Halep, insanlık için yüz karası bir şehir
Birsen Gürdil
Birsen GÜRDİL / Öldürme sanatını babasından alan Gaddar Esad sayesinde tarihi Halep şehrinde bugün taş üstünde taş kalmadığı gibi binlerce Suriyeli, Türkmen canını kurtarabilmek için baba ocağı evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kalanlar ise her gün tepelerine inen bombalar sonucu can verdi. İnsanlık suçu işleyen gözü dönmüş Esad, bu masum halkın üzerine Napalm bombaları bile attırmaktan çekinmedi.
Yıllar önce batılı ülkelerin böl parçala siyaseti ile işgal ettikleri bu toprakları bu kez de ölüm saçan terör örgütleri ile bölüp parçalamaya kalktılar. Halep, 402 yıl bir Osmanlı kenti olarak birbirleriyle uyumlu yaşayan Kozmopolit bir şehir olmasına rağmen halk huzur ve güven içinde yaşayıp umumiyetle ticaretle uğraşıp el sanatları yapımında bir birleriyle yarışırlardı.
Türkiye’ye 45 dakikalık bir uzaklıkta bulunmaktadır. Osmanlı döneminde adı Halep olan bu kentin bugünkü adı Aleppo ve Halab olarak bilinmektedir. Milattan önce 3000’lere dayanan kuruluşu ile dünyanın sayılı eski şehirlerinden biridir. Suriye’nin tarih boyunca en önemli ve hareketli şehri olan Halep’in tarihte ismi pek çok değişken bir şehir olarak ta bilinmektedir.
Alep, Aleppu, Beroea, Hadal, Haleb, Helep ve Khaheb’ten sonra şehir Halep olarak tanınmaya başlamıştır. Ticaret kervanlarının uğrak montası olmasının yanı sıra bölgelere giden yolların başlangıç yeri konumundaki yeri itibariyle ilgi çeken bir kenttir. Konumu itibariyle daima yağmacıların ve çevre kabilelerinin hücumuna hedef olan şehrin çok değişik tarihi bir geçmişi de bulunmaktadır. 637’de Müslümanlar tarafından fethedilen şehir 878’de bir Türk devleti olan Tolunoğulları kısada olsa Halep’i ele geçirdi. Yine bir Türk Devleti olan İhşidiler Halep’e hâkim oldular. Nüfus çeşitliliği, yetenekli el işleri yapan sanatçılar, kaliteli kumaşlar, baharat, zengin esans çeşitleri Halep’e ilgiyi arttırırken düşmanları da çoğalmakta idi.
Bizans yönetiminde iken, Mirdasiler şehre hâkim oldular. Türkmen emirlerinden Sandule bir kış kaldığı bu şehir Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından alındı. Mısır seferine giderken kuşattığı Halep’e hiç zarar vermeden ele geçiren Alpaslan’ın oğlu bir süre sonra Suriye Selçuklu Meliki Tutuş ile Halep’te yönetime el koymak istedilerse de başarılı olamadılar. Bu arada birkaç kez el değiştiren Halep, Türkiye Selçuklu Sultanının topraklarına katmak için fırsat kolladığı bu tarihi kent, 13.Yüzyılın başlarında Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus orduları ile şehrin üzerine yürümüş, fakat Halep kalesini koruyan Eyyubilerin kurnazca savunmaları sonucu bu emeline kavuşamayan Keykavus Halep’i alamadığı gibi, Eyyubiler’le iş birliği yaptığına inandığı komutanlarını da öldürttü. Daha sonra böyle bir karar verdiği için büyük bir pişmanlık duymuş ve üzüntüsünden bir süre sonra ölmüştür.
Halep daha sonra Memluk Türklerinin yendikten sonra Halep ve Suriye’yi Osmanlı topraklarına dâhil etmiştir. Bu tarihten sonra Halep’in şansı değişmiş, daha önce 3-4 bin kişi olan nüfusu 60 binlere çıkmıştır. Kısa zamanda orta doğunun ticaret ve üretim merkezi olan şehre Osmanlı Sultanları da ilgi göstermiş. Hüsrev Paşa veya Hüsreviye Külliyesi adı ile bilinen muhteşem eseri Kanuni Sultan Süleyman dönemi vezirlerinden Deli Hüsrev Paşa tarafından 1545 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Medrese, misafirhane, hamam, vakıf hanları ile bir imaret zarafeti taşıyan bu yapıtta Esad’ın uçakları tarafından bombalanmaktan yakasına kurtaramamıştır.
Osmanlı eserleri olan Memluk Camii ve hamamı, Osmanlının büyük çarşısı, Mevlevi Dergâhı ve buna benzer pek çok tarihi önem taşıyan eserler ne yazık ki gözü dönmüş Esad askerlerinin hışmına uğrayıp harap olmuşlardır. Uzun yıllar Halep bölgenin en önemli ticaret merkezi olması nedeniyle birkaç batılı ülke bu kente temsilcilikler bile açmışlardır. İstanbul-Kahire seferini yapan ünlü Türk hava subayı Tayyareci Nuri Bey, 8 Mart 1914 yılında uçağının düşmesi sonucu şehit olmadan önce Halep’e uğrayıp Osmanlı ordularının misafiri olmuş.
Halep ile olan bağlarımız Cumhuriyet döneminde de sıcak ilişiklerimizi sürdürdüğümüz bir şehirdir. Sınır ticaret sayesinde Hatay, Kilis, Gaziantep gibi şehirlerimiz bu ilişkilerden fazlası ile memnunken, Esad’ın aşırı hırsı ve acımasızlığı değil Halep’i Suriye’yi, hatta Irak’ı kan çanağına çevirmiştir. Oysa kentin doğu bölgelerinde zeytin ve fıstık bahçeleri, üzüm bağları, kuzeyinde ise sebze, meyve bahçeleri ile zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Kuyık nehrinin suladığı bahçelerden elde edilen ürünler daha ziyade ziraatla uğraşan Türkmenleri fazlası ile memnun ediyordu. Zeytinyağı, meşhur Halep sabunu ve çok kaliteli bol çeşitli kumaşları ile önemli bir ticaret merkezi olan Halep, bugün savaştan çıkmış harabe görüntüsü ile hepimizin yüreğini sızlatmaktadır.
Şehirde günlük yaşamın durma noktasına geldiğini gören batılılar gözleri önünde işlenen cinayetleri, katledilen insanları TV’lerinde dizi izler gibi izlemekten başka bir şeye karışmamaktadırlar. Yardım çığlıklarına kulaklarını tıkayan bu insanlar yarın tarihe nasıl hesap vereceklerdir. Hayırsever Türk toplumu ve güçlü yöneticilerimizin olduğu bu güzel ülkem, üç milyondan fazla Suriyeliyi de tırlar dolusu yardım malzemesi göndererek insanlık duygusundan uzak egoist batılılara ders verirken Türk Kızılay’ı başta Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık olmak üzere ölümle burun buruna yaşayan bu insanlara kucağını açmış, şefkat dolu kollarını uzatmıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın girişimi ile silahların bir an susmasını fırsat bilen Halepli mağdurlardan 80 bin kişi güvenli bölgelere çekilmiştir. Mazlumlara kucak açan Türkiye çaresiz yaralılara, anne babasını kaybeden pek çok çocuğa sahip çıkarken Hatay’daki hastanelere yaralı olanlarında tedavisi için gönderildiğine bütün dünya şahit olmaktadır.
Bugün çok fazla kirli oyunun oynandığı bu toprakları üzerinde ne pahasına olursa olsun, görevini başarı ile yürüten Kızılay’ı ve Başkanı Dr. Kerem Kınık’ı yürekten kutlamak gerekir.
Yazıma Âşık Garip’in Halep için çalıp söylediği bir türkü ile son verirken, 2017 inşallah bu çilekeş insanların yüzünü güldürür.
İşte geldim gidiyorum/Sen olasın Halep şehri/Çok ekmeğin tuzun yedim/Helal eyle Halep şehri/Sana derler Arabistan/Dört tarafın bağ ü bostan/Haber geldi nazlı dosttan/durmak olmaz Halep şehri/Âşık Garip düşü yola/Hızır yardımcısı ola/Göründü gözüme sıla/Sen kal burada Halep şehri…
“Halep orda ise, arşın burada” terimi ile içimize işlemişsin Halep. Bir an vahşet delisi çılgınlardan kurtulur, tekrar eski mutlu, huzurlu, rahat günlerine kavuşursun. Ülkemdeki tüm insanlar gibi benimde temennim huzurlu günlerin yakın olduğuna olan inancımdır.
DÜZELTME
Gazetemiz yazarı Birsen Gürdil “Hayatın İçinden” başlıklı köşesinde “Kışın tadını çıkarmanın tam zamanı” yazısında “Eymir Gölü’nün Melih Gökçek’in bastırması sonucu halka açıldığı şeklinde bir ifade kullanmıştır. Yapılan araştırmalar ile geçmiş yıllarda bu konularda yayımlanmış haberlerin taranması sonucu göl ve çevresinin halka açık olduğu görülmüştür.”
2013 yılından bu yana Nisan-Kasım ayları arasında, artan trafik yoğunluğunu azaltmak ve yaya ile bisikletliler için tehlike oluşturabilecek durumları önlemek amacıyla uygulamaya konan araç giriş kısıtlamasından ibarettir. Engelli ve gazilere yönelik herhangi bir kısıtlamanın söz konusu olmadığını belirtiriz.