Zamanın akışına kapıldığımızı sanıyoruz. Günün telaşı, yetişmesi gereken işler, ertelenen duygular ve bir türlü tamamlanamayan o iç konuşma… Hepsi birbirine karışırken, akıp gidenin zaman olduğunu düşünüyoruz. Oysa belki de asıl kaybolan, akışın kendisi değil; o akışın içindeki yerimiz. Kendimize uğramadan geçtiğimiz her an, biraz daha uzağına düşüyoruz kendi hikâyemizin.

Yoğun hayat temposu, bireyi yalnızca fiziksel olarak değil; zihinsel ve duygusal olarak da yoran bir döngüye sürüklüyor. Bu döngü içinde insanın kendisiyle kurduğu bağ zayıflarken, farkındalık yerini çoğu zaman otomatik bir yaşam pratiğine bırakıyor. Tam da bu eşikte, Zamansızlık Konforu, yalnızca bir kitap olarak değil; bir duraklama alanı olarak okurun karşısına çıkıyor.

24 Saat Gazetesi yazarlarından Şems Hür’ün ilk kitabı olan eser; zaman algısından kaygı yönetimine, içsel dengeden insan ilişkilerine uzanan çok katmanlı bir düşünce alanı açıyor. Edebi anlatımıyla kişisel gelişim söylemini kesiştiren kitap, hazır cevaplar sunmak yerine, okurun kendi anlamını kurabileceği bir zemin öneriyor.

Hızın yorduğu, anlamın inceldiği bir çağda Hür, yavaşlamayı bir öneri olarak değil; neredeyse unutulmuş bir hatırlama biçimi olarak kuruyor. Metin, zamanı durdurmaya değil; zamanın içinde kaybolan insanı yeniden görünür kılmaya çağırıyor. Her bölüm, okuru bir bilgiye değil; bir karşılaşmaya, bir yüzleşmeye ve kendi sesini yeniden duymaya davet ediyor.

Bir boşluğun içinden konuşur gibi… Gürültünün ortasında, sesi kısmayı değil; duymayı önerir gibi… Çünkü bazen insan, en çok koşarken kayboluyor; en çok durduğunda kendine rastlıyor.

Şems Hür, ilk kitabı Zamansızlık Konforu'nu 24 Saat’e anlattı.

Zamansızlık: "Hayatın tam ortasında kalabilmenin bir yolu"

“Zamansızlık benim için bir tercih ve hayatın tam ortasında kalabilmenin bir yolu" diyen Hür, bu tanımı şöyle açıyor;

"Kaçmak, insanı ilk anda hafifletiyor gibi görünse de aslında üzerimizdeki baskıyı ve yükü artırır. Kısa vadede zuhur eden bu rahatlama hali maalesef uzun vadede insanı kendinden, hislerinden ve farkındalığından uzaklaştırarak eksiltir. Zamansızlık ise insanı eksiltmez, aksine derinleştirir. Bence mesele zamanın akışından kopmaktan öte; o akışın içinde kendini yitirmeden durabilmekten geçiyor. Zira zaman akıyor ve bizler kaçmaya devam ettikçe açılan mesafenin kendimize olan mesafe olduğunu unutuyoruz.”

"Başlıca kaybettiğimiz; zamanın içindeki anlam ve o anlamla kurduğumuz bağ"

Bugünün hız çağında kaybın adı çoğu zaman yanlış konuluyor. Oysa Hür’e göre mesele çok daha içsel bir yerde duruyor:

"Zamanı anlamı, kendimizi… hepsini biraz kaybettik ama en çok kendimizi. Başlıca kaybettiğimiz; zamanın içindeki anlam ve o anlamla kurduğumuz bağ. Zira insan kendinden uzaklaştıkça, önünde ve ardında olan her şey anlamını yitiriyor. Buradaki asıl sorun, kendi yarattığımız sürekli yetişme hali neticesinde zamanın içinde kendimizi kaybediyor olmamız."

Durmak: Bir geri çekilme değil, yüzleşme cesareti

Durmanın neredeyse bir lüks sayıldığı bir çağda, Hür bu eylemi yeniden tanımlıyor:

"Durabilmek bir cesaret biçimi. Çünkü durmak, kaçmayı bıraktığın andır. İnsan durduğunda sadece dinlenmez; aynı zamanda görmeye başlar. Lakin bazen gördüğümüz her şey güzel olmayabilir ve bazen yüzleşmek gerekir ki bu da pek kolay değildir. Bu yüzden durmak, temelinde bir cesaret biçimidir. Kitapta bu durma halini bir “geri çekilme” değil, bir “kendine yaklaşma” olarak ele almaya özen gösterdim. Kendi hakikati ile yüzleşebilen insan; hayatı ertelemeyi tercih etmez."

"Zamansızlık, insanı geçmişten kurtarmaz; ama onunla barıştırır"

Hür'e göre, geçmişin yükü ile geleceğin kaygısı arasında sıkışan insan için zamansızlık bir eşik gibi:

"Zamansızlık hissi, insanı geçmişin puslu kalan yüklerinden ve geleceğin kaygısından biraz olsun serbest bırakır. Çünkü insan çoğu zaman ya olmuş olanın içinde kalır ya da olacak olanın içinde kaybolur. Zamansızlık ise insanı ‘şimdi’ye davet eder. Orada geçmiş de daha anlamlı, gelecek de daha dingin bir hal alır. İnsanoğlu tercihleriyle var olur. Bu tercihleri yaparken olumlu ve olumsuz arasındaki karar en bariz olanıdır. Huzuru tercih ettiğiniz noktada da yürüdüğünüz yola dair yön berraklaşır. Zamansızlık, insanı geçmişten kurtarmaz; ama onunla barıştırır."

"Yaptıklarımın çokluğu ile hissettiklerimin azlığı arasında bir boşluk fark ettim"

"Zamansızlık Konforu" tek bir kırılma anının değil, bir birikimin ürünü. Hür, bunu şöyle anlatıyor:

"Hayatın akışı içinde bir noktada, yaptıklarımın çokluğu ile hissettiklerimin azlığı arasında bir boşluk fark ettim. O boşluk durdurdu beni. Bu noktada beni durduran bir diğer unsur da yorgunluktan öte, ne yaparsam yapayım eksiklik hissiydi. Alışkanlıkların ve kendimden öte, her farklı tetikleyicinin yörüngesinde bir döngü olduğunu fark ettiğimde, benim için yerinde yavaşlama süreci başladı diyebiliriz."

"Dünyayla kurduğumuz ilişki, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır"

Okurun bu kitapla kuracağı ilişki, içten dışa doğru genişlediğini belirten Hür, şunları kaydediyor:

Ekin Bernay’ın "Human Was" performansı Arter'de
Ekin Bernay’ın "Human Was" performansı Arter'de
İçeriği Görüntüle

"İnsan kendine yaklaştıkça dünyaya da yaklaşır. Çünkü dünyayla kurduğumuz ilişki, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır. Bu kitap doğrudan dünyayı anlatmıyor ama insanı kendine yaklaştırdığı ölçüde, dünyayı da daha anlamlı kılıyor."

"Anlam, arandığında değil; fark edildiğinde gelir"

Kitaptaki çarpıcı betimlemelerden “Anlamın seyrekleşmesi”ni sorduğumuzda Hür, anlamın kaybolmadığını, sadece görünmez hale geldiğini hatırlatarak bu ifadeyi şöyle tanımlıyor:

“Anlam, arandığında değil; fark edildiğinde gelir. Biz anlam adı altında kuruntu büyütmeye meyilliyizdir. Oysa anlam çoğu zaman zaten oradadır, sadece üzeri örtülmüştür. Biraz yavaşlamak, biraz dikkat etmek ve biraz da içe dönmek… Anlam, çoğu zaman bu üç şeyin ardından kendiliğinden görünür hale gelir. Basit ve sade düşünebilmek; rafine bir sonuca bizi daha yakın tutar.”

"Zamansızlık, kaçmak isteyen için sığınak; yüzleşmek isteyen için derinliktir"

Şems'e göre, 'zamansızlık' kavramının yönünü belirleyen şey, insanın kendisi:

“Burada belirleyici olan ‘niyet’tir. Tek cümle ile: ‘Zamansızlık, kaçmak isteyen için sığınak; yüzleşmek isteyen için derinliktir."

"Zamansızlık Konforu" cevaplardan çok soruların peşinde

Kitap, okura kesin yargılar sunmaktan özellikle kaçınıyor:

"Ben bu kitabı cevap vermek için yazmadım. Çünkü insanın kendi hayatına dair en doğru cevapları yine kendisi bulur. Bu kitap daha çok sorulara yönelik. Buradaki sualler ise rahatsız etmekten öte; fark ettirmek için. Amaç, “Sen gerçekten kendini görüyor musun?” sorusunu akla geri getirebilmek. Zira cevaplar dışarıdan gelebilir, ama anlam içeride kurulur."

Ve belki de en sade dönüş: Durabilmek

Eğer okur kitabı bitirdiğinde hayatında tek bir şeyi değiştirecekse, bunun ne olmasını istediğini sorduğumuzda ise şöyle yanıtlıyor Hür:

“Yeri geldiğinde durmayı…

Ama sadece fiziksel olarak değil, zihinsel ve duygusal olarak da durmayı. Çünkü insan durabildiği yerde kendini duymaya başlar. Ve kendini duyan biri, hayatını zaten değiştirmeye başlar.”

Muhabir: Nur Yıldız