Türkiye’de 2026-2027 eğitim öğretim yılı 14 Eylül Pazartesi günü başlıyor. Okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf öğrencileri için uyum eğitimleri sürerken, yeni dönem, yılın ilk aylarında üç ayrı okulda yaşanan silahlı saldırıların gölgesinde açılıyor. Bu saldırılarda saldırganlar dahil 13 kişi hayatını kaybetti.
Saldırıların ardından geçen beş ayda İçişleri ve Millî Eğitim bakanlıkları yeni bir güvenlik çerçevesi açıkladı, TBMM’de 22 üyeli bir araştırma komisyonu kuruldu, okullara güvenlik personeli alımı için düğmeye basıldı. Buna karşın eğitim sendikaları, çocuk hakları örgütleri ve ruh sağlığı uzmanları, alınan tedbirlerin ağırlıklı olarak giriş-çıkış kontrolü ve kolluk görünürlüğü üzerine kurulduğunu, çocukların şiddet eylemine yönelme aşamasına gelene kadar sistem içinde neden fark edilemediği sorusunun yanıtsız kaldığını söylüyor.

Bakanlıklardan sorularımıza “kopyala-yapıştır” cevap
Okullardaki şiddetin boyutunu ve risk altındaki çocukların takibinin nasıl işlediğini ortaya koymak için CİMER üzerinden ilgili üç bakanlıktan bilgi istedik.
Millî Eğitim Bakanlığı’ndan son üç eğitim öğretim yılına ait “riskli öğrenci” ve vaka sayılarının istatistiksel dökümünü talep ettik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na; Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) kapsamında yapılan hane ziyaretlerinde okullar tarafından riskli olarak bildirilen kaç öğrencinin ailesine ulaşıldığını, Sosyal Hizmet Merkezleri (SHM) bünyesinde yürütülen “Çocuklar Güvende” programı kapsamında kaç çocuk hakkında eğitim veya danışmanlık tedbiri uygulandığını ve rehberlik servisleri ile sosyal hizmet uzmanları arasındaki dijital veri paylaşım sürelerini sorduk.
İçişleri Bakanlığı’na da nisan ayında duyurulan okul güvenliği modelinin pilot uygulamalarını, bütçe detaylarını ve kurumlar arası erken uyarı sisteminin nasıl yürütüleceği sorularını yönelttik.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı’ndan gelen iki yanıtta da tek bir sayısal veri paylaşılmadı; metinler, TBMM veri tabanındaki soru önergelerine verilen kurumsal cevap taslakları ve yürürlükteki genelge metinleriyle büyük ölçüde aynı kalıpları içeriyordu. İçişleri Bakanlığı’ndan ise herhangi bir yanıt gelmedi.
Bakanlıklardan tatmin edici yanıt alamadığımız için bir üst kurul olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) itiraz başvurusu yaptık ve yasal hak olan bilgi talebini yineledik. İtirazımız, Kurul tarafından reddedildi. Böylece kaç çocuğun okullarda riskli olarak işaretlendiği, bu bildirimlerin kaçının sosyal hizmet veya sağlık müdahalesine dönüştüğü ve bildirimden müdahaleye kadar ne kadar süre geçtiği soruları yanıtsız bırakıldı. Sonuç olarak; okulların açıldığı hafta itibarıyla, erken uyarı sisteminin sahada işleyip işlemediğine dair kamuya açık tek bir sonuç verisi yok.
Tabloyu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak ve Uzman Psikolog Fulya Büyükbaşoğlu ile konuştuk.

Irmak: Okullardaki güvenlik personellerinin pedagojik eğitimi olmalı
Irmak, nisan ayında Millî Eğitim Bakanlığı önünde beş gün süren bir nöbet eylemi düzenlediklerini ve sürecin sonunda 23 maddelik “Şiddetsiz Okul Deklarasyonu”nu açıkladıklarını hatırlattı.
“Millî Eğitim Bakanlığı okul güvenliğini sadece okulların önüne bir güvenlikçi istihdamı üzerinden tartışıyor” diyen Irmak, okul kapısında giriş çıkışları denetleyen bir görevlinin bulunmasına itiraz etmediklerini, ancak bunun pedagojik eğitim almış bir kişi olması gerektiğini söyledi. Irmak, “Mesele burada başlamadığı için burada da bitmeyecek” dedi.
Öğrenciler arasındaki eşitsizlikleri, bölgesel farklılıkları, sınav odaklı eğitim sistemini, yoksulluk kaynaklı okul terklerini, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasını ve rehber öğretmen eksikliğinin şiddeti besleyen etkenler arasında yer aldığını belirten Irmak, sınav sisteminin çocuklar üzerindeki etkisini ise şöyle anlattı:
“Sınav odaklı eğitim sistemi, çocukların çok az bir kısmına kendini çok değerli hissettirirken geniş bir kısmına ‘altta kalanlar’ hissi veriyor. Yoksulluktan kaynaklanan okul terkleri ve okula devam edememenin içten içe biriktirdiği öfke de bir sebep.”

“Sebepler ortadan kaldırılmadığı sürece şiddetle baş etmek olanaklı değil”
Bu etkenlerin giderilmesine yönelik bir çalışmanın bugünden yarına sonuç vermeyeceğini vurgulayan Irmak, “Şiddeti doğuran sebepler ortadan kaldırılmadığı, şiddeti önleyecek pedagojik karşılıklar ortaya konmadığı sürece şiddetle baş etmek olanaklı olmayacak” değerlendirmesinde bulundu.
“Okulların standart bir mimarisi olmadığı için giriş-çıkışları denetlemek zor”
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 19 Ağustos’ta yayımlanan genelgeye göre veli görüşmeleri ülke genelinde yalnızca “Okul Randevu Sistemi” üzerinden yapılacak; randevusuz veli ziyaretlerine ve öğrencinin velisi ya da vasisi olmayan kişilerin okula girişine izin verilmeyecek. Genelge ayrıca okul giriş-çıkışlarının kontrollü sağlanmasını ve kör noktaların aydınlatılmasını öngörüyor.
Genelgeyi değerlendiren Irmak, okul kapısına güvenlik görevlisi konulması ve veli görüşmelerinin çevrim içi randevu sistemine bağlanmasının tek başına sorunu çözmeyeceğini söyledi.
Okul binalarının standart bir mimariye sahip olmamasının güvenlik açığı yarattığını belirten Irmak, “Birçok okul belli bir standartla yapılmadığı için, Anadolu’da ve birçok yerde okulların duvarlarının her yerinden içeri girilebiliyor. Sadece kapıdan girilmiyor. Bunların bir standarda kavuşturulması gerekiyor. Ancak bunların hiçbirine yönelik bir çalışma, bir çaba yok” dedi.
Rehberlik hizmetlerindeki boşluğa da dikkat çeken Irmak, ilkokulların çoğunda ve öğrenci sayısı 200’ün altındaki ortaokullarda rehber öğretmen bulunmadığını, 500 öğrencili bir okulda ise tek bir rehber öğretmenin görevlendirildiğini söyledi. Sendikanın taleplerinin genelgeye yansımadığını belirten Irmak, “Bunların hepsini tarifledik, tanımladık. Ama genelgede maalesef yer verilmedi” dedi.

“Öğretmenlerin tespit ettikleri riskli durumu nereye bildireceği belli değil”
Sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenin riski bir biçimde fark edebildiğini ancak şiddete eğilimli çocukların tespitine dair inceleme mekanizmasının eksik olduğunu vurgulayan Irmak, “Diyelim ki öğretmen riskli durumu tespit etti; nereye bildireceği belli değil. Bu tür kurumsal işleyişlerin eksikliği had safhada” diye konuştu. Mevcut tek yönlendirme kanalının Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) üzerinden özel rehabilitasyon merkezlerine sevk olduğunu, bu merkezlerin çoğunun ise ticari kuruma dönüştüğünü söyleyen Irmak, “Devletin bu konuda ciddi bir yaklaşımı yok. Oysa mesele çok ciddi” dedi.
“Veliler çocukların durumunu öğretmenlere açıkça anlatmalı”
Irmak, çocukların yalnızlaştığını, evde de okulda da sorunların konuşulmadığını belirtti. Öğretmen-veli ilişkisini doktor-hasta ilişkisine benzeten Irmak, velilerin çocuğun evdeki koşullarını öğretmenlere açıkça anlatmaları önerisinde bulundu.
Yurt dışındaki eylem planlarında velilerin mutlaka yer aldığını belirten Irmak, katıldığı bir sendika genel kurulu sırasında gezdiği Fransa’daki okulu örnek gösterdi:
“Okulda 48 öğretmen, 24 de farklı personel vardı; bu 24’ün 14’ü pedagogdu. Dersler bittikten sonra öğrencilerle ayrıca bir takım süreçler yürütüyorlardı. Bizde okula yeterince öğretmen bile görevlendirilmiyor. Kurumsallaşmış yapılar oluşturulmadığı sürece bunlar devam edecek.”

“Zorunlu eğitim çağındaki 611 bin çocuk, okulda değil”
Irmak, kamuoyunun yalnızca ölümle sonuçlanan olaylara odaklandığını, oysa okuldan kopan çocukların akıbetinin hiç konuşulmadığını belirtti. Bu çocukların bir süre sonra suça karışabildiğini, madde bağımlılığı ya da çete yapılanmalarının içine çekilebildiğini söyledi.
“Cinayet sadece okulda işlenince cinayet olmuyor, şiddet okulda olunca şiddet olmuyor” diyen Irmak, okul çağında olmasına rağmen okulda bulunmayan yüz binlerce çocuğun nerede olduğu sorusunun Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yanıtlanmadığını kaydetti.
Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) Millî Eğitim Bakanlığı istatistiklerine dayanan hesabına göre, 2024-25 eğitim öğretim yılında zorunlu eğitim çağında olmasına karşın 6-17 yaş aralığındaki 611 bin 612 çocuk okulda değildi. Bu çocukların büyük bölümü, eğitimden kopuşun hızlandığı 14-17 yaş grubunda bulunuyor.

Büyükbaşoğlu: Çocuklar giderek yalnızlaşıyor
Çocuk ve ergen psikoterapisi üzerine çalışan Uzman Klinik Psikolog Fulya Büyükbaşoğlu, çocukların bu düzeyde büyük şiddet eylemlerine yönelmesinin tek bir nedenle açıklanamayacağını ifade etti. Toplumda yaygın olan şiddet içerikli dizi, film veya dijital oyunların asıl suçlu ilan edilmesi algısının yapısal sorunları perdelediğini belirten Büyükbaşoğlu, bu içeriklerin tek başına belirleyici olmadığını, ancak içsel çatışma, yalnızlık ve değersizlik yaşayan çocuklarda riski artıran bir zemin oluşturduğunu kaydetti. Duygusal ihmali, yoğun öfkeyi, dürtü kontrolü sorunlarını, dışlanmışlık hissini ve aile içi çatışmaları saldırganlığı besleyen temel psikososyal faktörler arasında sayan Büyükbaşoğlu, olayların neden bugün daha görünür hale geldiğini şöyle açıkladı:
“Bugün bu olayların daha görünür ve sarsıcı hale gelmesinin nedeni çocukların giderek daha yalnız, daha denetimsiz, daha yoğun uyarana maruz ve duygusal olarak daha kırılgan bir ortamda büyümesidir.”
![]()
Riskli davranış gösteren çocuklar kriz öncesinde net sinyaller veriyor
Büyükbaşoğlu, sosyoekonomik zorlukların ve gelecek kaygısının aile içindeki kronik stresi büyüterek ebeveynleri daha tahammülsüz hale getirebildiğini, çocukların ise bu gerginliği dış dünyaya saldırganlık olarak yansıttığını söyledi. Okullardaki rehberlik servislerinin ve ailelerin çocuklardaki riskli davranışları “gelişim dönemi özellikleri” diyerek küçümsememesi gerektiğini vurguladı.
Büyükbaşoğlu; yoğun öfke patlamaları, hayvanlara veya akranlara fiziksel zarar verme ve sürekli zarar verme söylemleri, silah veya şiddet temalarına aşırı ilgi ile sosyal geri çekilme gibi klinik belirtilerin ciddiyetle ele alınması ve profesyonel psikolojik desteğin ertelenmemesi gerektiği uyarısında bulundu:
“Krizler, öncesinde duyulmayan, görülmeyen ya da ciddiye alınmayan birçok sinyal verir. Önleyici yaklaşımın temelinde de tam olarak bu vardır: davranışın arkasındaki çağrıyı erkenden fark etmek önem taşımaktadır. Toplum olarak şiddeti normalleştirmeyen, görmezden gelmeyen koruyucu bir duruş sergilemek hepimizin görevi.”
![]()
Krizler önlenebilirdi: Failler, eylemlerden önce sinyal vermişti
2 Mart’ta İstanbul Çekmeköy’de, o günkü adıyla Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik bıçaklı saldırıda hayatını kaybetti; bir öğretmen ile bir öğrenci yaralandı. 14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne düzenlenen saldırıda 16 kişi yaralandı, saldırgan intihar etti. Bu saldırıdan yaklaşık 28 saat sonra, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetti; ertesi gün ağır yaralı bir öğrencinin de yaşamını yitirmesiyle saldırgan hariç ölü sayısı 10’a yükseldi.
İstanbul Çekmeköy: Saldırıyı gerçekleştiren 17 yaşındaki 11. sınıf öğrencisi F.S.B.’nin okulda daha önce de disiplin olaylarına karıştığı ve hakkında disiplin kurulu süreci işletildiği belirlendi. Hayatını kaybeden 44 yaşındaki Fatma Nur Çelik’in, geçen yıl aynı öğrenci için toplanan disiplin kurulunda “Can güvenliğimiz yok” diyerek endişelerini dile getirdiği ortaya çıktı. Millî Eğitim Bakanlığı, idari soruşturma kapsamında Çekmeköy İlçe Millî Eğitim Müdürü Mustafa Akhan ile okul müdürü Fatih Polat’ı görevden uzaklaştırdı. Okulun adı daha sonra hayatını kaybeden öğretmenin adıyla değiştirildi.
Şanlıurfa Siverek: 16 kişiyi yaralayan ve ardından intihar eden 19 yaşındaki Ömer Ket’in okulun eski öğrencisi olduğu ve saldırı öncesinde okulun sosyal medya hesaplarına tehdit içerikli mesajlar gönderdiği emniyet birimlerince saptandı. Failin mesajlarında birkaç gün içinde saldırı düzenleyeceğini açıkça yazdığı belirlendi.
Kahramanmaraş: Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından el konulan dijital materyallerde, 14 yaşındaki failin bilgisayarında yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair 11 Nisan tarihli bir belgeye ulaşıldı. Başsavcılık, olaydan önce farklı tarihlerde götürüldüğü iki ayrı sağlık kuruluşunda uzmanların çocuğun çocuk psikiyatrisi polikliniğinde tedavi görmesi gerektiğini bildirdiğini, ancak bu yönlendirmelerin dikkate alınmadığını açıkladı. Saldırıda kullanılan beş tabancanın ruhsat sahibi olan polis başmüfettişi baba Uğur Mersinli 16 Nisan’da, anne Peyman Pınar Mersinli ise 21 Nisan’da “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla tutuklandı. Anne, savunmasında ihmal iddialarını kabul etmedi.
TBMM Okul Saldırılarını Araştırma Komisyonu’nun Kahramanmaraş’ta 53 kişiyi dinlediği saha çalışmasında ise failin ilkokuldayken 3, ortaokuldayken 29 olmak üzere toplam 32 kez rehberlik servisine gönderildiği ortaya çıktı.
Saldırıların ardından müfettişlerin yaptığı akran görüşmelerinde; öğrencilerin faillerdeki silah merakını, davranış değişikliklerini ve tehdit cümlelerini fark ettikleri, ancak “ispiyoncu” konumuna düşme ve dışlanma kaygısıyla durumu ailelerine veya okul idaresine bildirmedikleri kayıtlara geçti.
Saldırıların yüzde 81’inde, plan en az bir kişi tarafından biliniyor
Bu tablo uluslararası literatürle de örtüşüyor. ABD Gizli Servisi ile Eğitim Bakanlığı’nın okul saldırılarını inceleyen davranışsal analiz araştırması, incelenen vakaların yüzde 81’inde en az bir kişinin saldırganın planından önceden haberdar olduğunu ortaya koydu. Gizli Servis Ulusal Tehdit Değerlendirme Merkezi’nin (NTAC) 2019 tarihli raporu da saldırganların tamamının eylem öncesinde kaygı verici davranışlar sergilediğini, büyük bölümünün ise saldırı niyetini çevresine ilettiğini kaydetti.

Devlet okullarında 500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor
Norm Kadro Yönetmeliği devlet okullarında her 500 öğrenciye bir rehber öğretmen kadrosu öngörüyor. Aynı oran özel okullarda 100 öğrenci olarak uygulanıyor.
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nin (Türk PDR-DER) TBMM komisyonuna sunduğu verilere göre, sahadaki mevcut psikolojik danışman sayısı 47 bin 500 iken norma göre gerekli sayı 84 bin 647; yani 37 bin 147 kadro açığı bulunuyor. Personel yetersizliği, rehberlik servislerinin iş yükünü artırarak e-Rehberlik sistemindeki verilerin takibini ve çocukların bireysel izlenme süreçlerini işlevsiz kılıyor.
“Okul şiddeti, çok boyutlu bir halk sağlığı sorunudur”
Türk PDR-DER Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Erdal Hamarta, haziran sonunda TBMM komisyonuna yaptığı sunumda okul şiddetinin yalnızca bireysel bir disiplin sorunu olmadığını; ruh sağlığı, okul iklimi, aile yapısı, akran ilişkileri ve dijital çevreyle ilişkili çok boyutlu bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Okul dışında 18 yaş altındaki şiddet olaylarının son beş yılda yüzde 110’a varan oranda arttığını aktaran Hamarta, olay sonrası reaktif yaklaşımdan vazgeçilerek proaktif bir modele geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Sendikalar da aynı talepte birleşiyor. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, okullarda her 100 öğrenciye en az bir rehber öğretmen düşecek şekilde planlama yapılması gerektiğini söylüyor.
![]()
Öğretmenlerin yüzde 89’u okulunda akran zorbalığına tanık oldu
Türk Eğitim-Sen’in 2 bin 296 öğretmenin katılımıyla hazırladığı ve 8 Eylül Salı günü açıklanan “Okullarda Akran Zorbalığı ve Suça Karışan Çocuklar” araştırmasına göre, öğretmenlerin yüzde 89,4’ü görev yaptığı okulda akran zorbalığına tanık oldu. Öğretmenlerin yüzde 34,5’i zorbalığın okulunda yaygın, yüzde 49,2’si ise kısmen yaygın olduğunu belirtti.
Araştırmada zorbalığın en fazla görüldüğü ortam yüzde 37,2 ile okul bahçesi oldu; bunu yüzde 19,5 ile sınıf, yüzde 16 ile sosyal medya izledi. Katılımcıların yüzde 26,6’sı öğrencilerin yaşadıkları zorbalığı öğretmenlerine, okul idaresine ya da ailelerine anlatmadığını düşündüğünü bildirdi.
Öğretmenlerin yüzde 23,9’u görev yaptığı okulda suça karışan çocuk bulunduğunu belirtirken, yüzde 31,5’i bu konuda bilgi sahibi olmadığını söyledi. Risk grubundaki öğrencilerin düzenli psikolojik destek almasını isteyenlerin oranı yüzde 91,3, psikolojik danışman sayısının artırılmasını destekleyenlerin oranı yüzde 80,2 oldu.
TÜİK: Her yedi çocuktan biri okulda zorbalığa maruz kalıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verilerine göre de 6-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık yüzde 14’ü, yani her yedi çocuktan biri okul ortamında ayda en az birkaç kez akran zorbalığına maruz kalıyor. Oran kız çocuklarında yüzde 14,2, erkek çocuklarında yüzde 13,4. TÜİK verilerine dayanan analizlerde en sık rastlanan zorbalık biçimi alay edilme olarak kaydedilirken, çocukların yüzde 7,2’si kasıtlı olarak sosyal gruplardan dışlanıyor, yaklaşık yüzde 4,4’ü fiziksel şiddete uğruyor. Görme, duyma, yürüme, öğrenme veya iletişim gibi alanlarda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalığa uğrama oranı yaklaşık yüzde 27’ye çıkıyor.
![]()
Zorbalık şiddetin temelini atıyor
Zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı, depresyon, yalnızlık, düşük benlik saygısı ve travma sonrası stres belirtileri yaygın biçimde gözleniyor. Akademik düzlemde ise okula gitme isteğinin azalması, başarı düşüşü, derse odaklanamama ve devamsızlık öne çıkıyor. UNESCO’nun 2020 tarihli değerlendirmesine göre zorbalık, öğrencilerin okula aidiyet duygusunu zayıflatarak devamsızlık ve okul terk oranlarını artırıyor. Çocuklarda nedeni açıklanamayan baş ağrısı, mide bulantısı ve uyku sorunları gibi bedensel belirtiler de bildiriliyor.
İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, zorbalığın çocuklarda utanç, korku, üzüntü ve öfke gibi yoğun duygular yarattığını, bunun içe kapanmaya ve sosyal etkinliklerden uzak durmaya yol açtığını belirtiyor. Şalcıoğlu’na göre araştırmalar, zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı, depresyon ve travmatik stres gibi ruh sağlığı sorunlarının daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.
Alan yazınında, zorbalık uygulayan öğrencilerde ise saldırganlık, disiplin ihlalleri ve okuldan kaçma davranışlarının yanı sıra ilerleyen yaşlarda madde kullanımı ve suça karışma riskinin arttığı belirtiliyor.
![]()
Kalıcı çözüm gelecek mi?
Geçmiş Meclis komisyonu raporlarının büyük ölçüde raflarda kaldığı bilinirken, bu kez beklenti daha yüksek. Uzmanlar, sendikalar ve çocuk hakları örgütleri tablonun önlenebilir olduğu konusunda hemfikir. Ancak komisyonun hazırladığı raporun ve Mayıs’ta duyurulan “7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı” modelinin kalıcı bütçe, kadro ve kurumlar arası gerçek bir erken uyarı mekanizmasıyla desteklenip desteklenmeyeceği, 14 Eylül’de zili çalan okullarda güvenliğin yalnızca kapı kontrolünden ibaret kalıp kalmayacağını belirleyecek asıl sınav olacak.





