Utku ŞENSOY Türkiye’nin nükleer tercihine ilişkin tartışmalar daha uzun yıllar gündemden düşmeyecek gibi. Kimilerine göre, dünyanın nükleeri rafa kaldırmaya çalıştığı bir dönemdegüneş, rüzgar hatta dalga enerjisi gibi çevreye zarar vermeyen temiz enerji kaynakları konusunda şanslı olan ülkemizin nükleerde ısrarcı olması kabul edilecek bir durum değil. Kimileri ise, nükleersiz bir Türkiye’nin enerji açığını kapatıp büyümesinin mümkün olmayacağı görüşünü savunuyor. Çatılara panel “Nükleer yakıt” uzmanı olmasına rağmen nükleer enerji konusuna temkinli yaklaşan Nevzat ağabeyimlegeçmiş dönemde ters düşüp, Türkiye nükleersiz olmamalı derken, zaman içinde konuyu derinlemesine araştırınca son yıllarda bunun aksini düşünür, savunur oldum. Yıllarca yaşayıp eğitim gördüğüm Fransa’dakilerin dediği gibi; “Iln'y a quelesimbécilesqui ne changent pas d'avis” sadece aptallar fikir değiştirmez! Öyle ya insanoğlu gelişir, değişir. Fikirler de öyle. Muhteşem bir güneşimiz, on milyonlarca metrekarelik güneş paneli kurulumuna uygun çatılarımız varken, hatta son yasa ile, çatı güneş panellerinden alınan vergi ve stopaj sıfırlanmışken hala fosil yakıtlarda ve nükleerde ısrarcı olmanın alemi var mı? Burada devletin yapması gerekenbir şey daha var o da; 7-8 bin Avroluk maliyet konusunda yurttaşlara uzun süreli ve ucuz kredi imkanı sağlamak. Böylece çatısına güneş enerjisi panel sistemini kuran bir kişi, devlete elektrik satarak ayda 700-800 lira gelir elde edebilir, devlet de nükleer gibi yüksek riskli ve “yakıtından atığına tamamen dışa bağımlı olan”bir teknolojinin peşinde koşuşturmaktan kurtulmuş olur. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaleti, 2020 yılından itibaren tüm inşaatlara güneş enerjisi panellerini zorunlu hale getirip, çok yakın bir gelecekte bu alandaki enerji payını yüzde 16’lardan yüzde 50’lere çekmeyi hedefliyor. Bir çok konuda ABD ya da Batının ağzının içine bakma alışkanlığı olanların bu gibi yararlı konularda onlardan feyz alması daha sağlıklı olmaz mı? *** Sıra sosyal tesislerde mi? Üretime dayalı ekonominiz olmazsa eski defterleri karıştıran müflis tüccar misali şimdi sırada ne var diye aranıp durursunuz. Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine verdiği yanıttan, kamuya ait tatil köyü, termal tesis, eğitim ve dinlenme kampları ve spor tesisleri ile misafirhane ve diğer sosyal tesislerin satışıyla ilgili bir çalışma içinde olduğu bilgisini edindik. Yani, Milli Eğitim, Adalet, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları, Öğretmenevi, Polisevi, Hakimevi ve Orduevi, Orman Genel Müdürlüğü ve Maliye Bakanlığına ait kamu kurumlarının elindeki 2 bin 500 civarındakisosyal tesis "Ekonomiye kazandırılmak" amacıyla önümüzdeki dönemde satışa çıkarılacak. Yıllarca hizmet verdiğim TRT’nin Antalya’daki sosyal tesislerini bir gün bile kullanmamış bir kamu emeklisi olmama rağmen, bu tür satışlara karşı olduğumu peşinen ifade etmek isterim. Zira o kurumlarda görev yapanların önemli bir çoğunluğunun yararlandığı bu tesislerin varlığı ve kuruma ait olması son derece yaşamsaldır. Bu tesislerin zararının düşürülmesi için belli oranda kamuya açılması kaynak temini açısından daha akıllıca olabilir. Asılyapılması gerekenkamudaki hoyratlığın, savurganlığın önüne geçilmesidir. Fotokopi kağıdı temini konusunda sıkıntıların yaşandığı, haber kağıtlarının boş olan arka sayfalarına notların yazıldığı, sandalyenin kırılan tekeri için günlerce koridorda bekletildiği günlerimize kıyasla bugün kamuda yapılan bol sıfırlı harcamalar herkesin malumudur. Kamuya ait tesislerin satışı yerine, bu tesislerin iyi bir şekilde işletilip, kamu görevlilerinin yanı sıra yurttaşların da bunlardan en iyi şekilde faydalanmalarına olanak tanınması gerekir. *** [caption id="attachment_128964" align="alignleft" width="500"] Bernard Lewis[/caption] Ünlü tarihçi Profesör Lewis’ in kaybı 102 yaşında yaşamını yitiren İngiliz asıllı Amerikan vatandaşı tarihçi Bernard Lewis, İslam tarihi, Ortadoğu ve İslam-Batı ilişkileri konularındaki uzmanlığının yanı sıra Ermenilerin sözde soykırım iddialarını en güçlü biçimde yalanlayan büyük bir Orta doğu uzmanıydı.Lewis’ i gerek “neo-con” fikir babası olması, gerekse de Bush döneminde uygulanan yanlış Ortadoğu politikaları konusunda eleştirebiliriz. Ancak, bu Yahudi Oryantalistin,1993 yılında Fransız Le Monde gazetesine verdiği bir röportajında 1915’teki olayların “soykırım” olmadığını, “savaşın bir yan ürünü” olduğunu söylemesi nedeniyle, sözde Ermeni soykırımının inkarından sembolik olarak 1 Frank para cezasına çarptırıldığını, Ermeni iddialarını çürüten en önemli argümanların da fikir babası olduğunu unutmamız gerekir. 30’dan fazla kitabının yanı sıra, yüzlerce makalesi bulunanLewis, 1998 yılında “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”ne layık görülmüştü. Hamasette mangalda kül bırakmayıp, herkesi yaftalayıp Yahudi d…. diye inancı bile aşağılayan ama, Kapıkule’nin ötesine geçtiklerinde süt dökmüş kediye dönenlerin olduğu bir toplumda, ülkemize yönelik mesnetsiz iddialarda bulunan “dış mihraklara” ve “şer odaklarına karşı” anlayacakları dilde ve en üst tonda yıllardır karşı duranbu bilim adamının gösterdiği cesaretinin anısı önünde saygıyla eğilmemiz gerektiğini düşünüyorum.