Esin Özdemir

Türkiye'nin gazozla olan geçmişi Osmanlı dönemine kadar gidiyor. İlk yerli üretimin, sembolik olsa da tesisleşerek, 1890'lı yılların sonlarında "Mısıroğlu" markasıyla gerçekleştiği bilinirken, ilerleyen yıllarda Hassan Bey, Hürriyet gazozları, Neptün ve cumhuriyetin ilk gazozu da "Cumhuriyet" adıyla piyasaya çıktı.  Geçmişte hemen her şehrin hatta her ilçenin bir markasına ev sahipliği yaptığı, ülkemizin "milli içeceği" gazoz, 1970'li yıllardan itibaren popülerliğini Coca Cola'ya kaptırmaya başlarken, Ege'deki gazoz üretimi halen canlı. İzmir, Denizli, Çanakkale, Manisa,  Aydın ve Muğla onlarca markaya ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

"Geçmişten Günümüze İzmir'in Gazoz Tarihi" kitabının yazarı Tolga Bugakaptan; İzmir ve Türkiye'nin gazozla olan geçmişini ve sayısı bin 500’ü bulan gazoz şişesi koleksiyonunu 24 Saat'e anlattı. 

“Gazoz bana çocukluğumu hatırlatıyor”

Gazozun insanları, bazen çocukluk anılarına, bazen gençliğine ama mutlaka geçmişindeki güzel bir hatıraya götürdüğünü söyleyen Bugakaptan, gazoz şişesi biriktirmeye bu motivasyonla başladığını belirtti. Gazozun geçmişteki yolculuğunu araştırıp, soda sifonlu, bilyeli şişeler ve seyyar gazozcular ile tanıştıktan sonra ‘cam gazoz şişesi’ koleksiyoneri olmaya karar verdiğini kaydeden Bugakaptan, koleksiyoner olma yolculuğunu şu şekilde anlattı:

“Beni çocukluğuma götürecek, aynı zamanda çocuğuma geçmişimi anlatabilecek bir obje biriktirmek istedim. Bunun en güzel yolunun bir koleksiyon olacağına karar verdim. Çünkü maalesef bana büyüklerimden kalan ve benim de sürdürebileceğim bir koleksiyon yoktu. 2011 yılında, bir kahvehanede eski bir cam şişede gazoz içerken, damağımdaki tat ile beynimdeki anılar aniden birleşti ve sonunda eski anılarımı, çocukluğumu hatırladım.”

Bugakaptan, bu işi ilk önce hobi olarak yapmaya başladığını ekledi. Zamanla şişe toplama işinin oldukça büyüdüğünü ifade eden Bugakaptan, şişeleri düzenleyip, tarihini araştırmaya başladıkça, kendisini bir koleksiyoner olarak bulduğunu söyledi.

   Koleksiyoner Tolga Bugakaptan, Koleksiyoncu ve Araştırmacı Dr. Nejat Yentürk

Bilyeli şişenin yüz yıllık yolculuğu

Koleksiyonunda, Türkiye’de üretilen, birbirinden faklı yaklaşık bin 500 adet cam gazoz şişesi bulunduğunun bilgisini paylaşan Bugakaptan, bu şişeler arasında en çok, Osmanlı dönemine ait ağzı kırık bilyeli şişelerden etkilendiğini belirtti.

Fransız filmler, Frankofon Film Festivali'nde bir araya gelecek Fransız filmler, Frankofon Film Festivali'nde bir araya gelecek

Bilyeli şişelerin hikayesini aktaran Bugakaptan, şu cümlelere yer verdi:

“Şişenin boğaz kısmında bir bilye bulunur ve şişedeki gaz, bu bilyeyi ağza iter. Ağızdaki kauçukta sıkışan bilye ise kapak görevi görür. İşte hikâye burada başlar. Şişenin ağzındaki bilyeyi bir çubuk yardımı ile içeri itip, gazozu içen çocuklar, gazozu içtikten sonra şişenin ağzını kırıp içindeki bilyeyi alır ve oyun amaçlı meşe oyununa başlar, kırılan şişeyi de denize atarlarmış. Bu denize atılan şişeleri yıllar sonra günümüzde farklı amaçlarla denizin kıyıya vuran bölgelerinden dalgıçlar bulup bizlere bir şekilde ulaştırmışlar. Düşünsenize, bir asır önceki şişeleri o çocuklardan sonra siz elinizde tutuyorsunuz, bundan güzel bir hikâye olabilir mi?”

"Alım gücü beni zorladı"

Bu süreçte hangi noktalarda zorlandığını paylaşan Bugakaptan, gazoz ürecilerinin geçmişine sahip çıkamadığını aktardı. Gazozculardan çok az fotoğraf, belge ve obje bulabildiğinin altını çizen koleksiyoner, gazozların geçmişini anlatacak gazozcu bulamadığını da ekledi. 

Faydalandığı kaynaklara değinen koleksiyoner, "İmdadıma Osmanlı arşivleri, eski rehberler, eski gazeteler, efemeralar yetişti. Tabii bu tarz objeleri antikacılardan, açık artırma yapan mezatlardan bulabiliyordum ama alım gücü beni zorluyordu" dedi.

"İzmir, gazoz tarihinde önemli bir yere sahip"

Koleksiyonuna, "Geçmişini bilmeyen, geleceğini oluşturamaz” cümlesi ile hayat verdiğini aktaran Bugakaptan, İzmir'in gazoz tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Tarih boyu önemli bir ticaret limanı olan İzmir'in, gazoz ticaretinde de hatrı sayılır bir rol üstlendiğini belirten Bugakaptan, kentin gazoz tarihini şu sözlerle anlattı: 

"İzmir'de, 1890'lı yılların başlarında, aralarında Matyos, Constantini ve Spiro Efendi'lerin de bulunduğu 10’a yakın gazoz imalatçısı bulunuyordu. İlerliyen yıllarda Müslüman üreticiler de bu pazara girdi. Bunların başında İsmail Hakkı, Çeşmeli Hasan, Mehmet Sait Bey gibi üreticiler vardı. İzmir’deki bu iştah kabartan pazara İstanbul’dan gelerek, ortaklaşa fabrika kuran Bomonti ve Nektar firmaları, bira ve rakının yanında gazoz üretimine de başladı. İlerleyen yıllarda kentte irili ufaklı pek çok gazoz imalathaneleri açıldı. Sunal-ko, Sunal-Kokteyl, İmren,Su-Ga, Cincibir, Huzur, Miskola, Neşe, Efes, Sevilen, Yamanlar, Ege gazozları, Başargan, Mercan, 4Mevsim, Sen-Sun, İmbat, Tatsun, Benda, Banana, Cem Gazozları, Çağlayan, Ender, Çamlıdağ ve niceleri bu üreticiler arasındaydı."

Tolga Bugakaptan'ın kendisi gibi koleksiyoner olan Dr. Nejat Yentürk ile ortaklaşa açtığı "Gazozuna var mısın?" sergisi İzmir Karşıyaka Belediyesi Mutfak Sanatları Atölyesi'nde gazoz meraklılarını bekliyor.