LVBEL C5 - Tak Tak Tak arabesk versiyonundan Osmanlı marşlarının senfonik icralarına yapay zeka ile oluşturulan şarkılar farklı türlerle karşımıza çıkıyor. Kimilerince yaratıcılığın sınırsızca kullanımı olarak yorumlanan ve sevilerek dinlenen bu yorumlar müziğin geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Kültür ve sanatın dijitalleşme serüveni, bugün tarihinin en büyük etik, ekonomik ve estetik kırılma noktalarından birini yaşıyor. Suno ve Udio gibi üretken yapay zekâ devlerinin piyasayı domine etmesiyle başlayan süreç, amatör bir meraktan ziyade, müzik endüstrisinin köklerini sarsan endüstriyel bir manipülasyon dalgasına dönüştü. Müzik platformlarından sızan son veriler, dinleyicilerin ve gerçek sanatçıların görünmez bir algoritmik kuşatma altında olduğunu ortaya koyuyor.

Dijital müzik kütüphanelerindeki "makine istilası" artık tahminlerin çok ötesinde. Küresel pazar analitiği firması Sacra’nın güncel verilerine göre, yapay zekâ müziğinin tekelini elinde tutan Suno, dünya genelinde 100 milyondan fazla kullanıcıya ve 2 milyon ücretli aboneye ulaşmış durumda. Sektörün daha profesyonel kanadına hitap eden Udio ise 4.8 milyon aktif kullanıcısıyla pazarın yüzde 28'ini kontrol ediyor. Ancak bu iki devin pazar tekeli şu sıralar büyük bir tehdit altında: Şubat 2026'da Google, kendi gelişmiş müzik yapay zekası Lyria 3'ü doğrudan Gemini uygulaması içine entegre ederek bir anda 750 milyondan fazla aktif kullanıcıya bu teknolojiyi açtı.

Her gün 75 bin yeni “yapay zeka” şarkısı

Bu kitlesel üretimin dijital mecralara yansıması ise tam bir arz patlaması yaratıyor. Çevrimiçi müzik platformu Deezer’ın sektörel şeffaflık raporları, platforma her gün yüklenen yeni şarkıların yüzde 44’ü yani 75 bin parçanın tamamen yapay zekâ tarafından oluşturulduğunu gösteriyor. Apple Music’e yüklenen şarkıların yüzde 35’inin insan eli değmeden üretildiğini doğruluyor. Bu üretim çılgınlığı, YouTube gibi platformlarda vefat etmiş veya yaşayan sanatçıların seslerinin klonlandığı "AI Cover" fenomenleriyle birleşerek dijital kültürün ana akımı haline geliyor.

Yapay zeka "yaratıcı yıkım" mı getirecek?

Ekonomi literatüründe eski düzenin yıkılıp yerine yenisinin gelmesi olarak özetlenen "Yaratıcı Yıkım" (Creative Destruction) kavramı, müzik sektöründe istihdam ve gelir adaleti krizine işaret ediyor. AWS ve International Journal of Human-Capital Studies tarafından yayımlanan güncel ekonomik analizler; aranjörlük, ses mühendisliği, mixing ve mastering gibi teknik iş kollarının yapay zekâ tarafından hızla ikame edildiğini (substitution) belgeliyor. Alman Müzik Performans ve Mekanik Çoğaltma Hakları Topluluğu (Gesellschaft für musikalische Aufführungs- und mechanische Vervielfältigungsrechte) ve Fransız Müzik Eseri Sahipleri, Besteciler ve Yayıncılar Meslek Birliği’nin (Society of Authors, Composers and Publishers of Musician) ortak araştırması ise bu üretimin en çok elektronik müzikte yüzde 54), hip-hopta yüzde 53 ve reklam/dizi müziklerinde yüzde 52 oranında yoğunlaştığını gösteriyor.

İşin ekonomik boyutu ise “gerçek” sanatçılar için tam bir hayatta kalma mücadelesi. Uluslararası Yazarlar ve Besteciler Dernekleri Konfederasyonu (CISAC), gerekli yasal regülasyonlar hızla hayata geçirilmezse, 2028 yılına kadar gerçek müzisyenlerin ve bestecilerin kişisel gelirlerinde yüzde 25 oranında net bir erime yaşanacağını öngörüyor.

Yıkımın daha karanlık yüzü ise "telif hırsızlığı" şebekelerinde saklı. ABD’de yapay zekâ ile ürettiği yüz binceaux sahte şarkıyı bot hesaplar üzerinden milyarlarca kez dinleterek ortak telif havuzundan 8 milyon dolar çalan Michael Smith’in suçlu bulunması, buzdağının altındaki organize yağmayı gözler önüne serdi. Endüstri analizlerine göre, yapay zekâ şarkılarının aldığı dijital dinlenmelerin (stream) yüzde 85'inin organik olmayan, bot şebekeleri tarafından yapılan sahte dinlenmeler olduğu tespit edildi. Yani makineler üretiyor, botlar dinliyor ve para gerçek sanatçının cebinden çalınıyor.

“Hayalet sanatçılar” listeleri salladı

Yapay zekâ müziği artık sadece arka plan gürültüsü değil; resmi müzik listelerini de işgal ediyor. Billboard verilerine göre, "Breaking Rust" isimli hayali bir gruba ait olan tamamen yapay zekâ üretimi "Walk My Walk" şarkısı, Billboard Country Dijital Şarkı Satışları listesinde 1 numaraya kadar yükseldi. Benzer şekilde, dijital dünyada var edilen psikodelik-rock grubu "The Velvet Sundown", Spotify'da hiçbir gerçek üyesi olmamasına rağmen 1.4 milyon aylık dinleyici barajını aşarak endüstri yeni bir tartışmaya yol açtı.

Algoritmaya karşı dinleyici ne kadar özgür?

Sektörün tartıştığı bir diğer hayati kavram ise "algoritmik kilitlenme" (algorithmic lock-in). Spotify, Apple Music veya YouTube gibi devlerin öneri algoritmaları; kullanıcıları lo-fi, chill, odaklanma veya meditasyon müziği adı altında sunulan, arkasında gerçek bir insanın olmadığı sahte profillerin havuzuna yönlendiriyor. Kullanıcı bir kez bu döngüye girdiğinde, algoritma onu benzer makine içerikleriyle besleyerek platformda kalma süresini uzatıyor ve bağımsız, özgün insan üretimlerini görünmez kılıyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise net bir toplumsal direnç yükseliyor. Luminate tarafından yayımlanan "Generative AI in Entertainment" raporu, dinleyicilerin bu yapay dayatmadan ciddi şekilde rahatsız olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre kör testlerde dinleyicilerin yüzde 97'si insan yapımı bir şarkı ile yapay zekâ müziği arasındaki farkı ayırt edemiyor.

Ancak farkı anlayamasalar bile, dinleyicilerin yüzde 40'ı dinledikleri eserin yapay zekâ ürünü olduğunu öğrendikleri an şarkıyı geçiyor.

Küresel dinleyici kitlesinin yüzde 66'sı bilerek ve isteyerek asla yapay zekâ şarkısı dinlemeyeceğini beyan ederken, yüzde 45'i platformlara "Yapay zekâ müziğini tamamen engelleme filtresi" getirilmesini talep ediyor.

Meslek birlikleri yapay zekâ ile davalık oldu

Yaşanan bu kaos, hukuki alanda da yüzyılın davasına dönüşmüş durumda. Dünyanın en büyük plak şirketlerini (Universal Music Group, Sony Music, Warner Music) temsil eden RIAA (Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği), Suno ve Udio'ya milyarlarca dolarlık telif davası açtı. Plak şirketleri, yapay zekâ modellerinin kendi telifli katalogları üzerinden illegal şekilde eğitildiğini savunurken; yapay zekâ şirketleri bu durumu ABD hukukundaki "Adil Kullanım" (Fair Use) maddesiyle savunuyor. Bu davanın sonucu, telif hukukunun geleceğini baştan yazacak. Uluslararası Fonogram Endüstrisi Federasyonu (IFPI) CEO'su Victoria Oakley, dijital platformların veri şeffaflığı sağlamasının artık bir lüks değil, hayati bir zorunluluk olduğunu vurguluyor. Nitekim Spotify, sadece son bir yıl içinde telif manipülasyonu amacıyla sisteme yüklenen 75 milyondan fazla yapay zekâ tabanlı "spam" şarkıyı kütüphanesinden sessiz sedasız temizlemek zorunda kaldı.

Türkiye’de meslek örgütleri tetikte

Küresel ölçekte yaşanan bu algoritma ve telif savaşı, Türkiye müzik endüstrisinin de en sıcak gündem maddesi haline gelmiş durumda. MESAM, MSG ve MÜ-YAP gibi Türkiye'nin dev meslek örgütleri, yapay zekâ tarafından tamamen üretilen içeriklere karşı net bir "barikat" kuruyor.

Türkiye'deki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (FSEK) bir eserin tescili için "insan unsurunu ve şahsın hususiyetini" zorunlu kılması, yapay zekâ üretimlerinin resmi telif koruması almasının önüne geçiyor. Bu doğrultuda meslek birlikleri, tamamen makineler tarafından üretilen şarkılara asla repertuar kaydı yapmıyor ve bu profilleri sistemlerine dahil etmiyor.

CerModern’de SOLO dans zamanı
CerModern’de SOLO dans zamanı
İçeriği Görüntüle

Sektör temsilcileri, zengin Türkçe müzik kataloğunun küresel yapay zekâ şirketleri tarafından izinsiz "eğitilmesine" karşı hukuki mevzuat hazırlığı yürütürken; YouTube ve TikTok gibi mecralarda patlayan "ses klonlama" içerikleri de hukuki bir krize kapı aralıyor. Barış Manço'dan Müslüm Gürses'e ses modelleri kullanılarak üretilen içerikler ile YouTube’da yer almış durumda.

Peki tüm bu gelişmeler içerisinde müzik yazarları neler düşünüyor? Yapay zeka ile üretilen müziğinin “sanat olup olmadığına” dair tartışmaları, telif hakları sorununu ve yapay zeka araçları sanatçıların yerini alır mı sorusunu konunun uzmanları 24 Saat için yanıtladı.

Yavuz Hakan Tok

Yavuz Hakan Tok: "Hiçbir zaman çalmadım, anladığım an eliyorum"

Son olarak 'Şarkı Hikayeleri' kitabını kaleme alan müzik yazarı ve radyo programcısı Yavuz Hakan Tok, yapay zekâ ile üretilen şarkılara mesafeli yaklaştığını belirterek radyo programlarındaki kırmızı çizgisini şu sözlerle açıklıyor:

"Açıkçası yapay zekâ ile üretilen şarkılara sempatiyle bakmıyorum. İster istemez maruz kalıyorum, bir şekilde önüme düşüyor zaten ama bugüne kadar radyo programlarımda hiçbir zaman yapay zekâ ürünü bir şarkı çalmadım. Bir şarkıda yapay zekâ kullanıldığı belirtilmese bile, eğer işin içinde yapay zekâ varsa bunu hemen anlıyorum ve o eseri eliyorum. Ortada bir sürü emek harcayan, uğraşan genç insan varken, yapay zekâ ile üç dakikada yapılmış şarkıların öne çıkması bana adaletli gelmiyor."

Izzet Oz4

İzzet Öz: "Güzel bir şey yapılmışsa niye dinletmeyeyim?"

1967 yılında TRT Ankara Radyosu'nda çalışmaya başladığından günümüzde müziğin nabzını tutan İzzet Öz ise orijinali korumak kaydıyla deneysel olarak bu müziklere açık kapı bırakıyor:

"Yapay zekâ ile yorumlanan bir parça önüme düşerse, ben yine de orijinalini çalmayı tercih ederim. Ama hakikaten inanılmaz güzel bir şeyler yapılmışsa, niye bunun da denemesini insanlara dinletmeyeyim? Ama tekrar ettiğim gibi; söz konusu parçanın orijinalinin kaynağının belirtilmesi şart. Yoksa başkasının fikrini ve ilhamını alıp kendin yapmış gibi yapılması doğru olmaz.

Murat Beser (1)

Murat Beşer: " İçinde ruhu ve insan emeği olan parçaları tercih ediyorum”

Müzik yazarı ve DJ Murat Beşer, hem kendi kuşağının bu teknolojiyle tanışma sürecini anlatıyor hem de kabindeki net duruşunu şu ifadelerle ortaya koyuyor:

"Şimdiye değin yapay zekâ ile yapılmış bir parça çalmadım. Setlerimde müzisyenlerin ürettiği, içinde ruhu ve emeği olan parçalara yer vermeyi tercih ediyorum. Çünkü benim için müzik sadece seslerin bir araya gelmesi değil, o seslerin arkasındaki yaşanmışlık ve hikâyedir. Ancak ileride çok yaratıcı, bir müzisyenin elinden çıkmış ve yapay zekâyı sadece bir enstrüman gibi kullanan, beni şaşırtan bir parça olursa belki düşünebilirim. Yine de önceliğim her zaman insan üretimi müzik olacak."

Sanatçının yaratıcı gücünü tehdit altında, telif hakları belirsiz

Sektör temsilcilerinin üzerinde birleştiği en net ortak payda; yapay zekâ eğitiminde kullanılan eserlerin yasal sınırları, telif hakları ihlalleri ve dinleyicinin manipüle edilmesi oldu.

Murat Beşer, yapay zekânın sektöre etkisinin nesilden nesile değiştiğini belirterek şu uyarıyı yapıyor:

"Söz konusu etki kuşaktan kuşağa değişiyor. 60 yaşın üzerindeki benim kuşağım önce Yapay zekâ ile yapılan müziklerin farkında değildik. Kim bunlar diye baktık, öyle birileri yok. Sonra sorgulamaya başladık. Yapay zekâ ile üretilen işler, müzik meraklılarını değil, daha gündelik tüketen profili hedefliyor. Yapay zekâ ile yapılan müzik bizim nesiller için etik açıdan karmaşık. Yeni nesillerin bunu bizlere oranla çok daha çabuk kabullenecek. Sanatçının yaratıcı gücünü tehdit altında. Sonuç dezenformasyon yoğunluğu ve kültürel aşınma... Burada tüketiciyi aldatma, hatta kötü amaçlı kullanım riskleri var."

Beşer, telif konusundaki küresel krizi ve yasal açmazları şu sözlerle özetliyor:

"Bu üretim biçiminde sadece insani taraf değil, hukuki taraf da gölgede... Ortada ciddi bir hukuki problem: Kim kime ne telif ödeyecek, belirsiz. İnsan olmadan telif alınamaz: Bu durum gelir paylaşımı ve lisanslama modellerini alt-üst edebilir. Ölmüş veya izni alınmamış bir sanatçının sesinin taklit edilmesi dava sebebi. Zaten bunun için sanatçı cephesi davalar açıyor... Bu dünyadaki tüm meslek birliklerinin telif bahsinde çözemedikleri ve uzun süre de çözemeyecekleri bir sorun ile karşı karşıyayız."

Burak Sulunbaz P

Burak Sülünbaz: “Spotify yapay zeka ile üretilen müziklerle manipülasyona yol açıyor”

Dark Blue Notes kurucu ortağı Burak Sülünbaz da benzer bir dijital manipülasyona parmak basıyor:

"Spotify’ın yapay zekâ ile üretilen müzikleri popüler listelerinde yer vererek dinleyicileri manipüle ettiğini biliyoruz... Telif hakları müziğine değer verdiğimiz müzisyenin geçim kaynağı. Eğer müzik kültürünün sürdürülebilirliğine değer veriyorsak müziğin üretiminde ve dağıtımındaki tüm paydaşlara hak ettiği değeri vermeliyiz."

I M G 20251231 W A0004

Suzan Sönmez: Sanatçılar endişelerinde haklı

Milliyet Sanat'tan müzik yazarı Suzan Sönmez, dünya genelinde sanatçıların gösterdiği kitlesel tepkiye dikkat çekiyor:

"Türkiye'de telif hakları zaten problemli bir konu biliyorsunuz yıllardan beri... Müzik meslek örgütleri bir araya gelip henüz daha yeni bir sistem oluşturmuşlarken, şimdi bir de yapay zekâ çıktı. Tabii ki insanları son derece endişelendiriyor ve bu konuda son derece haklılar. Hatta sinema endüstrisinden insanların, yazarların, sanat alanından farklı farklı çok önemli isimlerin bulunduğu 25-30 bin kişi bir bildiri yayınladılar bununla ilgili: 'Yaptığınız bu çalışmaları durdurun, bizim haklarımıza tecavüz ediyorsunuz' diye. Buna yüzde yüz katılıyorum."

NikbinlerNikbinler grubu yapay zeka ve müzik tartışmalarının gündeminde

"Dinleyicinin neyi dinlediğini bilmesi gerek”

Flört grubundan Ozan Kotra’nın katıldığı bir televizyon programında "Yapay zekâ bizim yaptığımız müziği yapamaz" ifadesinin yanında Ebru Yaşar’ın verdiği bir konserde “Yapay zeka sesimi klonlayamaz” açıklaması ise konunun sanatçı cephesindeki sesleri oldu. Nikbinler grubunun Mustafa Sandal için düzenlenen “Saygı1” konserinde ise “Denize Doğru” adlı şarkının yapay zekâ ile düzenlendiği ve grubun solisti Berika Karadağ’ın da playback yaptığı iddia edildi. Konuya ilişkin Tan Taşçı yapay zeka iddiasına destek verirken Murat Dalkılıç isim vermeden tartışmalar gündemdeyken "Biraz önce yapay zekanın kendi söylüyormuş gibi yapan çok iyi bir şarkıcı rolünde birini gördüm" diyerek tartışmaya dahil oldu. Melek Mosso ise "Suno bir müzik programı yapay zekayla oluşturuluyor. Kimi kandırıyorsunuz? Kulağı sağlam müzisyenler var, bizi mi kandıracaksın?” ifadelerini kullandı. Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Göçer ise düzenlediği basın toplantısında, “Bu iş, müzisyenleri işinden edecek korkunç bir yere doğru gidiyor” şeklinde konuştu. Nikbinler grubu performanslarında yapay zeka kullanmadıklarını ileri sürerken Yavuz Hakan Tok, konuya sanatçıların yanında dinleyiciler açısından da yorum getirdi:

"Özellikle 'cover' meselesinde ciddi bir telif ihlali söz konusu. Bu şarkıların hepsi aslında telife tabi; ya sözünü alıyorlar ya bestesini değiştiriyorlar ve bunların izinsiz yapıldığına eminim... Burada iki temel problem var: Birincisi telif sorunu, ikincisi ise dinleyicinin kandırılması. Dinleyicinin dinlediği şeyin ne olduğunu bilmesi lazım. Spotify veya YouTube gibi dijital platformlarda bu şarkıların yanına 'Yapay zekâ ile yapılmıştır' şeklinde bir ibarenin, bir etiketin konulması lazım ama şu an bu yapılmıyor.

Yavuz Hakan Tok, Kotra’nın sözlerine katılarak şunları ekledi: "Şu anda yapay zekânın müzikal anlamda ciddi kusurları var... Ses dengeleri henüz oturmuş değil. Şarkının A bölümünde başka bir şey çalarken, B bölümünde ritim saçmalayabiliyor. Doğru komutlar verilmediğinde saçma şeyler ortaya çıkabiliyor... İnsan üretimindeki o 'hata payı' yapay zekâda yok. İşte bu mükemmellik de müziği tatsızlaştırıyor ve ruhsuzlaştırıyor. Çünkü müzikte insanı etkileyen şey, o insani hatalarla, kusurlarla birlikte gelen duygudur. Bu yüzden gelecekte, kendi bestesini ve aranjesini kendi yapan müzisyenler, tıpkı 'organik gıdalar' gibi çok daha kıymetli olacak."

Gizem-1

Gizem Ertürk: "Duygu taklit edilebilir ama yaşanmışlık üretilemez"

Müzik yazarı Gizem Ertürk, yapay zekânın dinleyici alışkanlıklarını hızlandırırken yüzeyselleştirdiğini savunarak müziğin "kusurlardan beslenen" doğasını şu şekilde açıklıyor:

"Yapay zekâ destekli üretimler ve anonim cover’lar, dinleyicinin müzikle kurduğu ilişkiyi hızlandırıyor ama yüzeyselleştirdiği kanaatindeyim. Şarkılar daha çabuk tüketiliyor, daha az hatırlanıyor. Dinleyici artık kimin söylediğinden, ne anlatıldığından çok 'nasıl duyulduğuna' odaklanıyor. Bu da müziği bir anlatı ve deneyim alanı olmaktan çıkarıp, akış içinde arka planda akan bir ses haline getiriyor. Merak uyandıran bir tarafı var ama kalıcı bağ kurmayı zorlaştırdığı da çok açık."

"Müzik hiçbir zaman tamamen kusursuz bir alan olmadı; hatta onu güçlü kılan şey tam da bu kusurlar. Yapay zekâ doğru notayı, temiz sesi, ideal ritmi verebilir ama bir şarkının içindeki tereddüdü, kırılmayı, öfkeyi ya da beklenmedik duygusal geçişleri gerçekten 'yaşayamaz'. Dinleyici ilk anda bu kusursuzluğu çekici bulabilir ama uzun vadede müziği karakterli kılan insani titreşimler eksik kalır. Duygu taklit edilebilir ama yaşanmışlık üretilemez; bu fark hala çok belirleyici... Yapay zekâ müzikte güçlü bir araç olabilir ama özneye dönüşmemeli. İlham vermesi, süreci hızlandırması, farklı ihtimalleri göstermesi kıymetli; ancak yaratıcı kararın, estetik tercihin ve niyetin hala insanda olması gerekiyor. Sanatsal sınır tam da burada başlıyor."

"Kudreti bir süre sonra sanatı yok edebilir"

Yapay zekânın insan yaratıcılığını köşeye sıkıştırma riskine değinen Murat Beşer, teknolojinin sömürü, manipülasyon ve mesleki dönüşüm boyutlarını şu şekilde detaylandırıyor:

"Üretilmek istenen şeyin niteliğini, referansları yapay zekâya veriliyor. Hatta arzu edilen sanatçının vokali kopyalanıyor. Makine de gerçekten çok iyi iş çıkartıyor! Kudreti bir süre sonra sanatı yok edebilir. Dijital platformlar da yapay zekâ içeriğine izin veriyor. Bir albüm yaptınız, bunu platformlarda yayınladınız ve gelir elde edeceksiniz; ancak karşınıza sıfır maliyetle üretilmiş milyonlarca yapay zekâ şarkısı çıkıyor... Yapay zekâ çok büyük bir güç. Bu güç kimin elinde ve ne amaçla kullanacak, bunu henüz bilmiyoruz. Yapay zekâ yeni bir sömürü programı mı? Atom bombasını insanları öldürmek için mi bulduk, cep telefonunu insanları bağımlı kılmak için mi bulduk, Yapay zekâ da insanları maniple etmek için mi kullanılacak? Bunları bilmiyoruz... Yapay zekâ ile yapılan müziklerin dijital platformlarda mutlaka belirtilmesi gerekiyor. Platformlar, bu paylaşımlarda telif hak sahiplerini otomatik olarak tespit edip ödeme yapacak mekanizmalar kurmalı. Meslek birlikleri etik/lisans standartlarını belirlemeli."

Beşer, bu durumun sadece üretim tarafını değil, eleştiri mekanizmasını da dönüştüreceğini belirterek şu önemli eklemeyi yapıyor: "Müzik yazarlarının, eleştirmenlerinin de iş yapma biçimleri değişecek. Bu teknoloji, müzik üzerine yazanları ve düşünenleri de doğrudan etkileyecek."

"Haksız kazanca dikkat etmek gerekiyor"

"Eğer bir kişi bu işi yapay zekâ kanalıyla yapacaksa, o yapılan parçanın esas orijinalinin kime ait olduğunu mutlaka belirtmeli... Sözü ve müziği eğer belirli bir kişiye aitse, bu yapay zekâ ile bu işi gerçekleştiren insanın orijinal kaynağı belirtmesi lazım. Çünkü aksi takdirde yepyeni ve bayağı tehlikeli boyutlara ulaşabilecek birtakım olaylara doğru gidebiliriz. Adamın biri alır dünyanın en klasik, en güzel parçalarını; kendisine göre yapay zekâda istediği gibi işleyip hiçbir telif hakkı ödemeden yepyeni bir ürün gibi çıkarabilir. Ki bunu zaten şu onda yapanlar var ve bu sayede çok güzel paralar kazanabiliyorlar. Böyle bir durumda, o eseri ilk üreten insanların hakkı yenmiş oluyor... Ama bu arada büyük hırsızlıklar yapılıp, hakikaten belirli değerlerin dışına çıkılabilir, o parçalardan haksız kazançlar sağlanabilir. İşte o zaman ona dikkat etmek gerekiyor

"Yapay zekâda oluşturulmuş sesin duygusu yok"

Yapay zekânın kalıpsal yapısını ve ticari sömürü amaçlı kullanımını eleştiren Suzan Sönmez, sanattaki insan tekilliğini şu sözlerle vurguluyor:

"Aslında yapay zekâya karşı değilim. Onun bir asistan olarak kullanılmasında, bize yardımcı unsurlarla devreye girmesinde hiçbir sakınca görmüyorum... Fakat biz niye illa sanata sokma ihtiyacı duyuyoruz? Ben sanatı çok insani bir şey olarak görüyorum. Her sanat dalını insanın yarattığı; özel ve benzersiz olarak görüyorum ve buna yapay zekâyı sokmayı çok manasız buluyorum... Feridun Düzağaç da o zaman 'Ozan Çolakoğlu da gelse, yapay zekâ da gelse Alev Alev'i yapamaz' demişti mesela. Yapamaz tabii ki."

"Şimdi tüm dükkanlarda Suno ile yapılmış müzikler çalıyor. Çünkü insanlar telif parası ödemek istemedikleri için kolayını bulmuşlar, Suno ile oluşturmaya başlamışlar... Sezen Aksu'nun bile videolarının yapay zekâyla oluşturulmasına izin veriyor oluşu... Hiç böyle bir yolu tercih edeceğini düşünmezdim açıkçası. Çok beğeniliyor albüm, elbette ki bir kalitesi var ama eski albümleriyle kıyaslayabilir miyiz yani? Bana çok yapay geliyor. Bir kere zaten yapay zekâda oluşturulmuş sesın duygusu yok, ben alamıyorum; bir mekaniklik ve tekdüzelik var... Başkalarının oluşturduğu eserler üzerinden bir eser oluşturmayı, bunun 'eser' olarak dahi adlandırılmasını saçma buluyorum."

Sönmez, teknolojinin ürettiği kalıpları ve müzik eleştirisindeki basmakalıp ifadeleri ise şu sözlerle eleştiriyor: "Yapay zekâ ne kadar ileri olursa olsun belli bir kalıbı var. Bir süre sonra aynı cümle kalıplarını kullanmaya başlıyor. Akıllı bir kafa bunu hemen çözebilir. Örneğin müzik yazılarında sıkça karşılaştığımız ‘birinin yerini doldurdu’ gibi kalıplar görüyoruz. Ne münasebet yani? Her sanatçı kendi alanında çok özel, kimsenin de birinin yerini doldurması gerekmiyor."

"Kusurları olan müzikleri dinlemekten yanayım"

"Hızlı tüketim müzik, yapay zekâ tarafından yaygın biçimde üretilmeye başlandı. Bence yapay zeka üretimleri hızlı tüketim alışkanlıklarından doğan bir ihtiyaca cevap olarak ortaya çıktı” diyen Sülünbaz yapay zekâ ve dinleyici ilişkisini şu sözlerle değerlendirdi: “Kullanıcılar arttıkça da konfor alanları genişledi ve hızlı tüketim daha da tetiklendi. Burada sorguladığım dinleyicinin beklenti eşiğinin iyice aşağıya çekilmiş olması... Bir müziksever olarak benim şahsi tercihim insanları duygulandırmak, coşkulandırmak ya da harekete geçirmek için bilinçli tasarlanmış steril müzikler dinlemekten ziyade sizin ve benim gibi kusurları olan müzikleri dinlemekten yana... Ben bir müzik yazarı olarak yapay zekâ araçlarının kullanımına karşı değilim. Ama yalnızca kontrolsüzce meydana getirilen teknik mükemmellikten ziyade insani dokunuş ile üreticiden alıcıya duygu köprüsü kurabildiğinde yaşayan bir müzik üretilebilirliğine inanırım."

Defne Akman

Defne Akman: "Dinlediğinizin ne olduğunu bilmek en temel hakkınız"

Gazeteci ve yazar Defne Akman ise etik sınırların altını çiziyor:

"İşin etik ve yasal sınırı ise çok net: Sanatçıların eserleri, kendi izinleri olmadan ve telif ödemesi yapılmadan yapay zekânın eğitiminde kullanılmamalı. Bir eseri veya sanatçının kimliğini izinsiz kopyalamak hırsızlık."

Beatles

Yapay zeka kullanımının farklı dallara ayrıldığını ifade eden Akman şu ifadeleri kullanıyor: "Yapay zekâ bugün iki farklı kulvarda ilerliyor. Bir yanda The Beatles’ın 'Now and Then' şarkısında yaptığı gibi restoratif kullanım, diğer yanda ise anonim hesapların yaptığı taklit içerikler. Dinleyiciler başlangıçta bu anonim cover’ları merak ederek tüketse de, sonunda her zaman gerçek ve samimi olana bağlanıyorlar. The Beatles’ın 2025’te En İyi Rock Performansı dalındaki Grammy ödülü de bize dinleyicinin ve müzik endüstrisisinin neyi takdir ettiğini, neyi kalıcı gördüğünü net bir şekilde gösteriyor. Dinlediğinizin yapay zekâmi yoksa insan yapımı mı olduğunu bilmek en temel hakkınız. Şeffaf olunmadığında sadece algoritmik bir içeriği tüketmeye doğru gidersiniz çünkü... Yapay zekâ matematiksel olarak kusursuz olabilir. Ama bir nota ya da sözün yalnızca teknik olarak doğru olması yetmez. O anki duygu durumuyla, toplumsal olaylarla ve sanatçının geçmişiyle de örtüşmesi gerekir... Yapay zekâ insani tarafı gölgelemiyor, bilakis sanatçıyı teknik angaryalardan kurtaran bir şey. Böylece sanatçının kendi yaratıcı vizyonuna yoğunlaşacak zamanı kalıyor."

Ec6290Fc81E5F478C1D6314Ed4955358

Sümeyra Gümrah: "Hafifçe kayan, çatlayan şeylerle bağ kuruyoruz"

Kişinin müzik ile kurduğu bağın önemine işaret eden Kültür Sanat Yazarı Sümeyra Gümrah, bu bağın kurulması için kusursuzluğun önemli olmadığını şu sözlerle anlattı: "Bu durumun bendeki karşılığını anlatmak için yoğurt örneğini verebilirim sanırım. Çocukluğumda yoğurt ya evde annelerimiz tarafından mayalanır ya da mandıralardan alınırdı... Sonra market yoğurtları çıktı. Tatlar birbirine yaklaştı, standart oldu... Mandıra yoğurdundan hazır yoğurda geçerken yaşadığım direnişi şimdi yapay zekâyla yapılan müzikler için yaşıyorum... Müzikle kurduğumuz bağ çoğu zaman net ve doğru olanla değil; hafifçe kayan, taşan, çatlayan şeylerle kuruluyor diye düşünüyorum. Yapay zekâ seslerde belki her şey yerli yerinde ama sanki hikâyesi olmayan, çok düzgün kurulmuş bir cümle gibi. Sorun, kusursuzluğun tek seçenek haline gelmesi... Sanatsal sınır, yapay zekânın neyi yapabildiğiyle değil, insanın üretimden ne zaman çekildiğiyle ilgili.”

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar