Son günlerde medyaya yansıyan haberlerde işlenen kadın cinayeti sonrası failin intihar ettiğine dair haberlere sık rastlar olduk.
İşlenen kadın cinayetinden sonra failin intihar etmesi kamuoyunda çoğu zaman “dosya kapandı” algısı yaratıyor. Oysa gerçekte kapanan şey yalnızca failin yaşamıdır; adalet süreci değildir. Fail yargılanmadığında, şiddetin geçmişi, daha önce yapılmış başvurular, alınmış ya da alınmamış koruma kararları, olası kurumsal ihmaller ve sistemsel eksiklikler bütünüyle açığa çıkmaz. Hakikat ortaya konulmadan bir dava teknik olarak düşse de toplumsal anlamda adalet gerçekleşmiş sayılmaz.
Türk Ceza Kanunu gereği failin ölümü halinde kamu davası düşer. Bu hukuki bir sonuçtur; ancak bu durum, suçun bütün boyutlarıyla aydınlatıldığı ya da sorumlulukların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir eylem değildir; toplumsal, kültürel ve kurumsal boyutları olan yapısal bir sorundur. Bu nedenle failin intiharı, devletin önleme, koruma ve etkin soruşturma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Nitekim İstanbul Sözleşmesi devletlere şiddeti önleme ve etkili soruşturma yürütme konusunda açık bir özen yükümlülüğü yükler.
Fail yargılanmadığında caydırıcılık zayıflar. Mahkeme kararıyla tescillenmeyen her kadın cinayeti, kamu vicdanında yarım kalmışlık duygusu yaratır. Bu durum, cezasızlık algısını güçlendirir ve şiddetin politik boyutunu görünmez kılar. “Zaten öldü” söylemi, hesap sorulabilirliği askıya alır. Oysa gerçek adalet, yalnızca failin hayatta olup olmamasıyla değil; ihmallerin ortaya çıkarılması, varsa kamu görevlilerinin sorumluluğunun araştırılması ve sistemin kendisini düzeltmesiyle mümkündür.
Mağdur aileleri açısından ise bu durum sürekli bir kapanmamışlık hâlidir. Bir mahkeme salonunda gerçeğin ortaya konulması, delillerin tartışılması ve kararın kayda geçirilmesi, yas sürecinin önemli bir parçasıdır. Failin intiharı bu süreci yarım bırakır; travma hukuki bir karşılık bulmadan donup kalır.
Bu nedenle kadın cinayeti sonrası failin intiharı bir “kapanış” değil, askıda kalmış bir cezasızlık biçimidir. Toplumun ihtiyacı olan şey dosyanın düşmesi değil, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması ve şiddeti mümkün kılan mekanizmaların değiştirilmesidir.
Bu konunun gündemde tutularak aksayan yönleri ile yeni bir cinayete neden olmaması için sistem dosyayı kapatmamalıdır.
Yaşamak istiyoruz, unutulmasın.