Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) 2025 yılı Eylül ayı sonu verilerine göre medyaya yansıyan haberlerden derlenen rapora göre en az 290 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. Bu cinayetlerin ortak noktası; kadının yaşam hakkına yönelik sistematik bir tehdit ve çoğunun failinin kadının en yakın çevresinden biri olmasıdır — eski eş, sevgili, koca ya da akraba.
20-24 Ekim haftasında ise Kahramanmaraş’ta Fatma Görkem ve Gülistan Görkem’in öldürülmesi, ardından failin çocuğunun gözleri önünde intihar etmesi; Çankırı’da İlknur Kertlez’in kamusal alanda bıçaklanarak öldürülmesi, kadına yönelik şiddetin artık sadece özel alanda değil, toplumun her yerinde görünür bir vahşet haline geldiğini gösteriyor
Kadın cinayetlerinin ardından faillerin intihar etmesi, toplumsal şiddet sarmalının en çarpıcı göstergelerinden biridir. Bu durum:
Suçun cezasız kalacağına dair bir “nihai kontrol” fikrini güçlendiriyor. Fail, kendi yaşamını sonlandırarak adaletin önüne çıkmadan “hikâyeyi” kendi istediği şekilde bitirmeye çalışıyor.
Bu intiharlar, “ölümle sonlanan erkek egemenliği”nin bir uzantısıdır; kadını öldürüp ardından kendini öldüren erkek, aslında mülkiyet duygusunu ölümle taçlandırmaktadır.Psikolojik açıdan bakıldığında ise, bu eylemler bireysel değil toplumsal olarak teşvik edilen bir şiddet kültürünün sonucudur: “Ya benimsin ya kara toprağın” anlayışı
Dolayısıyla, bu intiharlar “pişmanlık” değil, toplumsal şiddetin derinleşmiş biçimidir.
Bu nedenle katilin intiharı şiddet döngüsünün “sonu” değil, devamıdır diyebiliriz.
Bu tablo, mevcut politikaların şiddeti önlemede yetersiz kaldığını gösteriyor. Önleyici Politikalardaki Eksiklikleri Özellikle belirtmek gerekirse
a- 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasındaki denetim eksiklikleri (koruma kararlarının takibi, ihlal cezalarının caydırıcılığı zayıf).
b-Şiddet uygulayan erkeklere yönelik zorunlu psikososyal rehabilitasyon programlarının yetersizliği.
c-Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin hem okul müfredatında hem kamu kurumlarında sistematik biçimde yer almaması.Ki bu yürürlükten kaldırılan İstanbul Sözleşmesinin ana hedefiydi
d-Silahlanma ve bireysel şiddet kültürüne yönelik etkili bir kısıtlama ve denetim politikasının olmayışı.
Katilin intiharı, bu olayların “bittiği” anlamına gelmez.Çünkü intihar, toplumsal şiddetin sessiz yankısıdır.
Her intihar eden fail, aslında devletin ve toplumun “şiddeti dönüştürme kapasitesinin” başarısız kaldığı bir tabloyu geride bırakır.
Bu nedenle kadın cinayetlerini yalnızca bireysel trajediler değil, önlenebilir toplumsal suçlar olarak görmek zorundayız.
Ve bu bakış açısını hızla yürürlüğe koymak için iktidar çalışmalar yapmalıdır.
Bu katliamlara göz yumarak daha ne kadar sürdüreceğiz bu sessizliği?