorasyonun biçimini sorgulamak lazım. Turizm odaklı şehirleşme, bir ur gibi bütün eski şehirlere yayılmış durumda ve burada da büyük bir rant dönmekte. Avrupa’da da, Türkiye’de de hangi turistikleştirilmiş eski şehir merkezine giderseniz gidin restoran, gıda fiyatları ve kiralarda şehrin diğer bölgelerine nazaran büyük artış oluyor. Ve daha trajik olanı, o şehrin geleneksel kodlarını görmek için gelen turistler, gittikleri her yerde benzer şeylerle karşılaşıyorlar: Otantikleştirilmiş ve gerçeklikten koparılmış, icat edilmiş bir şehir hayatı. Prag’da öyle, Sevilla’da, Beypazarı’nda, Ankara Hamamönü’nde ve Gaziantep’te. Turizm odaklı bu restorasyonlar maalesef bilimsel mantıkla yapılmadığının göstergesi bu yıkımlar. Restorasyon yapacak birimlerin bağımsız hareket eden, içinde mimar ve restoratör barındırması gerekiyor. Oysa Gaziantep’te geçmişte yapılan restorasyonlarda bu kurallara çok uyulmadığı söylenebilir. Doğru restorasyon için doğru taş işçiliği, duvarcılık da gerekir ve Gaziantep’te maalesef bu alanda usta sayısı az. Halep’in geleneksel duvar taş işçiliğini devam ettiren duvar taş ustalarının çoğu şu an Gaziantep’te yaşıyor ve belki de doğru restorasyon süreçlerinde bu ustalardan faydalanılabilir”.
“Kurtuluş Cami’si, Ermeniler Gaziantep’te yaşarken 19.yüzyılın sonunda, Gaziantep’in en büyük kilisesi olarak inşa edildi. Yani Müslümanlar için cami-i kebir, Cuma Camii ne ise, Ermeniler de bu minvalde inşa etmişler” diyen Prof. Dr. Karadaş açıklamalarını şöyle tamamladı:
“Ermeniler, Gaziantep’ten ayrıldıktan sonra kilisesinin cami olarak kullanılması, bina için bir şans olmuş. Nitekim binanın bugüne kadar bakımlı olmasının temel sebebi bu. Zamanında Hristiyanlar tarafından kullanılıp şimdi metruk haledeki binaların hali ortada. Dünyanın her yerinde ibadethaneler arasında süreklilik var zaten. Macaristan’dan Yunanistan’a eski Osmanlı camilerinin çoğu şimdi kilise veya katedral. İspanyol katedrallerinin çoğu, eski Endülüs camileri. Anadolu’daki Bizans kiliselerinin çoğu, Roma tapınakları üzerine inşa edilmiş ya da bazı eklemeler yaparak kullanım devam etmiş. Din, anlayış değişse de, tapınma mekânları binlerce yıl sürekliliğini koruyor. Efes’teki Artemis kültü ile Meryem Ana tapınma yeri arasındaki süreklilik de bu konuda örnektir. Şam’daki Emevi Cami de önceden bir kilise ve daha önceden de bir Roma tapınağıdır, ama bu ibadet sürekliliği, mekânın büyüklüğünün, öneminin kaybolmasına sebep olmamış. Belki de Hristiyanlar Emevi Cami’nin bulunduğu yerdeki Roma tapınağının şeklini değiştirerek ibadete devam etmeselerdi, sonra Müslümanlar bazı eklemelerle camiye dönüştürmeseydi, şu an yerin altında bir yıkıntı olacaktı. Arkeoloji bize bunu söyler. Arkeolojik veriler, Anadolu’daki çoğu eski yerleşimdeki tapınakların günümüzde yıkılıp yok olduğunu yazar. Milet, Efes, Pirene, Laodikya, Kaunos, Knidos vb. Eğer tapınım sürekliliği devam etseydi belki de yıkılmayacaklardı, sürekli restore edilecek ve günümüze kadar kalacaklardı.”

Muhabir: Ramazan Atabey