Obezite, uzun yıllar boyunca sadece yanlış beslenme ve hareketsizlikle açıklanıyordu. Ancak güncel araştırmalar, obezite ile ruhsal sorunlar arasında doğrudan bir bağ olduğunu gösteriyor. Depresyon ve yoğun stres, vücutta yağ depolayan kortizol hormonunu artırıyor ve kişiyi yüksek kalorili gıdalara yönlendiriyor. Aynı şekilde obezite hastası bireylerde, normal kilolu kişilere kıyasla depresyon görülme riski yüzde 32, anksiyete riski ise yaklaşık 1.5 kat daha fazla çıkıyor.

Kilo baskısı zayıflatmıyor, aksine kilo aldırıyor

Ipsos’un Mart 2026 tarihli Küresel Obezite Algısı Raporu’na göre, obezitesi olan bireyler toplumdan gördükleri önyargılar ve sosyal medyadaki "beden utandırma" eylemleri yüzünden kendilerini ağır bir suçluluk psikolojisi içinde buluyor. Bilim insanları, kilo nedeniyle damgalanan ve baskı gören kişilerin stres seviyesinin hızla yükseldiğini, bunun da biyolojik olarak yağlanmayı artırdığını ve kişiyi teselli bulmak için daha çok yemek yemeye (duygusal yeme) ittiğini kanıtladı.

“Yemek gürültüsü” kavramı literatüre girdi

Nörogörüntüleme çalışmaları, lezzetli gıdaların beyindeki ödül merkezini tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi uyardığını saptadı. Literatüre yeni giren "Food Noise" (Yemek Gürültüsü) kavramı, bu bireylerin gün boyunca zihinlerini yemek düşüncelerinden arındıramamasını açıklıyor.

Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir diğer güncel bellek çalışması ise şaşırtıcı bir sonuç ortaya koydu: Kilosu yüksek olan kişilerin, yakın geçmişte "ne zaman, ne kadar yediklerine" dair anı hafızaları daha zayıf çalışıyor. Bir önceki öğünde ne kadar doyduğunu tam olarak hatırlayamayan beyin, gün içindeki yemek tüketimini doğru yönetemiyor.

Ağır ruhsal hastalıklarda ilk 5 yıl çok kritik

‘The Lancet Psychiatry’ dergisinde yayımlanan 15 yıllık bir takip çalışması; bipolar bozukluk, şizofreni ve ağır depresyon tanısı alan hastaların kilo seyrini inceledi. Bu hastaların normalden daha fazla kilo aldığı, ancak en hızlı ve agresif kilo artışının psikiyatrik tanı konduktan sonraki ilk 5 yıl içinde yaşandığı belirlendi. Uzmanlar, kullanılan ilaçların metabolizmayı yavaşlatıcı etkisine dikkat çekerek, ruh sağlığı tedavisi sürerken eş zamanlı bir kilo takibi yapılmasının şart olduğunu vurguluyor.

Çocuklar akran zorbalığına karşı 'aşırı yemeye' sığınıyor

‘Obesity Medicine Association’ın çocuk ve ergenler üzerindeki son incelemeleri, çocuklardaki depresif belirtilerin doğrudan kilolarından değil, okulda uğradıkları akran zorbalığından kaynaklandığını gösteriyor. Stresle başa çıkamayan çocuklar, maruz kaldıkları bu psikolojik şiddeti yatıştırmak için çok erken yaşta yüksek kalorili "konfor gıdalarına" sığınıyor.

"Türkiye'de 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranı yüzde 21,8’e çıktı"

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı "Türkiye Sağlık Araştırması, 2025" verileri, ülkede obezite ve fazla kilo probleminin her iki yetişkinden birini etkileyecek boyuta ulaştığını resmi olarak ortaya koyarken; bu artışın arka planında sağlıklı beslenmeye erişimin ekonomik şartlar nedeniyle zorlaşması, hareket etmenin zorlaştığı kentler de işaret ediliyor.

TÜİK verilerine göre, 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 21,8’e, fazla kilolu bireylerin oranı ise yüzde 37,6’ya yükselirken; kadınların yüzde 24,8'inin, erkeklerin ise yüzde 18,7'sinin obez olduğu kaydedildi. Resmi verilere göre günde en az bir kez sebze veya salata tüketenlerin oranının yüzde 32,6’ya kadar gerilediği Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporlarında da alarm vererek Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesi konumunda bulunuyor.

Türkiye Psikiyatri Birliği'nden Prof. Dr. Asena Akdemir, obezite ve psikoloji arasındaki ilişkiye dair 24 Saat’in sorularını yanıtladı.

Akdemir, obezitenin tek bir nedene bağlanamayacağını; biyolojik, genetik, ekonomik, sosyal ve kültürel birçok etkenin obezite gelişiminde rol oynadığını belirtti. Hipotiroidi ve diyabet gibi hastalıklar ile bazı hormonların ailevi yüksekliği ya da azlığının tedavi edilmediği sürece kilo sorununa yol açtığına dikkat çeken Akdemir, medyanın her koldan zayıflığı pompalaması, küçük yaşta eğitimin verilmemesi, yanlış bilgilendirmeler, akran baskısı ve aile dayatmaları gibi yapısal sorunlar çözülmeden bireylerin suçlanmasının "kolay bir seçim" haline geldiğini vurguladı.

"Yoksulluk arttıkça karbonhidrat tüketimi artıyor"

Türkiye Sağlık Araştırması verilerinde öne çıkan kadınlardaki yüksek obezite oranlarını değerlendiren Akdemir, obezite artışını sadece "duygusal yemeye" bağlamanın yetersiz bir yaklaşım olduğunu ve bu sorunun erkeklerde de giderek arttığını ifade etti. Evdeki sağlıklı beslenmede annenin eğitiminin ve ekonomik durumun önemli birer belirteç olduğunu söyleyen Akdemir, ekonomik koşullarla ilişkisini "Sanki yoksulluk arttıkça insanlar zayıflar sanılıyor halbuki yoksulluk arttıkça et, proteinin diğer türleri, meyve tüketimi azalıp ekmek gibi karbonhidratların tüketimi artıyor. Spora ya da içsel doyum sağlayıcı diğer aktivitelere ayıracak zaman ve para da kalmıyor. Sağlıksız gıdalar sadece bizde değil dünyada genel olarak daha ucuz” sözleriyle ifade etti.

Yeme bozukluğu ve beden kitle endeksi ayrımına dikkat çekti

Günlük dilde beden kitle indeksindeki her bozukluğun "yeme bozukluğu" olarak adlandırılmasının yanlış olduğunu belirten Akdemir, yeme bozukluğunun psikiyatrik anlamda tanısı belli ölçütlere göre konulan klinik hastalıklar olduğunu vurguladı. Karaciğer yağlanması olan bir kişinin aynı zamanda bir yeme bozukluğuna da sahip olabileceğini belirten Akdemir, ayırıcı tanı için mutlaka uzman desteği alınması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre normal kilo aralığının Beden Kitle İndeksinde (BKİ) 18,5-25 arası olduğunu hatırlatan Akdemir, bu değerlerin dışındaki bireylerin başlangıç olarak aile hekimlerine danışmalarının yararlı olacağını belirtti.

"Beden özelliklerinden bahsetmemeyi başarmalıyız"

Obez bireylerin maruz kaldığı zorbalığına da değinen Prof. Dr. Akdemir, özellikle ortaokul ve lise çağındaki gençlerin bu baskılar nedeniyle anoreksiya nervoza gibi zıt uçtaki hastalıklara kayabildiğini ya da daha da çok yemek tüketmeye yöneldiğini ifade etti. Bu kısır döngüyü kırmak adına toplumsal düzeyde bir kültür değişimi çağrısında bulunan Akdemir, ilk psikolojik adımı şu sözlerle tarif etti:

e-Rapor sistemi başladı: Sağlık raporlarında yeni dönem!
e-Rapor sistemi başladı: Sağlık raporlarında yeni dönem!
İçeriği Görüntüle

"Psikolojik bir adım atacaksak ülkece ilk olarak biriyle karşılaştığımız anda iltifat ettiğimizi sansak bile beden özelliklerinden bahsetmemeyi başarsak inanılmaz bir adım olur. 'Ay çok zayıflamışsın' gibi cümleler kurmayalım mesela. Bu kültürü bir yerden kırmak gerekiyor. Sürekli bir karşılaştırma halindeyiz."

Zayıflama ameliyatı sonrası bağımlılık yer değiştirebilir

Günümüzde popüler olan tüp mide ve gastrik bypass gibi cerrahi yöntemlerin zihinsel süreçleri tek başına çözmediğini belirten Akdemir, eğer bireyde bir duygusal yeme bozukluğu varsa sadece yemeyi durdurmanın kesin bir çözüm getirmediğini vurguladı.

Psikolojik desteğin ameliyat öncesinde ve sonrasında yaşamsal bir öneme sahip olduğunu kaydeden Akdemir, yeme bağımlılığının cerrahi müdahale sonrasında alkol, alışveriş veya kumar gibi farklı bağımlılıklarla yer değiştirebileceği uyarısında bulundu. Akdemir, son dönemde zayıflamak amacıyla sıkça başvurulan ilaç kullanımlarının da sağlıklı beslenme kurallarına uyulmadığında ve tıbbi destek alınmadığında bedende ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar