Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), hem piyasa dengesini korumak hem de tüketicileri güvence altına almak için kredi kartı, ihtiyaç ve konut kredileri ile ek hesap (KMH) limitlerinde bir dizi yeni düzenlemeye gitti.

Bu kapsamda, borç ödeme güçlüğü çeken vatandaşlar için kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borçlarını azami 48 ay vadeyle yeniden yapılandırma imkanı getirilirken, kredi kartı limitlerine de yeni bir eşik belirlendi.

Yapılan düzenlemeye göre, tüm bankalardaki toplam limiti 400 bin lirayı aşan kullanıcıların kullanılmayan limitleri, bankalar tarafından belirli oranlarda düşürülecek. Ayrıca bankalar, 1 Ocak 2027 tarihine kadar tüm kart sahiplerinin limitlerini kişisel gelir seviyeleriyle uyumlu hale getirmekle yükümlü kılındı.

Prof. Dr. Serap Durusoy, söz konusu düzenlemelerin enflasyonla mücadele sürecindeki yerini ve bankacılık sektörüne etkilerini analiz etti.

İşte Durusoy'un 24 Saat'in sorularına verdiği yanıtlar...

"BANKALARIN KREDİ VERME İŞTAHI AZALACAK"

BDDK’nın kredi kartı limitlerini gelirle uyumlu hale getirme kararı, piyasadaki 'hayali satın alma gücünü' mü hedefliyor? Bu adımın enflasyonla mücadeledeki gerçek ağırlığı ne olur?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında yakın zamanda toplanan Finansal İstikrar Komitesi toplantısında; bankaların, müşterilerine aylık gelirlerinin çok üzerinde Kredili Mevduat Hesabı (KMH) ya da diğer adıyla "Ek Hesap" ve kredi kartı limiti tanımladığı tespit edildi. Bu ihlallerin düzeltilmesi için sektör temsilcilerine net bir talimat gönderildi. BDDK mevzuatına göre kredi kartı limitleri aylık gelirin en fazla 4 katı ile, KMH limitleri ise belirli oranlarla sınırlandırıldı. Ancak yapılan incelemeler sonucunda, bazı özel bankaların yıl sonu hedeflerini tutturabilme amacıyla bu limitleri gelirin 10 katına kadar yükselttiği görüldü. Ekonomi yönetimi; bu şekildeki kontrolsüz limit artışlarının hem finansal okuryazarlığı düşük olan vatandaşları borç batağına sürüklediği hem de talep enflasyonunu artırdığı gerekçesiyle limit düzenlemesine gitti. Bu adım, talebin dezenflasyon sürecindeki etkisini kırmak amacıyla, dezenflasyon politikası içerisindeki makro ihtiyati bir tedbir olarak enflasyonla mücadelede talebi baskılamanın bir aracı.

Kullanılmayan limitlerin sistemden çekilmesi, piyasadaki likiditeyi (para akışını) nasıl etkiler? Bu durum bir nevi 'örtülü parasal sıkılaşma' olarak okunabilir mi?

Aslında kullanılmayan kredi limitleri fiilen para olmasa dahi potansiyel bir likidite özelliğine sahip. Yani ekonomik aktörler için krediye dönüşebilme olanağı söz konusu. Limitlerin sistemden çekilmesi ile kredi talebinden öte bankaların kredi verme iştahı azalır ve doğal olarak da kredi arzında bir daralma söz konusu olur.

Bu bağlamda likiditenin fiilen daralması kredi tarafının etkinliğinin azaltılması yoluyla dolaylı bir parasal sıkılaşma olarak değerlendirilebilir.

"RADİKAL BİR ÇÖZÜM DEĞİL, GEÇİCİ BİR RAHATLAMA"

48 ay yapılandırma imkânı borçluya nefes mi aldırır, yoksa hanehalkını daha uzun süreli bir borç hapsine mi sokar?

BDDK kararına göre, dönem borcu kısmen ya da tamamen ödenmemiş bireysel kredi kartları ile ödemesi 30 günden fazla gecikmiş ihtiyaç kredileri, talep edilmesi halinde azami 48 ay vadeyle yeniden yapılandırılabilecek. Yapılandırmadan yararlanmak isteyen tüketicilerin 3 ay içinde bankalarına başvuru yapması gerekecek.

Aslında kredi yapılandırılması radikal bir çözüm değil geçici bir rahatlama imkânı verir. Burada aylık taksitlerin miktarı ve faiz yükü önem taşıyor. Eğer aylık taksit miktarı oransal olarak düşük olursa yeni borç oluşumuna yol açarak uzun süreli bir borç sarmalı yaratabilir. Ya da faiz yükü toplam borç maliyetini ciddi oranda artırırsa yine benzeri bir durum yaşanabilir.

Kredi Kartı-9

"KREDİ KARTI 'ASIL AKÇE' HALİNE GELDİ"

Kredi kartını "yedek akçe" olarak gören Türk halkı için bu limit düşüşleri sosyal bir huzursuzluk veya güven sorunu yaratır mı?

Nüfusun yarıdan fazlasının asgari ücret ve altı bir ücrete mahkûm olması; kredi kartını, ne yazık ki bir "yedek akçe" değil, "asıl akçe" haline dönüştürdü. Özellikle gıda enflasyonundaki yükseklik; harcama kalemleri içerisinde gıdanın önemli bir pay oluşturduğu, açlık sınırının altında ücret alan asgari ücretliler ve emekliler açısından kredi kartını büyük bir zorunluluk haline getiriyor. Zira bu düşük ücretler, özellikle gıda harcamalarının kredi kartı ile yapılmasını zorunlu kılıyor. Kart limitlerinin düşüklüğü ise bu bağlamda dar gelirlinin ekonomik mücadelesini güçleştirerek; sosyal huzursuzluğu, güven sorununu ve mutsuzluğu daha görünür bir hale getiriyor. Nitekim düşük gelir grubunun pazar ve marketlerin atık ürünlerini tercih etmesi de bu gerçekliğin en bariz örneğini oluşturuyor.

Limitlerin reel gelire sabitlenmesi, büyüme stratejisini kredi kartı üzerine kuran bankaların kâr modellerini nasıl değiştirir?

TOKİ kiralık evler ne zaman teslim edilecek? İstanbul’da TOKİ kiralık evler nerede yapılacak ve kira bedelleri ne kadar?
TOKİ kiralık evler ne zaman teslim edilecek? İstanbul’da TOKİ kiralık evler nerede yapılacak ve kira bedelleri ne kadar?
İçeriği Görüntüle

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki limitlerin reel gelire sabitlenmesi, özellikle büyük bankaların kârını azaltmaz; kâr modellerinin ya da kârın kaynağının değişimine yol açar. Kâr modellerinin değişimi, bankaların özelliklerine göre farklılık gösterecek. Şöyle ki; ölçeği büyük olan, yüksek komisyon gelirine sahip ve düşük fonlama maliyeti bulunan bankalar limitlerin reel gelire sabitlenmesinden olumsuz etkilenmezken; mevduat maliyeti yüksek olan, özellikle de KOBİ ağırlıklı ve kredi hacmine bağımlı olan bankaların klasik kâr modeli bu durumdan olumsuz etkilenir. Klasik kâr modelinin içerisinde nominal gelirdeki artışlar; faiz, ücret ve komisyon gelirleri ile kredi hacminin genişliği yer alır. Limitlerin reel gelire sabitlenmesi durumunda tüm bu gelirlerin baskılanması ve risk iştahının düşmesi, aktif kârlılıkta sıkıntı doğurabilir.

"YASAL TAKİBE DÜŞEN KİŞİ SAYISI 2 MİLYONU AŞTI"

Bu düzenleme bankacılık sistemini korumak için atılmış bir "erken uyarı" ve savunma kalkanı mıdır?

Son dönemlerde kredi faizlerindeki artış ve krediye erişimdeki kısıtlamalar nedeniyle bireysel kredilerde sınırlı bir artış görülmekle birlikte, kredi kartı kullanımı hızla yükseldi. BDDK verilerine göre Aralık 2025 itibarıyla ülkemizde 40,7 milyon kişi kredi kartı kullanıyor. Bu kartlar üzerinden yapılan harcama tutarı ise 3 trilyon liraya yaklaşmış durumda. Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre ise bireysel kredi kartlarının toplam limiti 13,3 trilyon liraya ulaşırken; gecikmiş kart borcunun 121 milyar lirayı geçtiği ve yasal takibe düşen kişi sayısının 2 milyonu aştığı görülüyor. Bu düzenleme ile amaç; kredi kartı limitlerinin gelirle daha uyumlu hale getirilmesi, aşırı borçlanmanın önlenmesi ve finansal istikrarın güçlendirilmesidir. Elbette sürdürülebilir ödeme performansı sağlanarak, bankalar açısından bir "savunma kalkanı" özelliğini de içerisinde barındırdığı söylenebilir. Nitekim BDDK verilerine göre 23 Ocak itibarıyla bireysel kredi kartlarında takibe dönüşüm oranının, son beş yılın en yüksek seviyesine çıktığı görüldü.

"DAR GELİRLİNİN EV SAHİBİ OLMASI İMKANSIZ HALE GELDİ"

Konut kredisi oranlarındaki yeni kısıtlamalar, orta sınıfın ev sahibi olmasını tamamen imkansız hale mi getiriyor?

Zaten orta sınıf yok oldu. Dolayısıyla konut kredisi oranlarındaki yeni kısıtlamaların, orta sınıftan ziyade dar gelirlinin ev sahibi olmasını imkansız hale getirdiğini söylemek daha isabetli bir tespit olur diye düşünüyorum. Zira yapılan düzenleme ile enerji verimliliği yüksek ve depreme dayanıklı konutların alımı teşvik ediliyor; ancak bu konutların fiyatları zaten oldukça yüksek.

Buna göre; A ve B grubu enerji sınıfına sahip konutlar en yüksek kredi oranına sahip olurken, C enerji sınıfına sahip konutlar da avantajlı kredi-değer oranı uygulanan konutlar kapsamına alınsa dahi; açlık sınırının altında ücret alan dar gelirlinin bu konutları satın alabilmesi mümkün görünmüyor.

"LİMİTLERİN DARALTILMASI TALEBİ BASKILASA DA YOK EDEMEZ"

Banka limitleri daralan tüketici, denetlenemeyen "senetli alışveriş" gibi kayıt dışı yöntemlere kayar mı?

Banka limitlerinin daraltılmasının amacı talebi baskılamak olsa da şüphesiz ki bu tür uygulamalar talebi yok edemez. Özellikle limiti düşmüş olan ve kart borcunu başka bir kartla dahi ödeyememe noktasına gelen düşük gelir grubu, zorunlu harcamalarını karşılayabilmek için alternatif yollar arayacak. Nitekim kişisel bir taahhüt olan senetli alışveriş de bunlardan bir tanesi. Bu tür alışverişler perakende sektörünü canlı tutarak; hem makro ihtiyati tedbirlerin etkinliğini azaltıcı hem de kayıt dışılığı artırıcı bir etki yaratacak.

Muhabir: Esin Özdemir