Bilim kurgu edebiyatının kurucu isimlerinden H.G. Wells, yalnızca hayal gücünün sınırlarını zorlayan hikâyeleriyle değil, aynı zamanda derin toplumsal ve siyasi öngörüleriyle de 20. yüzyılın en etkileyici yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. ‘Zaman Makinesi’, ‘Dünyalar Savaşı’, ‘Görünmez Adam’, ‘Dr. Moreau’nun Adası’ ve ‘Ay’daki İlk İnsanlar’ gibi eserleriyle tanınan İngiliz yazar, bugün hâlâ güncelliğini koruyan konulara değiniyor. Wells’te teknoloji sadee bir amaç değil, araç olarak sunuluyor. Wells esas olarak, bu teknolojilerin doğurabileceği toplumsal sonuçlara odaklanıyor. ‘Zaman Makinesi’nde distopik bir gelecek, ‘Dr. Moreau’nun Adası’nda etik dışı bilimsel deneylerin karanlık yüzü, ‘Dünyalar Savaşı’nda ise insanlık kibrinin çöküşü ele alınıyor. Bu konularla yazar her kitabında bilim kurgunun yanında güçlü birer sosyal eleştiri de sunuyor okuyucularına. Wells’in 1920’de yayımlanan ‘The Outline of History’ adlı kapsamlı tarih çalışması, yalnızca edebi değil, düşünsel etkisiyle de dikkat çekmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eseri okuduğu ve özellikle “federal bir dünya devleti” fikrinden etkilendiğini Nutuk’ta yer alan şu satırlardan da anlaşılıyor:

“Millete, şunu da hatırlattım ki, kendimizi, dünyaya egemen sanmak aymazlığı, artık sürmemelidir. Gerçek konumumuzu, dünyanın durumunu tanımamaktaki aymazlıkla, aymazlara uymakla milletimizi sürüklediğimiz yıkıntılar yetişir. Bile bile aynı acıklı durumu sürdüremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki sene evvel yayımlanan, bir tarih yazdı. Yapıtının son sahifeleri "dünya tarihinin gelecekteki evresi" başlığı altında birtakım düşünceler içeriyor. Bu düşüncelerde güdülen konu; "federal bir dünya devleti"dir.

Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki düşüncelerini ortaya atıyor ve adaletin ve tek bir kanunun egemenliği altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor.

Wells, "bütün egemenlikler, tek bir egemenlik içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir güç yaratılmazsa dünya yok olacaktır" diyor ve "gerçek devlet, çağdaş hayat koşullarının bir zorunluk haline getirdiği dünya birleşik devletlerinden başka bir şey olamaz", "Kuşku yoktur ki insanlar, kendi ortaya çıkardıkları şeyler altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmek zorunda kalacaklardır" diyor.”

Hg WellsH.G. Wells, Jules Verne ve yayıncı Hugo Gernbach ile birlikte bilim kurgunun babası olarak biliniyor

H.G. Wells sıklıkla Jules Verne ile birlikte anılsa da edebiyat tarihçiler, Verne ile Wells ayrılığını teknolojiye bakış açısından değerlendiriyor. Verne’in ‘Ay’a Seyahat’ kitabında her şey teknik detaylarla anlatılsa da Wells’in ‘Ay’daki İlk İnsanlar’ı, Ay’daki toplumsal düzen üzerine spekülatif bir kurgu sunuyor. Edebiyatçılar Wells, geleceği kaleme alırken ederken sosyolojiyi, psikolojiyi ve politikayı da işin içine kattığına işaret ediyor.

Wells1Wells'in yazarlığa olan ilgisi 8 yaşında bacağının kırılması sonrası babasının getirdiği kitaplarla başladı

Wells’in yapıtlarını Türkçeye kazandıran Celal Üster ise sadece edebiyat eserlerinin değil Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung'un birçok teorik yapıtının çevrilmesinde de rol alan ülkemizin çeviri dünyasının önde gelen isimlerinden biri. George Thomson, Yaroslav Haşek, D. H. Lawrence, Han Suyin, Iris Murdoch, Liam O’Flaherty, Maria Antonietta Macciocchi, Jorge Luis Borges, John Berger, Mario Vargas Llosa, İsmail Kadare gibi farklı kalemleri Türkçeye kazandıran Üster H.G. Wells’in ‘Zaman Makinesi’, ‘Doktor Moreau’nun Adası’, ‘Ay’da İlk İnsanlar’, ‘Dünyalar Savaşı’, ‘Görünmez Adam’ kitaplarının İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan çevirilerine imza attı. Üster 50 yılı aşkın çevirmenlik yaşamı ışığında, eserlerinde sadece bilimkurguyu değil toplumsal tahlil ve sistem eleştirisini barındıran Herbert George Wells’i 24 Saat’e anlattı.

1672416831963 Celal Uster

H.G. Wells eserleriyle tanınan bir çevirmen olarak, bu yazara ilginiz nasıl başladı?

H. G. Wells’in yapıtlarıyla geç tanışanlardan sayılırım. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Wells’le birlikte bilimkurgu türüne öncülük eden Jules Verne’in Aya Seyahat, Deniz Altında Yirmi Bin Fersah kitaplarını pek çok insan gibi çok küçük yaşlarda okumuştum. Jonathan Swift’in daha on sekizinci yüzyılda bilimkurguyu muştulayan, insan doğası üstüne bir yergi niteliğindeki Gulliver’in Gezileri ile Wells’in Zaman Makinesi’ni ise İngiliz Erkek Lisesi’nde Orta 3 ya da Lise 1’de okuttular bize. Zaman Gezgini’nin, teknolojik uğraşların büyük bir atılım yaptığı, irili ufaklı icatların birbiriyle yarıştığı bir çağda, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek için değil, bir zamandan başka bir zamana, şimdiden geleceğe gitmek için yaptığı buluş beni elbette büyülemişti. Ne ki, Wells’in bu yapıtının dönemin toplumuna yönelttiği eleştirel bakışın ayırdına sonradan vardığımı söylemeliyim. Aslında bunun ayırdına varmam, uzun yıllar sonra Zaman Makinesi’nin yanı sıra Doktor Moreau’nun Adası, Ay’da İlk İnsanlar, Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam gibi kitaplarını çevirmemle oldu diyebilirim.

H.G. Wells’in eserlerini çevirmeye başladığınızda eserlerin Türkçeye adaptelerini dil ve kültürel yönlerini nasıl sağladınız?

Bence H. G. Wells yalın bir üslubu olan bir yazar. Kullandığı dil karmaşık değil. Ama hayal gücü çok güçlü bir yazar. O hayal gücü de, çevirirken, sizi alıp götürüyor; sizi o düşsel dünyanın içine çekiyor, olmadık serüvenler yaşatıyor. Bu bakımdan, Wells’leri Türkçeye aktarırken büyük bir zorluk yaşamadım. Ama her çeviride, yalnızca başka bir dilde yazılmış bir kitabı kendi dilinize aktarmakla kalmazsınız, aynı zamanda başka bir toplumun bir dönemini, sizinkinden çok farklı kültürünü de çevirirsiniz. Zorluk buradadır. O yüzden, Wells’in çevirdiğim beş yapıtında da açıklamalı notlar düşmem gerekti. Hemen söyleyeyim: Bir roman çevirisindeki dipnotlar bazı okurları rahatsız etse de, o açıklamaları okuma zahmetine katlandıkları zaman kitabı daha iyi anladıklarını fark ediyorlar. Ama romanı, o açıklamalı notlara hiç bakmadan da okuyabilirler kuşkusuz. Okuyucuya kalmış bir şey…

Wells214 yaşından itibaren birçok farklı işte çalışmak zorunda kalan Wells'in sosyalist yönünün bu dönemde inşa edildiği kabul ediliyor.

Wells’in romanlarında sıkça yer alan bilim kurgu öğeleri ve toplumsal eleştirileri Türkçeye aktarırken karşılaştığınız bir zorluk oldu mu?

H. G. Wells çok verimli bir yazar, ama kült kitaplarının bilim kurgusal yapıtları olduğu söylenebilir. Evet, benim çevirdiklerim de onlar. Bilimsel buluşların, teknolojik gelişmelerin, gelecekteki olaylar ve toplumsal değişimlerin insanlar üstündeki etkileri; insanların kendilerini nasıl bir geleceğin, gelecekte nasıl bir dünyanın beklediği konusundaki bitmez tükenmez merakı; olabildiğince bilimsel olgu ve ilkelerden yola çıkarak geleceğe ilişkin kestirimler; insan imgeleminin bilimin kanatlarını takarak geleceğe doğru yolculuklara çıkması. Kanımca, bilim kurgu edebiyatının gelişmesinde iki temel öğe var: Biri merak, biri de düş gücü. Wells’in bilimsel yaklaşımlı romanlarında toplumsal eleştiri her zaman ağır basar. Yazıldıkları dönemin güncel ortamlarından, toplumsal yaşamdaki yenilikler ve sorunlardan yola çıkıldığı, dahası kaleme alındıkları dönemin yönetim biçimlerine, toplum koşullarına, insanın doğaya karşı tutumuna acımasız eleştiriler yöneltildiği görülür. Böyle bakınca, Wells’in kitaplarını Türkçeleştirirken fazla bir zorluk çektiğimi söyleyemem. Gerçi iyi yapmak istiyorsan her çeviri zordur. Ama bence, asıl zorluk, insanların birbirlerine, yaşama ve doğaya karşı bencillik ve acımasızlıklarını hâlâ, hem de artırarak sürdürüyor olmalarında. Örneğin, Yevgeni Zamyatin’in ‘Biz’ adlı romanında, işçilerin özel yaşamlarının olmadığı, cinsel yaşamlarının bile yetkililerce düzenlendiği ‘Tek Devlet’teki hayat anlatılır; devletin başında oybirliğiyle sürekli yeniden seçilen bir “Velinimet” vardır. Sovyet toplumunun alaycı bir eleştirisi olarak yazılan ‘Biz’, günümüzde sosyalist olmayan birçok toplum için de geçerli değil mi?

H.G. Wells, zaman zaman distopik ve ütopik fikirler öne sürüyor. Bu tür fikirlerin çevirisinde, yazarın asıl amacını ve mesajını korumak adına nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Sınıflar arasındaki uçurumların giderek büyüdüğü, toplumsal çalkantıların şiddetlendiği, ama bir yandan da teknolojinin görülmemiş bir hızla gelişirken, yepyeni buluşlar birbirini izlerken yıkımlara yol açtığı, insanlığın insanlıktan çıktığı, totaliter ve otoriter yönetimlerin gemi azıya aldığı, doğa ve çevre yıkımlarının patlak verdiği, toplumların dehşet verici çöküşlere sürüklendiği dönemlerde kimi yazarlar karşı-ütopyacı romanlara, distopyalara yönelmiştir. George Orwell’in 1984’ü, insanlığın karşısına dikilen “totalitarizm” tehlikesine karşı edebiyatın bağrından yükselen bir uyarı çığlığıdır. 1984’te betimlenen toplum, hem içinde yaşadığımız bir karabasan, hem de her an yaşayabileceğimiz olası bir korkulu düş olarak önümüzde durur. Ray Bradbury’nin ‘Fahrenheit 451’i, baskıcı bir gelecek toplumunda geçer; kitapların yangın söndürmesi gereken “itfaiyeciler” tarafından yakıldığı, insanların televizyonlarda beyin yıkayıcı programlardan başka bir şey izlemediği, kitap bulunduran, dolayısıyla da “düşünmeye eğilimli” insanların ortadan kaldırıldığı bir gelecek toplumunda. “Robotlardan korkmuyorum, insanlardan korkuyorum,” der Bradbury. Wells’in ‘Zaman Makinesi’ni okurken, binlerce yıl sonrasının “insandışılaşmış” yaratıklarıyla tanışırken, yıkık dökük bir dünya ve doğayı izlerken de, yazarın toplumcu politik görüşleri ve yaşama bakışı, yaşadığı dönemin sanayileşmiş toplumu ve toplumsal yozlaşmayla ilgili kaygılarının dile geldiğini görür, sanki bir anlamda dünyanın sonuna, insanlığı bekleyen yazgıya tanıklık ederiz. ‘Zaman Makinesi’, Victoria çağı İngiltere’sinin son dönemlerinin politik bir yorumundan, anlatılan distopya da insanlığın ürkünç geleceğinden başka bir şey değildir…

Menderes döneminde yaşanan kahve kıtlığı akademik makaleye konu oldu: "Kahve gitti, adı kaldı yadigâr"
Menderes döneminde yaşanan kahve kıtlığı akademik makaleye konu oldu: "Kahve gitti, adı kaldı yadigâr"
İçeriği Görüntüle

Çevirmenlik kariyerinizde özellikle Wells’in eserlerinin Türkçe okurlarına nasıl yansıdığını gözlemlediniz? Hangi eserler daha çok ilgi gördü?

Her şeyden önce şunu söylemeliyim: Ben her zaman bir yazarın yapıtlarının mümkünse aynı çevirmenin elinden çıkmasını savunmuşumdur. Elbette o yazarı kavramış, özümlemiş bir çevirmenden söz ediyorum. Gel gör ki, hele çok kitaplı bir yazarı tek bir çevirmenin Türkçeleştirmesi çoğu zaman değil, hiçbir zaman mümkün olmuyor. Hem zaman açısından, hem de yayın piyasasının koşulları açısından… Yine de, Wells’in ‘Zaman Makinesi’, ‘Doktor Moreau’nun Adası’, ‘Dünyalar Savaşı’, ‘Ay’da İlk İnsanlar’ ve ‘Görünmez Adam’ gibi beş bilim kurgu romanını İş Kültür Yayınları’na birbiri ardı sıra çevirme olanağı bulmam, çevirmenlik uğraşımda ilk kez yaşadığım bir mutluluk oldu benim için. Bu kitapların çevirisinde Wells’in kendine özgü üslubunu, topluma, dünyaya ve insanlığa bakışını yakalayabildiğimi sanıyorum. Ama bu benim görüşüm elbette. Ülkemizde çeviri eleştirisi ne yazık ki pek gelişmediği için bu çevirilerin nesnel olarak nasıl değerlendirildiğini anlayabilmiş değilim. Buna karşılık, Wells çevirilerimin okurlardan büyük bir ilgi gördüğünü söyleyebilirim. En çok ilgi gören de sanırım 'Zaman Makinesi' oldu…

Wells3Wells, 4 kez edebiyat dalında Nobel'e aday gösterildi

Türkiye’de Wells bir daha çok bilim kurgu kitapları ile biliniyor ve bilim kurgu yazarı olarak tanınıyor. Halbuki edebiyatın pek çok alanında ürün vermiş bir yazar. Bunun yanında sosyalist olduğunu da belirten bir yazar. Sizce Türkiye’de okur Wells’i yeterince tanıyor mu?

Daha önce de belirttiğim gibi, Wells gerçekten de bilim kurgu alanı dışında da pek çok alanda ürün vermiş bir yazar. Daha doğrusu, düşünceleriyle, yazdıklarıyla dönemini derinden etkilemiş bir yazar. Çok yönlü: Yazar, gazeteci, toplumbilimci, tarihçi. Mizah romanlarında aşağı orta sınıftan kişilerin beklentilerini, düş kırıklıklarını işlemiş. Aslında, bilim kurgu kitaplarında olduğu gibi, bu romanlarında da temel konusunu Batı toplumunun sorunları oluşturmuş. Geleceğe ilişkin öngörüler üstüne kurulu yapıtlarında toplumsal ilerlemeyi savunmuş. Wells aynı zamanda dönemin etkili sosyalist Fabian Derneği’nin üyelerinden. Ama her zaman kendine özgü bir sosyalist olmuş. Türkiye’de epeyce bir kitabının okunduğu, büyük ölçüde tanındığı söylenebilir.

Kurduğu ütopyalarla Wells döneminde nasıl bir etki yaratmıştır?

H. G. Wells, on dokuzuncu yüzyılın son on yılı içinde kaleme aldığı, bilim kurgu edebiyatının yolunu açan romanlarında, pek çoklarınca birbirine karşıt konumlarda görülen bilim ve edebiyatı, insanoğlunun bitmez tükenmez merak duygusuyla uçsuz bucaksız düş gücünü birbirlerini varsıllaştıran bir bütünsellikte birleştirmekle kalmamış, belki daha da önemlisi, insan uygarlığının eriştiği aşamayı, büyük ölçüde karamsarca olsa da yüreklilikle eleştirmekten çekinmemişti. Kanımca bu, savaşların, gaddarlıkların, vicdansızlıkların hâlâ hüküm sürdüğü günümüzde aydınların örnek alması gereken bir tutum.

Gelecekte H.G. Wells’in daha fazla eserini çevirmeyi düşünüyor musunuz? Onun başka hangi eserlerinin çevirisini yapmak istersiniz?

Şu sıra başka bir yapıtını çevirmeyi düşünmüyorum. Belki ileride kısa öykülerinden bir seçki hazırlayabilirim. Şimdilik, Wells’in 1940’ta, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kaleme aldığı, ölümünden kısa bir süre sonra, 1948’de Birleşmiş Milletler tarafından benimsenen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin temelini oluşturan İnsan Hakları (Can Yayınları) adlı çalışmasını Ayla Ortaç‘la birlikte çevirdiğimi belirtmekle yetineyim…

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar