“Artık bir kent insanı değilim. Doğayı, sessizliği ve küçük kasabaları seviyorum.” TEZER ÖZLÜ
“Özlenen ‘kentler’ midir, ‘şehirler’ mi?” tartışması uzun zamandır gündemde. Herkes büyük kentlerin kalabalığından, gürültüsünden, keşmekeşliğinden şikayetçi ama bırakıp gidemiyor...
Ankara başkentte, herkes bir şekilde koşturmadan bıkmış durumda. Çocuğunun okulu, kreşi, ev bireylerinin işi... Herkes bu hayattan bıkmış durumda. Onlar bu kentte esir mi desek, hapis mi desek bilmiyoruz...
Bakıyoruz, bu kentin uzak diyarlardan bir göç dalgası ile gelenleri ne aş derdi taşıyor ne iş derdi, keyfi yerinde. Herkes aynı şehirde ama hiç kimse birbirini göremiyor. Kapısını çeken evinden çıkıyor... Günlük davranışı bu, onu yerine getiriyor. Artık bu herkesin alışılmış bir davranışı haline geldi. İnsanlar birbirlerinin ölümünü bile duymuyor. Eşten dosttan üç dört yıl sonra duyuyor. Kimse kimsenin mutluluğuna ortak olmuyor. Haberi bile olmuyor. Demek ki günlük yaşamın büyük şehirlerdeki koşturması bizi değerlerimizden alıkoyuyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu, oğlu Mehmet'e vasiyet gibi şu dizeleri bırakıyor:
Öyle bir şehre yerleş ki
Küçük olsun fakat bizim olsun
Her ağacına elin...
Her karış toprağına terin değsin...
Ve kuytu evlerden birinde
Senden habersiz ölenler olmasın
Hepimiz büyükşehirlerde tutkuyla bir şeylere bağlanmışız. Çoğumuz maddi öğelere tapınır durumdayız. Yüzde yüz maddiyat nereye kadar? İnsan olduğumuzu unuttuk. Bedri Rahmi Eyüboğlu bu şiirin son dizelerini şöyle bitiriyor:
Büyükşehirlerde yalan söylenir
Halbuki küçük köylerin mezarlığı bile yoktur.
‘Şehir’ diyenler sokakta dostuna merhabayı, esnafa selamı özlüyor... Dışarının gürültüsünden çok içerideki mutluluğu, ahengi ve sessiz duruşu özlüyor. Hırsı yenmiş engin gönülleri arıyor. Halk türküsünde ne güzel dile geliyor:
Engin ol gönül engin ol
Dünya kadar malın
Olsa ne fayda
Engin ol gönül engin ol
Bacon ise bir büyükşehir davranışı haline gelen haset ve hırs üzerine "Denemeler" kitabında şunları anlatıyor:
"Kendi değeri olamayan insanlar başkalarının değerini hiçbir zaman çekemez, çünkü insan gönlü ya kendi üstünlüğü ya da başkalarının kötülüğü ile beslenmek ister, bunların birinden yoksunsa ötekine dayanmak zorunda kalır. Bir başkasının üstün değerine ulaşmak umudunu yitirince de o kişiyi bulunduğu yüksek yerden aşağı çekmekle eşitlik kazandığını sanır."
Bacon bu yazıyı yüzyıllar önce yazarak, her gün otobüste, bakkalda, kentin değişik yerlerinde rastladığımız şehirli insanın geleneksel davranışını ortaya koymuştur.
İnsan bahçeyi, bağı, kurdu kuşu, ağacı, nehri bir ve bütün özlüyor. Yaşamı kenti ve şehri birbirine karşı değerler içinde görmesek de kentin değerlerini yok etmek üzere olduğumuzu hala göremiyoruz. Kent ile şehri kaynaştırmalıyız. Barıştırmalıyız. 21. yüzyıldayız, dünyada milyonlarca insan para verip akıllı tabir ettikleri konutları alıyorlar. Ama hala sokaklarımızı, caddelerimizi akıllı hale getiremedik. İnsanımıza o kolaylığı sağlayamadık, yaşayan bir kent konumuna getiremedik. Yaşadığımız yerlerin gürültüsü, trafiğinin keşmekeşliği insanımızı uyutmuyor... Bu kentimize kötülük değil mi? Şehri, değerleri ile kentle birleştirmezsek o büyük kent sorunları bizlere bir gün nefes aldırmayacak.
Sait Faik'in "Sinagrit Baba"sı olacağız. Yaşar Kemal'in Deniz'i gibi doğa bize küsecek... Şehrin kültürü ve kentin maddi değerleri hepimizi bir apartman dairesine hapsetti. Sanatçı Ferdi Tayfur ne güzel söyler:
"Hadi gel köyümüze geri dönelim." [1]
[1 Umut Özkan,Edebiyat Özkan, Edebiyat Nisan 2023 İstanbulSSİ