Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk bakımına alternatif olarak sunduğu “komşu anne modeli”, son günlerde kamuoyunda tartışma konusu oldu. İlk bakışta pratik ve maliyet açısından kolay bir çözüm gibi sunulan bu model, aslında çocukların gelişimi, toplumsal eşitlik ve geleceğimiz açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Çünkü çocukların gelişiminde mesele yalnızca bir “bakım” değil, bütüncül bir eğitim, sosyalleşme ve kültürel gelişim sürecidir.

Kreşler bu sürecin en önemli ayağıdır. Çocukların yaşıtlarıyla bir araya gelerek sosyalleştiği, paylaşmayı, iletişim kurmayı, problem çözmeyi öğrendiği; pedagojik rehberlik, psikolojik danışmanlık ve sağlık desteği aldığı; hijyen, beslenme, oyun ve eğitsel etkinliklerle gelişimlerinin desteklendiği kurumlardır. Kreşler aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini de güçlendirir. Kadınların iş gücüne katılımını destekleyerek hem aile hem de ülke ekonomisine katkı sunar. Dolayısıyla kreşler yalnızca “çocukların bırakıldığı yerler” değil, geleceğimizi şekillendiren eğitim merkezleridir.

Oysa ki “komşu anne modeli” bu bütüncül yaklaşımı göz ardı etmektedir. Eğitim seviyesi, pedagojik bilgisi ve toplumsal algısı belirsiz bireylere çocuklarımızı emanet etmek, deyim yerindeyse “kurda kuzu emanet etmek”tir. Tarikat ve cemaat yapılanmalarının toplumda çocuklar üzerindeki etkilerini tartışmaya bile gerek kalmadan, yalnızca hijyen, beslenme, güvenlik, konuşma adabı, kültürel gelişim ve eğitsel bilinç gibi konularda ortaya çıkacak sorunların boyutunu tahmin etmek zor değildir. Çocukların en hassas yaşlarında karşılaşacağı yanlış bir tutum, ileriki yıllara yayılan kalıcı bir etki bırakacaktır.

Bakanlığın bu modeli savunurken Avrupa da var savunusu yapacağını biliyoruz .evet Hollanda da var ve uygulama bambaşka bir sistem içeriyor .Hollanda’da “komşu anne” olarak adlandırılan bakım hizmeti, katı devlet denetimi, pedagojik eğitim zorunluluğu, mekân standartları, yetişkinin bakacağı çocuk sayısı , beslenme ve güvenlik protokolleri gibi onlarca ayrıntıyla tanımlanmıştır. Yani orada “komşu anne”, sıradan bir birey değil;Alanında eğitimli ayrıca devlet tarafından eğitilmiş, denetlenen, sorumlulukları tanımlanmış ve sürekli kontrol edilen profesyonel bir bakım sağlayıcıdır. Türkiye’de önerilen model ise birkaç haftalık kurslarla ev kadınlarından uzman yaratmaya yönelik çözüm üretme adına gidilen bir yoldur. Altyapıdan tamamen yoksundur Dolayısıyla Hollanda ve diğer avrupa ülkeleri uygulamalarının arkasına sığınılarak meşrulaştırılamaz.


Çocukların sağlıklı gelişimi bir toplumun geleceğini belirler. Bugün biz çocukları pedagojik donanımı olmayan kişilere teslim edersek, yarın karşılaşacağımız sorun yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte olacaktır. Çözüm, günü kurtaran modeller değil; bilimin, pedagojinin ve eşitlik ilkesinin yol göstericiliğinde, her çocuğun erişebileceği nitelikli, yaygın ve ücretsiz kreşlerin kurulmasıdır.

Çocuklarımızın geleceğini, bilimsel yaklaşım yerine kolaycılığa teslim etmeyelim.
Çünkü yarın çok geç olabilir.