“Terörsüz Türkiye artık bir devlet politikası haline gelmiştir. Dolayısıyla, devletin başı Terörsüz Türkiye'yi gerçekleştirmekle mükelleftir.”

Devlet Bahçeli, geçen Salı grup toplantısında ifade etti. Kulislerde Bahçeli’nin konuşma metninde olmadığı iddia edilen bir cümleydi. Dikkat çekiciydi. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘sert bir hatırlatma’da bulunuyordu.

Biraz detaylandıralım…

‘Mükelleftir’ kelimesi, bir şey yapmakla yükümlü olan, sorumlu olan ya da görevli olan kişi anlamına gelir. Kelimenin kökeni Arapçadır ve ‘külfet’ (zahmet, zorluk) kelimesiyle ilişkilidir. Yani, bir külfeti (bir görevi, bir sorumluluğu) üzerine almış, yüklenmiş kişiyi ifade eder.

Genellikle şu anlamlarda kullanılır:

Yükümlü: Bir şeyi yapmak zorunda olan, bir sorumluluğu olan

Görevli: Belirli bir görevi yerine getirmekle yükümlü olan.

Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış: Bu anlamı daha az yaygın olmakla birlikte, bir işin tam ve kusursuz bir şekilde yapıldığını belirtmek için de kullanılabilir.

Bahçeli ‘mükelleftir’ kelimesini ‘Terörsüz Türkiye'yi gerçekleştirmekle mükelleftir’ cümlesinde, ‘terörsüz bir Türkiye'yi hayata geçirme sorumluluğuna sahiptir’ veya ‘terörsüz bir Türkiye'yi gerçekleştirmekle görevlidir’ anlamında kullanıyor.

Bahçeli’yi, Erdoğan’a ‘görevini hatırlatmak zorunda bırakan’ durum hakkında çeşitli tahminler yapılabilir. Mesela, Erdoğan’ın ‘Terörsüz Türkiye’ performansından memnun olmadığını vurgulamış olabilir. Yada işi şansa bırakmamak için ‘sert bir hatırlatma’ gereği duymuş olabilir.

Bahçeli’nin bu sözlerinden sonra Erdoğan’ın Numan Kurtulmuş’la görüşmesi ardından da Bahçeli’yle Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya gelmesi ‘sert hatırlatma’nın işe yaradığının göstergesi.

-Silah bırakma-

Terör örgütü silahları kovaya koydu ardından da yaktı. Süreci şüpheyle izleyenlerin yanı sıra karşı çıkanlar sergilenen manzaradan hoşnut değiller. Hatta çok tepkililer.

Milletin genelindeki kanaat, terör örgütü ile yaşanan bu sürecin ‘Amerikan Projesi’olduğu yönünde. BOP ekseninde bu gelişmeleri yaşadığımız düşüncesindeler.

Terör örgütünün başının aşırı şekilde önemli bir figür haline getirilmesinden rahatsızlar.

İlk çözüm sürecinde olduğu gibi Türkiye’ye kazık atılacağından kaygı duyuyorlar.

Yürütülen süreç paralelinde Meclis’te komisyon kurulması planlanıyor. Bu komisyonun yapısı kadar alacağı kararlar ve bu kararları nasıl bir çoğunlukla benimseyeceği merak konusu.

Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ‘nitelikli çoğunluk’ olması gerektiği ve kendilerinin bunda direteceklerini vurguladı. Bu 3/2 çoğunlukla karar alma anlamına geliyor.

DEM’in ilerleyen günlerde isim değiştirmesi ve yeni yöneticilerin iş başına geleceği konuşuluyor. Peki değişikliklerden sonra oluşacak partinin başına Teröristbaşı getirilirse ne olacak? Peşinden de seçimde aday yapılarak Meclis’e girmesi sağlanırsa nasıl bir manzarayla karşılaşacağız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk, Kürt, Arap eğer bir aradaysa, birse, beraberse işte o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde, uzaklaştıklarında ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır” dedi.

Bu cümleden hareketle şunu sormamız gerekiyor:

“Tayyip Bey, ‘Türk-Kürt-Arap’ diyorsunuz. Peki Teröristbaşı Öcalan bu denklemin neresinde?”

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Gerçek adı Artin Agopyan olan Abdullah Öcalan'ın Ermeni” demişti. Prof. Halaçoğlu, PKK’nın yüzde 80’inin Ermenilerden oluştuğunu ve bunu da belgelediğini belirtmişti. Halaçoğlu PKK’lılar arasında yapılan bir ankette yüzde 10’unun Müslüman olduğunu vurguladığını da kaydetmişti.

Prof. Halaçoğlu’nun anlattıklarını dikkate aldığımızda Erdoğan’ın denkleme ‘Ermeniler’ ifadesini eklememesini daha iyi anlıyoruz.

Bahçeli ve Erdoğan’ın nasıl bir portre ile yola çıktığını hatırlatmakta da yarar var. Teröristbaşı’nın kardeşi Osman Öcalan Rudaw’daki bir röportajında soyadlarının hikayesini şöyle anlatıyordu:

“Osmanlı Devleti, vakti zamanında bölgede Kürtlere (Ermeniler diyemiyor) ait verimli topraklara el koymaya çalışır. Bu sırada bölgede Türkler ve Kürtler (Ermeniler demek istiyor)arasında tartışmalar baş gösterir. Bu tartışma öyle bir yere varıyor ki bölgeye yerleştirilen Türkler, ‘Köye geldiğimiz zaman kadın ihtiyacımızı gidermek zorundasınız’ diyor. Dedem Hüseyin Ağa böyle bir şeyin ve Türk baskısının köyde bir daha yaşanmaması için harekete geçiyor ve bu uğurda kardeşi Abdi Ağa öldürülüyor. Bizimkiler de öc almak için harekete geçiyor ve o günden sonra ‘Mala Ocê’ (Öc ailesi) olarak anılıyor.”

Öcalan ile masaya oturanların hicap duyması gerektiğini gösteren tarihi bir anekdot bu…

Atatürk, “Gençliğe Hitabe’sinde, “Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” demişti.

“İktidar ve destekçileri aldıkları ‘götürü’ işi ‘devlet projesi’ diye millete dayatıyorlar.”

Milletteki kanaat bu.

Peki iktidar bu projeyi millete onaya götürmeyecek mi?