Unutulmaz dizilerin senaristi denilince hep Çocuklar Duymasın dizisi senaristi Birol Güven aklıma gelir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Sinema, Tiyatro ve Bale Genel Müdürleri yüksek öğrenimlerini Ankara'da yapmışlar, ortak yanları Ankaralı olmaları. Sinema Genel Müdürü - Senarist Birol Güven’in makamı olan Anafartalar semtindeki tarihi adliye sarayına geçenlerde randevu alıp görüşmeye gittim.
Birol Güven Anadolu'nun bir kentine gitmek üzereydi. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var derler... Güven'e kahveyi yudumlarken sorularımı sormaya başladım, sorum sadece "Ankara'yı nasıl buldunuz?" Önce biraz durdu, "Senaristim biliyorsun, uçağım kalkmak üzere yetişmem lazım" dedi Ama sorularımı da içtenlikle not aldı, yanıtladı. "Çocuklar Duymasın” dizisi televizyonlarda 20 yıl oynamış, birçok filmin de senaryosunu yazmış, Sinema Genel Müdürü Birol Güven’e sorularımı sordukça aldığım cevaplar karşısında siyah beyaz günler gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Bu film 90’lı yılların Ankara’sıydı. Genel Müdür Güven şunları anlattı:
"Ankara’ya yeniden gelmek sözcüğünü bu söyleşinin başlığı olursa gelip Sinema Genel Müdürü olarak atanınca Ankara uygulamamı re-start yaptım. 1983-1991 yılları arasında öğrenci ve asker olarak buradaydım. Benim için Ankara eski bir sevgili gibi. Uzun zamandır kullanmadığım bir uygulamayı güncellemiş gibi hissediyorum. Şimdi görevim gereği Ankara merkezliyim. Çok seyahat ediyorum ve çok gidip geliyorum.
Her gelişimde farklı karşılıyor beni Ankara: Uçakla yaklaşırken bozkırın ortasındaki büyük bir dev olarak 'Hop İstanbul’dan geliyorum diye havalara girme, benim büyüklüğüm ve gücüm karşısında sen çok küçük bir lokma kalırsın' diyor.
Eskişehir yolundan gelince 'Burası gücün hakim olduğu kurumsal Ankara. Bu büyük devlet işte buradan yönetiliyor' diyor ve dev kamu binalarının arasında kendimi hem güvende hem de denizde bir damla gibi hissediyorum. İstanbul yolu ise 'Ben sadece başkent değilim, ben sadece kurumsal bir şehir değilim milyonlarca insanın yaşadığı kadim bir kültürel mirasa sahibim' diye haykırıyor yüzüme.
Beytepe’de okurken 100. Yıl İşçi Sitesi’nde küçük bir öğrenci evinde kalıyorduk. O yıllar Balgat’ta başka hiçbir yerleşimin olmadığı yıllardı. Güvenpark’tan dolmuşa bindiğimizde evimizin yolunda oluşan boşluklar artık tamamlanmış. Ankara’da kırsal alan kalmamış. Her yer yerleşim yeri, Beytepe bile şehir merkezi olmuş. Yakın tarihimizin iki merkezli (Ulus - Kızılay) şehri Ankara, artık çok merkezli, çok kültürlü bir metropol. 80’li yıllarda Kızılay’a inince bir arkadaşınla karşılaşma ihtimali artık ortadan kalkmış. Şimdi artık kalabalıkta kaybolma zamanı. Cep telefonunun icadıyla Ankara’nın buluşma noktası olan Yeni Karamürsel ve Gima önemini yitirmiş. Tunus caddesinde üzerinde ODTÜ arması taşıyan lacivert öğrenci otobüsleri de yok artık. Tüm öğrenciler belediye otobüslerinde eşitlenmişler.
Eskiden bir memur – öğrenci şehriydi, şimdi ise içinde memurların da öğrencilerin de olduğu herhangi bir kelimeye sığmayan, ben bu ülkenin başkentiyim diyen eksiksiz bir dev. Türkiye’de her ne varsa bende de var diyen Ankara, sanki ülkemizin detaylı bir özeti."
