Ahmet Çağatay Bayraktar

Seda Gazioğlu, sanatseverleri kendi korkuları ve ritüelleriyle yüzleşmeye davet ettiği, multidisipliner tekniklerle hayat bulan “O Kedi Siyah Mıydı?’’ sergisi İstanbul Fener’de bulunan Haliç Sanat 3 numaralı evde ziyaretçilerini bekliyor. İnsan zihninin yapısının, sosyal ve kişisel hayatı etkileyen ritüellerle ilişkisine odaklanan sergide insanlığın çaresiz kaldığı ölüm olgusu karşısında sığındığı batıl inançlar mercek altına alınıyor.

Seda Gazioğlu

Seda Gazioğlu yeni sergisinde mitleri ele alıyor

Gazioğlu’nun mistisizm üzerine yaptığı araştırmaların da yansıdığı eserleri üretirken antik halılar üzerine yağlı boya, paslanmaz çelik, kumaş üzeri nakış, mermer ve ayna gibi daha birçok malzemeyi dönüştürüyor. Günlük hayatı kaplayan batıl inançların yansıtıldığı sergi, mekânından taşarak sanatseverlerin dikkatini çekiyor. İstenen dileklerin gerçekleşmesi için ağaçlara bağlanan çaputları temsil eden kumaş parçaları, sergi mekanının dışında, merdiven korkuluklarında görülüyor.

Yakın zamanda İBB tarafından restore edilen üç binadan biri olan sergi mekanı iki kattan oluşuyor. İlk katta Türkiye coğrafyasında yaygın olan batıl inançlar dokuma halılar üzerindeki resimlerle işleniyor. Farklı halılar üzerinde gelin, sünnet çocuğu, Çanakkale Savaşı’nda yer almış Kınalı Hasan ve kına törenindeki bir kadının resmedildiği çalışmalarda inançlar ve kurban ilişkisi irdeleniyor. Üst katta ise Türkiye’de yaygın olan batıl inançların resmedildiği bir tablo ile bilimsel ve psikolojik olarak insanların batıl inançlara olan bağı inceleniyor. Bunun yanında “Bir batıl inanç nasıl yaratılır?” başlığı taşıyan yerleştirmede ise batıl inançların arka planı ve gelişmesi konu ediliyor. İkinci kattaki diğer çalışmalarda ise batıl inançların, insanlığın içinde olduğu olumsuz durumların geliştiğine dair düşünceler yer alıyor. İlk kat daha karanlık bir ışıklandırmaya sahipken ikinci katta ise daha aydınlık bir ışıklandırma mevcut. Bu anlamda “O Kedi Siyah Mıydı?” sergisi mekanla bütünleşik bir ilişki kurarak sanatseverler için etkili bir atmosfer sunuyor.

Seda Gazioğlu 18 Şubat’a kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek “O Kedi Siyah Mıydı?’’ sergisini 24 Saat'e anlattı.

O Kedi Siyah Mıydı Sergi1

İkinci katta ölüm karşısında batıl inançların rolü irdeleniyor

Serginin adı hem merak uyandırıyor, soru sormasının yanında batıl inançlara da göndermede bulunuyor. Sergide mitlere ve inançlara yönelik birçok gönderme var. Bu konuyu ele alan bir sergi oluşturma süreciniz nasıl gerçekleşti?

Sergi adını seçerken, batıl inançların o beklenmedik, hayatımızın akışını ansızın değiştiren doğasını betimlemek istedim. Bir anda bir adım geri atmamız ya da saçımızı çekmemiz gerektiğini hissettiğimiz anlar... ‘O kedi siyah mıydı? O bir kedi miydi?’ diye düşünmek... Eğer siyahsa geri adım atacağım, değilse yoluma devam edeceğim. İşte bu anlık tereddüt ve akış değişimi, beni bu sergiye ve araştırmalara yönlendirdi.

Daha önceki sergilerimde de insan psikolojisi üzerine yoğunlaşmıştım. 2018’de korkular üzerine yaptığım çalışmalardan sonra, bu korkulardan doğan ritüel yaratma ihtiyacına odaklanmaya başladım. Korku ve belirsizlik, ritüellerin ardındaki itici güçlerdi ve bu güçleri sanat yoluyla keşfetmek istedim.

Kına O Kedi Siyah Mıydı

Birinci katta yer alan Kına serisinde batıl inançların topluma yansıması inceleniyor

Serginizde yer alan eserlerde, özellikle batıl inançlar ve ölüm korkusu gibi derin temalar üzerine yoğunlaşıyorsunuz. Bu temalarla ilgilenmeye nasıl başladınız ve bu sergide nasıl bir anlatım dili kullanmayı tercih ettiniz?

Rutin dışı çalışan insan psikolojisi ve beynin işleyişine olan tutkum, üretimlerimin merkezinde yer alıyor. Sanat pratiğim, insan beynine dair bilgilerle besleniyor ve mistisizme, insanların kanıtlanamaz olaylara karşı büyülenmesine derinden ilgi duyuyorum.

Özellikle korkuların insanoğlu üzerindeki etkisi beni her zaman büyülemiştir. İnsan, öleceğini bilen tek canlı; bu bilgi, onu bilinmezlikle dans etmeye, ritüeller yaratmaya ve korkularını kontrol altına almak için yeni yollar aramaya itiyor. Bu ritüellerin zamanla batıl inançlara dönüşmesi ve yüzyıllar, hatta binyıllar geçmesine rağmen bu inanışların şekil değiştirerek varlığını sürdürmesi, bana her zaman çok güçlü ve zamana meydan okuyan bir olgu gibi gelmiştir. İşte bu hayranlık ve merak, beni derin araştırmalara yönlendirdi. Sonunda bu sergi, bu araştırmaların ve düşüncelerin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

O Kedi Siyah Mıydı Sergi

İkinci katta ise toplumdaki batıl inançlar ele alınıyor

Multidisipliner bir yaklaşım sergileyerek farklı malzemeler kullanıyorsunuz. Antik halılar, paslanmaz çelik, kumaş üzeri nakış gibi oldukça çeşitli materyallerle eserler ürettiniz. Farklı malzeme seçimlerinin altında yatan düşünce nedir? 

Bu sergideki 'Kınanikof' adlı çalışmamda paslanmaz çelik kullandım. Paslanmaz çelik, kınanın zamansızlığını, dünyanın her yerindeki gücünü ve ölümsüzlüğünü temsil ediyor. Heykeli kaynak tekniğiyle, her adımı 'ateş ederek' oluşturmuş olmam ise, tekniğin heykelin formuyla birleşmesini sağladı. Bu detay, hem kınanın sembolik gücüne hem de kullanılan yöntemin anlamına vurgu yapıyor.

Bu sergide en çok kullandığım malzemelerden biri ise ikinci el halılar. Toplumumuzun özünü yansıtan bu eski halılar, tıpkı atalarımızdan miras kalan halılar gibi, batıl inançların nesiller boyunca bize aktarıldığını temsil ediyor. Ayrıca, 'halının altına süpürmek' deyiminden ilham alarak, bu sergiyle günlük yaşamımızda 'üstü örtülmüş' ya da görmezden gelinmiş batıl inançların köklerine iniyoruz. Amacım, ziyaretçilerin bu alışılmış davranışlara farklı bir perspektiften bakmalarını sağlamak ve onların bu ritüellerin ardındaki anlamı sorgulamalarına yardımcı olmak.

Serginizdeki eserler, insan zihninin topografyasını ve toplumsal ritüelleri incelemeyi amaçlıyor. Bu tür temalarla çalışma sürecinde sizi en çok zorlayan ya da en çok etkileyen anlar ne oldu?

Konunun soyut kısmını somutlaştırmaya çalışmak sürecin en zorlayıcı kısmıydı. Kanıtlanamaz olan batıl inançları matematiksel formüllere indirgemeye, zihinsel süreçleri şemalarla anlatmaya çalıştım. Bu süreçte sayısız harita ve şema oluştururken, soyut bir kavramı somutlaştırma inadım en büyük mücadeleydi. Ancak aynı zamanda, soyutluğun taşıdığı bilinmezlik, sürecin en büyüleyici ve ilham verici kısmıydı.

Bilinmeyenin kaygısını hafifletme isteği serginizin önemli bir motivasyon kaynağı gibi görünüyor. İzleyiciyi kendi korkuları ve ritüelleriyle yüzleşmeye davet ederken, aslında onları nasıl bir içsel yolculuğa çıkarmayı umuyorsunuz?

Sergimle, izleyiciyi kendi korkuları ve ritüelleriyle yüzleşmeye davet ederken, aynı zamanda batıl inançların neden ortaya çıktığını da anlamalarını amaçlıyorum. Bu inançların geçmişten bugüne nasıl şekil değiştirdiğini göstererek, 'Bugünden geleceğe nasıl yeni batıl inançlar çıkabilir?' sorusunu sormalarını istiyorum. Böylece, bugün içinde bulunduğumuz kaosu daha derinden kavramalarını ve belki de daha önce hiç sorgulamadıkları bir şekilde bu ritüellerin kökenlerini ve etkilerini düşünmelerini hedefliyorum.

Haliç Evi O Kedi Siyah Mıydı

Serginin yer aldığı Haliç Evi'nin dışı da başka bir batıl inançla kaplı: Çaput bağlama

Özellikle sosyal ritüeller ve gelenekler üzerine yoğunlaşıyorsunuz. Bu sergide, batıl inançların görünmeyen yüzlerini gözler önüne sererken, modern toplumda bu inançların hâlâ nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

Batıl inançların ilk günkü kadar etkili bir rol oynaması bu konunun en büyüleyici yanı. Sergimdeki bazı işler özellikle bu zamana meydan okuma durumunu ele alıyor. Tüm batıl inançların insanoğlu üzerinde ortak bir işlevi var: bilinmezlikten kaynaklanan anksiyeteye karşı bir kalkan oluşturmak ya da şansa bağlı olaylarda bir kontrol illüzyonu yaratmak. Bu inanışlar evden eve, köyden köye değişiklik gösterebilir, ancak işlevleri her zaman ve her yerde aynı kalır.

Serginizin mekanının sergi temasıyla uyumlu olduğunu düşünüyorum.  Haliç Evi gibi tarihi bir mekânın eserlerinizle buluşması, izleyici üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? Mekânın serginize kattığı özel bir anlam var mı?

Haliç Sanat-3’ü görür görmez sergiyi burada hayata geçirmeye karar verdim. Zamansız bir konuyu, zamansız bir bina ve tarihi dokularla dolu Balat’ta sergileme fikri beni çok heyecanlandırdı. Mekânın geçmişle bağ kuran atmosferi, serginin temasıyla organik bir uyum sağladı ve izleyiciye hem ritüellerin köklerini hissettiren hem de kendi batıl inançlarını sorgulatan bir deneyim sunuyor.

Serginin çoğu işini mekanla bütünleşecek şekilde ürettim. Konuyu katlara böldüm ve mekânı bir ağaç gibi hayal ettim. Demir parmaklıklara çaputlar bağlayarak onları dallar gibi düşündük; böylece mekân, gelen her ziyaretçinin bir çaput bağlamasıyla kendi batılını yaratmaya başladı. Alt katta bu coğrafyanın batıl inançlarından bir kesit sunarken, üst katta batıl inançların anatomisini ortaya koyuyoruz. Bu katmanlı yaklaşım, mekânı serginin bir parçası haline getirirken, izleyicinin de aktif bir katılımcı olmasını sağlıyor.

Sergiyi izleyen sanatseverlerin sergiden ayrılırken hangi duygu ve/veya düşünce ile ayrılmasını istersiniz?

İzleyicilerin sergiden ayrılırken kendilerine ve ritüellerine dair yeni sorularla baş başa kalmalarını istiyorum. Günlük hayatlarında farkında olmadan yaptıkları davranışların, batıl inançların ya da ritüellerin kökenlerini sorgulamalarını, bunların hayatlarına nasıl yön verdiğini düşünmelerini hedefliyorum. Aynı zamanda, geçmişten bugüne bu inançların nasıl zamansız bir şekilde varlığını sürdürdüğünü fark etmelerini ve gelecekte nasıl yeni ritüellerin ortaya çıkabileceği üzerine kafa yormalarını isterim. Sergiden çıkarken hem bireysel hem de toplumsal düzeyde inançlarımıza dair daha derin bir farkındalıkla ayrılmalarını umut ediyorum.

Atölyenizde veya aklınızda başka hangi projeler var? 

Bu serginin bir devamı olacak. Bu coğrafyanın batıl inançları üzerine çalışırken, daha birçok noktaya değinen işler ürettim ve üretmeye devam ediyorum. Şimdi ise batıl inançların başka açılarından ve daha derin detaylarından yola çıkarak şekillenecek yeni bir sergi projesi üzerinde çalışıyorum.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar