“Halkın iradesi yalnızca sandıkta tecelli etmez; hukukla korunur, demokrasiyle yaşatılır.”
Demokrasi, en yalın tanımıyla halkın tercih ettiği iradenin ülke yönetiminde söz sahibi olmasıdır. Sandık bunun aracıdır; seçmen ise demokrasinin gerçek sahibidir. Bu nedenle demokrasi yalnızca seçim yapmak değil, seçim sonucuna ve halkın iradesine saygı göstermektir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözü yalnızca tarihsel bir miras değil, geleceğimizi inşa edecek en temel ilkedir. Halkın iradesinin zayıfladığı yerde demokrasi, hukukun zayıfladığı yerde ise özgürlükler yara alır.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler bu temel ilkeyi giderek daha fazla tartışmalı hâle getiriyor. Özellikle seçilmiş belediyelere kayyum atanmasıyla başlayan süreç; belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, siyasi partilere ilişkin yargı süreçlerinin siyasal dengeleri doğrudan etkilemesi, belediye başkanlarının ve milletvekillerinin parti değiştirmeleri gibi gelişmeler, seçmenin verdiği oyun anlamını ve temsil gücünü sorgulatmaktadır.
Hukuk devleti elbette hukukun üstünlüğünü esas alır. Hukuk, demokrasinin en önemli güvencesidir. Ancak seçim hukukunun ve siyasal süreçlerin alanına giren meselelerin giderek mahkeme salonlarında şekillenmesi, demokratik temsil açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Siyasetin meşruiyetini belirleyen temel unsur, mahkeme kararları değil; özgür ve adil seçimlerle ortaya çıkan halk iradesidir.
Son dönemde seçilmiş belediye başkanlarının haklarındaki yargılamalar sonuçlanmadan tutuklanmaları ve görevlerinden uzaklaştırılmaları; yine birçok belediye bürokratının haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmaksızın uzun süre tutuklu kalmaları, hukuk devleti bakımından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Elbette suç işlendiği iddiası varsa yargı görevini yapmalıdır. Ancak hukuk devleti, suç isnadı ile mahkûmiyet kararını birbirine karıştırmayan devlettir. Masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve kişi özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ilkeleridir. Tutuklama bir ceza değil, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına almak amacıyla ancak zorunlu hâllerde başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiridir. Özellikle kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali ya da kanunda öngörülen diğer tutuklama nedenleri somut biçimde ortaya konulmadan özgürlüğün uzun süre kısıtlanması, hukuk devleti ilkesini ve adalete duyulan güveni zedeler.
Seçilmişlerin yargılama sonuçlanmadan görevlerinden uzaklaştırılması yalnızca ilgili kişileri değil, onlara oy vererek temsil yetkisi vermiş yurttaşların iradesini de doğrudan etkiler. Aynı şekilde belediyelerin üst düzey bürokratlarının uzun süre özgürlüklerinden yoksun bırakılması, kamu hizmetlerinin işleyişi ve yerel yönetimlerin kurumsal kapasitesi üzerinde de önemli sonuçlar doğurmaktadır. Demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gitmekten ibaret değildir; seçmenin iradesinin görev süresi boyunca korunabilmesidir.
Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu uzun yıllardır demokratik temsil açısından tartışılmaktadır. Seçilmiş bir siyasetçinin partisinden ayrılması hukuken mümkündür. Ancak seçmen yalnızca bir kişiye değil; aynı zamanda bir programa, ilkelere ve siyasi kimliğe oy verir. Seçimden kısa süre sonra yaşanan parti değişiklikleri hukuken mümkün olsa bile demokratik temsil bakımından ciddi bir meşruiyet tartışmasını beraberinde getirmektedir.
Bugün asıl sormamız gereken soru şudur: Seçilmişler kime karşı sorumludur? Kendilerini aday gösteren yapılara mı, günübirlik siyasi dengelere mi, yoksa kendilerine güvenerek oy veren yurttaşlara mı?
Otuz beş yılı aşkın süredir hak mücadelesi veren biri olarak biliyorum ki; demokrasi yalnızca çoğunluğun yönetimi değildir. Demokrasi; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız ve tarafsız yargı, hesap verebilir yönetim ve temel hakların güvence altında olmasıdır. Kadın haklarından çocuk haklarına, ifade özgürlüğünden adalete kadar savunduğumuz bütün haklar ancak güçlü bir demokratik hukuk devletinde gerçek anlamını bulabilir.
Hak savunuculuğu kişinin kimliğine, siyasi görüşüne ya da makamına göre değişmez. Adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, kişi özgürlüğü ve demokratik temsil hakkı herkes için eşit şekilde korunması gereken evrensel hukuk ilkeleridir. Bu ilkelerden bir kez vazgeçildiğinde kaybeden yalnızca bireyler değil, toplumun tamamı olur.
Bugün yaşanan gelişmeler biz hak savunucularını derinden rahatsız etmektedir. Çünkü demokraside meydana gelen her aşınma yalnızca siyasal sistemi değil; kadınların, çocukların, gençlerin, emekçilerin ve toplumun bütün kesimlerinin haklarını doğrudan etkiler. Bu nedenle yaşananlara sessiz kalmak, seyirci olmak ya da olup biteni yalnızca izlemek bizim mücadele anlayışımızla bağdaşmaz.
Hak savunuculuğu yalnızca hak ihlallerini tespit etmek değildir; çözüm üretmek, ortak aklı büyütmek ve demokratik değerleri kararlılıkla savunmaktır. Bugün her zamankinden daha fazla aklın, bilimin ve ortak vicdanın yolunu bulmaya ihtiyacımız var. Demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, laik Cumhuriyetin kazanımlarından ve çağdaş yaşam idealinden vazgeçmeden ülkemizi daha adil, daha özgür ve daha müreffeh bir geleceğe taşımak zorundayız.
Ancak bunu dünün yöntemleriyle gerçekleştiremeyiz. Değişen dünyanın gerçeklerini doğru okumalı; teknolojiyi, yapay zekâyı, dijital dönüşümü, bilimsel üretimi ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi demokrasiyle birlikte düşünmeliyiz. Güçlü ekonomi, nitelikli eğitim, yenilikçi teknoloji ve uluslararası saygınlık; ancak hukukun güven verdiği, kurumların bağımsız çalıştığı ve yurttaşların özgürce karar verebildiği ülkelerde kalıcı olur.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hepimize düşen ortak görev; geçmişten aldığımız demokrasi ve hukuk birikimini korurken onu çağın gerekleriyle buluşturmaktır. Hak mücadelesi yalnızca bugünün sorunlarına itiraz etmek değil, yarının daha özgür, daha eşit ve daha güçlü Türkiye’sini birlikte inşa etme sorumluluğudur.
Demokrasiyi yaşatacak olan, hukuku siyasetin aracı değil; özgürlüğün, adaletin ve millet iradesinin güvencesi olarak görebilmektir.
Çünkü demokrasi sandıkta başlar, hukukla güçlenir.