50’li yıllardan beri Hollywood’un “masum halkı kötü Kızılderililerden koruyan atlı süvarileri” ya da “yargı dağıtan kovboylarının” Oscar ödüllü filmlerine ilişkin görüntül...

50’li yıllardan beri Hollywood’un “masum halkı kötü Kızılderililerden koruyan atlı süvarileri” ya da “yargı dağıtan kovboylarının” Oscar ödüllü filmlerine ilişkin görüntüleri belleklerimizdeki tazeliğini hala koruyor. Keza, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin öncülüğündeki müttefiklerin 1944 yılındaki “Normandiya çıkarması” ve sonrasında Fransa’nın özgürlüğüne kavuşturulmasına ilişkin onlarca film de zihinlerimize mıh gibi çakılıdır. Hal böyleyken, “kötülerin belalısı, sempatik Sam amcanın” Vietnam’da, Libya’da, Afganistan, Irak ve Suriye gibi onlarca ülkede hata yaptığını ya da insanlık suçları işlediğini ifade etmek zordur. Mazlumun yanındaki büyük kurtarıcının (!), gerektiğinde karşısındaki hükumetleri düşürmek, devletleri parçalamak için, terörist gruplarla dirsek temasında olduğunu ya da bizzat finanse edip eğittiğini bazıları asla kabul edemez. Onlar için varsa yoksa tek tehdit kuzeyden gelen komünizmdir! Her ne kadar günümüz dünyasının ABD, Rusya ve Çin’den oluşan 3 buçuk (AB) kutuplu emperyalist düzeninin, çıkar ve hegemonyayı genişletme kaygısı dışında komünizm gibi bir sistem derdi olmasa da Anglosakson çıkarlarının hizmetindeki bazı güç odakları hala “o eski korkuyu” pompalamaya devam etmektedir. Pentagon, bu özgüvenle Gürcistan’daki ilk provasının ardından, NATO paravanını kullanıp Ukrayna senaryosunu yaşama geçirdi. “Kızılderili Putin’i” tahrik edip, onun çirkin yüzünü tam da istediği gibi uluslararası kamuoyu nezdinde gözler önüne seren Washington, satranç masasındaki hamlelerine devam ediyor. Moskova her ne kadar, kendisini tehdit eden NATO füzelerini burnunun dibinde eski arka bahçesinde görmek istemediği uyarısını yapmış olsa da, Washington’un son senaryosuyla saldırgan yüzünü gösterip, bu kirli savaşın masum Ukrayna halkıyla birlikte en büyük kaybedeni oldu. CIA-Pentagon projesini kanaviçe titizliğinde ören Beyaz Saray, BOP Projesi-Arap Baharında olduğu gibi, “NATO’nun doğuya doğru genişleme projesinde” de hamlelerini sinsice yaşama geçirip, Moskova’yı köşeye sıkıştırdı. Bu konuda Ukrayna’nın adaylığıyla ilk hamlesini yapan Washington, Rusya’ya ekonomik ambargo ile ikinci, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği ile üçüncü önemli hamlesini gerçekleştirdi. Son hamlede ABD’nin pek de önemsemeyip hesaba katmadığı Ankara’nın vetosu gündeme gelince 30 üyeli NATO’da şaşkınlık yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine dair, "veto ederiz" sinyali vermesi tüm dünyada gündem oldu. Yunanistan'ın, NATO'yu arkasına alarak Türkiye'ye karşı takındığı tavra dikkat çeken Erdoğan, bu kez masada beklentileri karşılanmadan imzalama niyeti olmadığını gösterdi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun da bu konudaki açıklaması netti, "müttefik olacak ülke PKK/YPG' ye destek vermemeli." Gerek, Çavuşoğlu’nun altını çizdiği konular, gerekse F35/F16 ya da Türkiye’ye yönelik örtülü/açık ambargo konularında bu kez sıkıntıya düşen Ankara değil Washington. Madem genişleme, 30 üyeli örgütün tamamının ortak kararıyla mümkün şimdi dizginler Ankara’nın elinde. Bırakalım biraz da onlar kıvransın. *** HUKUK EN BÜYÜK MİRASTIR! Yargıtay’ın CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 3 davadan aldığı hapis cezalarının 4 yıl 11 ay 20 günlük bölümünü onama kararının ardından, muhalefet hükumete yüklendi. Muhalefet partilerine mensup siyasiler sosyal medyada tepkilerini dile getirirken, kararın hukuki ya da vicdani olmadığı, siyasi yönünün ağır bastığına vurgu yaptılar. “Yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkının” hepimiz için vazgeçilmez ve yaşamsal olduğu ilkesinden hareket ederek, bu konuyu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın şu sözlerine atıfta bulunarak noktalamak istiyoruz; “Bir saat adaletle hükmetmek, bin sene ibadet etmekten daha hayırlıdır, hukuk haktır, gençlerimize bırakacağımız en büyük miras adaletle hükmetmektir.” *** DÜNYA ÇİFTÇİLER GÜNÜ 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü bu kez çok daha buruk ve kaygılı yaşadık. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, her ne kadar, “gıda ürünlerinde görülen pahalılığın kıtlık algısı yaratmaması gerektiği” vurgusunu yapsa da, 2 buçuk yıllık sıkıntılı Pandemi döneminin ardından gıda fiyatlarındaki fahiş artış hepimizi kara kara düşündürmeye başladı. Dünya genelinde artış gösteren enflasyonun en önemli kalemi gıda olunca ürünlerdeki artış doğal olarak, “kıtlık algısını” da beraberinde getiriyor. Gübre fiyatlarının son bir yılda yüzde 300'e varan oranlarda artması, mazotun yüzde 239, yem fiyatlarının da yüzde 130'un üzerinde artması, sektörde Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıtlı 2 milyon 170 bin çiftçimizi zor durumda bıraktı. Sürdürülebilir bir tarım politikası için, “girdi maliyetlerinin ivedilikle indirilmesi, çiftçinin desteklenmesi” gerekir. Aksi takdirde büyük bir sıkıntıyla karşılaşabiliriz. Pandemi, kuraklık ve yanı başımızdaki savaş nedeniyle, girdi fiyat endeksiyle üretici fiyat endeksi arasında giderek açılan farktan dolayı gıda krizi ve kıtlık beklenebilir. Girdi fiyatlarının yüksekliği üretimi olumsuz etkiliyor. Başta Çin olmak üzere birçok ülke “gıda milliyetçiliği” yapmaya, yani gıda ürünlerini stoklamaya ve ihracatına sınırlamalar getirmeye başladı. Taşı toprağı ekelim diyorsak, üreticimizi daha fazla desteklemeliyiz. “Türkiye'nin tarım potansiyelinin yüksek olduğunu, dünyada yetişmeyen birçok ürünün burada yetiştiğini” unutmayalım. *** DEHŞET VERİCİ GÖRÜNTÜ Geride bıraktığımız haftaya damgasını vuran görüntü şüphesiz İsrail askerlerince öldürülen Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile'nin cenazesine katılanlara İsrail polisinin acımasız müdahalesiydi. Akile'nin işgal altındaki Doğu Kudüs'te düzenlenen cenazesi sırasında ortaya çıkan görüntüler nedeniyle Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “dehşete kapıldığını” belirtti. On binlerce kişinin katıldığı törende İsrail polisinin orantısız güç kullanması ve saygısızca davranmasına bir çok ülke sessiz kalırken, Brüksel’in İsrail’i, “taciz ve aşağılama olmadan barış içinde veda edilmesine ve yas tutulmasına izin verilmesi asgari insani saygıdır” ifadesini kullanarak kınaması hayli manidardı. 51 yaşındaki tecrübeli muhabir Şirin Ebu Akile, İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Cenin Mülteci Kampı'na düzenlediği baskını izlerken, üzerinde "basın" yazılı çelik yelek olmasına rağmen, İsrail askerleri tarafından gerçek mermiyle başından vurularak öldürülmüştü.