Anımsayacaksınız; geçen yıl Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adaylığı tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Ankara Yönetimi, Afrika’dan Asya’ya kadar uzanan coğrafyada, Müslüman halkın yaşadığı çok sayıda devleti arkasına almak için "din" üzerinden olağanüstü bir çaba göstermişti.

Son turda rakibimiz İspanya’nın 132 oyuna karşılık 60 oyda kalınmış, bu sonuç Türkiye açısından tam bir hezimet oluşturmuştu.

İşin ilginç ve de acı yanı Ankara Yönetiminin kader birliği yaptığını zannettiği yakın dostları(!) Recep Tayyip Erdoğan’ın destek isteğini ellerinin tersiyle geri çevirmişlerdi. Gerekçeleri ise daha da ağırdı:

"Türkiye, Müslüman Kardeşlere yakınlığı nedeniyle IŞİD’le mücadeleye yeterince katkı sağlamamaktadır."

Aklınıza hemen bu gerekçeyi ileri sürenlerin Batı’lı ülkeler olduğu gelebilir. Oysa bunlar hala mezhep politikasında kader birliği yapılan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkeleriydi.

Tabii bu ekibe; Mısır, Suriye, Rusya’nın dahil olduğunu da unutmamak gerekir.

BAŞKENTİ KUDÜS OLAN BİRLEŞİK ARAP DEVLETİ

Şeriatla yönetilen Arap devletlerinin dahi karşı çıktıkları Müslüman Kardeşlerle ilgili Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Nazef’in bir tanımlaması var.Prense göre bu örgüt; "inanan insanları kendisine köle yapıyor ve onları çıkarları doğrultusunda" kullanıyor.Düşünün bu sözler şeriatçı bir içişleri bakanı tarafından dillendiriliyor.

Kısaca Müslüman Kardeşlerin nerelerden geldiğine bir göz atmakta yarar olduğu kanısındayız. Bu örgüt yani İhvan-ı Müslümin, 1928’de tutucu Müslümanların yoğun olduğu Mısır’ın İsmailiye kentinde ortaya çıkıyor.

Çeşitli eylemlere karışan örgütün en büyük başarısı ,ordu içinde oluşturduğu "İslami Cihat" adındaki gizli örgütten dört subayın dönemin Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ı bir suikast sonunda öldürmeleri.

1981’deki bu olaydan sonra Müslüman Kardeşler yoğun bir tutuklama kampanyasıyla karşı karşıya kalınca yeniden yer altına iniyorlar.

Ve Mısır Müslüman Kardeşlerin temel hedefi, Başkenti Kudüs olan bir Arap devleti kurmak. Başka bir deyişle öncelik dinde değil Arap milliyetçiğinde:Birleşik Arap Devleti…

Sedat’ın öldürülmesinden bir yıl sonra Suriye’de iktidarda bulunan şimdiki Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın babası Hafız Esad, Sünni nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu Hama kentinde, Müslüman Kardeşlerin eylemleri üzerine "Hama Katliamı" diye adlandırılan büyük bir temizliğe girişerek çok sayıda insanı katlediyor.

Ve 1989’da Sudan’da Tuğgeneral Ömer Beşir darbeyle ilk kez Müslüman Kardeşleri iktidara taşıyor.

1987’de Filistin’deki "İntifada" eyleminden sonra meydana çıkan İslami Direniş Örgütü (HAMAS) 2007’deki seçimleri kazanarak Gazze’de İslami düzeni kuruyor.

Irak’ta ise Amerika’nın müdahalesinin ardından, bu ülkenin yönetiminde, Sünnileri Müslüman Kardeşlerin desteğiyle Tahir el-Haşimi temsil ediyor.Maliki döneminde Cumhurbaşkanı Yardımcısı sıfatı taşıdığı dönemde de "cinayet işlemeye teşebbüs" suçlamasıyla idama mahkum ediliyor.

Ve Erdoğan’ın Başbakanlık günlerinde Türkiye’ye yerleşiyor.Maliki iktidarınca "suçlu" el-Haşimi’nin Irak’a iade edilmesi isteniyorsa da bu talepler cevapsız bırakılıyor ve Irak’la siyasi ilişkilerde köprüler atılıyor.Tabii bundan ticari ilişkiler de etkileniyor.

Mısır’da Müslüman Kardeşler’in adayı olarak Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin, anında ülkeyi bir din devleti gibi yönetmeye başlaması üzerine gelişen olayları bahane eden Genelkurmay Başkanı Sisi’nin darbeyle iktidara gelmesi de Türkiye ile Mısır’ın ilişkilerini en azından "hasmane" hale getiriyor.

ÖNCELİKLİ MÜSLÜMAN KARDEŞLER POLİTİKALARI

Şimdilerde, Türkiye ile İsrail arasında Mavi Marmara gemisindeki Türklerin İsrail’li askerler tarafından öldürülmesi üzerine kesilen diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için görüşmeler sürdürülüyor.

Günümüzde, her iki ülkenin tarihte olmadığı kadar birbirine ihtiyacı var. İsrail’in en büyük düşman kabul ettiği İran,Rusya’nın desteğiyle Suriye üzerinden bu ülkenin adeta sınırdaşı olmuş durumda.

Kıyılarında doğal gaz bulmuş İsrail’in bu kaynağı dünya pazarına sunması sorunlarla karşı karşıya. En güvenilir rota, gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması.

Kıbrıs gazının bu boru hattına eklenmesi projeyi daha da ekonomik hale getirebilecek. Avrupa Birliğinin Kıbrıs’ta bir an önce çözüm istemesinin bir nedeni de bu proje.

Kamu oyuna yansıdığı kadarıyla Ankara’nın şartı üzerine İsrail Mavi Marmara olayı nedeniyle resmen özür diledi. Tazminat vermeyi de kabul etti. Yani ilişkileri kopartan olay çözüldü gibi.

Anlaşma Gazze’de Müslüman Kardeşler iktidarına uygulanan ambargo nedeniyle henüz imzalanamadı.Gazze’nin nüfusu bir buçuk milyon..Türkiye’deki sığınmacıların yaklaşık yarısı kadar.

Bu noktada, Ankara Yönetimini kutlamak gerek! Ankara Yönetimi, Suriye’li sığınmacılar için kendi halkının gereksinimlerinden kısarak sağladığı kaynakları takviye edecek tedbirleri bir an önce almak yerine HAMAS’a konulan ambargonun kalkmasını ön şart olarak ileri sürüyor.

Müslüman Kardeşler dayanışması nedeniyle, Mısır’la ilişkiler kurulup ekonominin önü açılması sağlanamıyor. İsrail ile hem güvenlik hem ekonomik ilişkileri bir an önce hayata geçirmek yerine, bir kenara bırakılarak "Müslüman Kardeşçi" politikalarda ısrar ediliyor.

Aslında bu ısrar tesadüfi değil. Yukarda adlarını vermeye çalıştığımız Müslüman Kardeşler örgütlerinin liderlerinin hepsi ülkemizde ağırlandı. AKP Genel Kurullarında konuşmalar yaptılar.Oysa bu kişiler "terörist" sıfatlarıyla aranıyorlardı.

AMERİKAN KONGRESİNDEKİ ‘TERÖRİST’KARARI

Peki kimdi Müslüman Kardeşleri terörist olarak ilan edenler? Önce, kendi içindeki Müslüman nüfus nedeniyle İslamcı yapılanmadan dolayı çok tedirgin olan Rusya 2003’de bu örgütü terörist olarak kabul ettiğini duyurdu.

2013’de Suriye, aynı yıl Mısır ve hemen sonra Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri de aynı kararları aldılar.Bu bölgede, iki ülke, Müslüman Kardeşleri terörist olarak görmeyip desteklemeye devam ediyor.Katar ve Türkiye!

Ankara Yönetimi’nin bu tutumu da AKP iktidarının Müslüman Kardeşlerin Türkiye Şubesi olduğu izlenimini veriyor. Türkiye için, yeni bir olumsuz sayfanın açılma olasılığı da bugünlerde Amerikan Kongresinde gelişiyor.

Geçen hafta Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunda yapılan oylama sonunda Müslüman Kardeşlerin Amerika tarafından terörist listesine alınması kabul edildi.

Kongre üyesi Mario Diaz-Balart tarafından hazırlanan kanun teklifinin gerekçesindeki "Müslüman Kardeşler küresel bir tehdit haline gelmiştir" görüşü büyük destek görerek komisyondan geçerek Temsilciler Meclisi Genel Kurulunda görüşülmek üzere Meclis başkanlığına gönderildi.

Orada kabul edilirse ayrıca Senato’da müzakere edilecek. Senatoda da aynı metin benimsenirse onay için Başkan Obama’nın önüne gelecek. O onaylar mı? Henüz belli değil.

Ama düşünün Katar dışındaki Arap ülkeleri Müslüman Kardeşleri resmen terörist ilan etmişlerken açıkça bu örgütü destekler pozisyondaki Türkiye’nin dünya kamu oyundaki görüntüsü nasıl şekillenecek? Ankara Yönetimi’nin, Müslüman Kardeşlerin Türkiye Şubesi olduğu gibi bir algı belirirse, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini daha karanlık günlerin beklediği kesindir.Ülkemiz hiç de hak etmediği görüntüler veriyor son zamanlarda!