Geçenlerde Meclis’te bir grup arkadaşla “Meclis tatile girecek mi?” sorusuna cevap aradık. Ben ‘Herhalde tatil etmezler. Trump, NATO zirvesi için geliyor. Bakarsınız Meclis’e de uğrar ve konuşma yapar’ dedim. Bir arkadaş, “Aaa doğru diyorsun, olabilir” diye karşılık verdi.
Bu sohbet yapıldığında Meclis’in Temmuz’da çalışıp çalışmayacağı belli değildi. Aradan fazla zaman geçmedi. TBMM’nin Temmuz’da tatile girmeyeceği açıklandı.
Hal böyle olunca benim savım işlerlik kazandı.
Erdoğan’ı da, Trump’u da az çok tanıdık.
Erdoğan, Trump’u Meclis’e hitap etmeye davet eder mi?
Benim fikrim edeceği yönünde.
Peki Trump davete icabet eder mi?
Benim kanaatim kabul edeceği ekseninde.
İki lider arasındaki ‘özel kişisel diplomasi’ dinamiği bu senaryonun hayata geçme olasılığını artırıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu tarz jestleri, sembolik güç gösterilerini ve ezber bozan hamleleri hem seviyor hem de iyi yönetiyor.
Trump da, protokollere sıkışmaktan hoşlanmayan biri. Gösterişi, ilkleri seven bir Başkan. Erdoğan, hazır Meclis’de açıkken "Gelin, Türk milletinin meclisinden dünyaya birlikte seslenelim" teklifi yapar, Trump’da buna zevkle onay verebilir.
Hatta Trump bunu dünyaya karşı ‘gövde gösterisine’ dönüştürebilir.
Teklif Ankara'dan gider, Trump da tarihi anı kaçırmak istemezse konuşma gerçekleşir.
Trump, 2017’de Güney Kore Ulusal Meclisi’nde ve 2025’de de İsrail Meclisi’nde konuşmuştu.
TBMM kürsüsü bugüne değin uluslararası diplomaside dikkat çekici anlara ev sahipliği yaptı. Maziye bir göz attığımızda, Clinton ve Obama’nın genel kurul salonunda konuşan Amerikalı başkanlar olduğunu görüyoruz.
Bill Clinton, 1999 depremi sırasında Türkiye’yi ziyaret etti.
Barack Obama, 2009’da geldi. Batı dünyasına ve İslam alemine mesajlarını vermek için TBMM kürsüsünü seçti.
Genel Kurul’da konuşma yapan liderler arasında kimler yok ki…
2007’de Şimon Peres ve Mahmud Abbas aynı gün peş peşe Genel Kurul’a hitap etti.
Haydar Aliyev, İlham Aliyev, Rauf Denktaş, Yaser Arafat’ın yanı sıra; Tony Blair, Angela Merkel, Christian Wulff gibi Avrupalı liderler genel kurul mikrofonlarından mesaj verdiler.
SSCB Parlamento Başkanı Nikolay Podgorni, Tunus efsanesi Habib Burgiba ve Endonezya'nın kurucusu Ahmet Sukarno, Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze, Polonya Cumhurbaşkanı Aleksandr Kwasniewski, Kırgızistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Askar Akayev, Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, Portekiz Cumhurbaşkanı Anibal Cavaco Silva, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev TBMM kürsüsünden hitap edenler arasında.
Yani anlayacağınız Meclis arşivi renkli, stratejik ve küresel ölçekte ses getiren hitaplarla dolu.
Devlet ziyareti statüsü engel olur mu?
Donald Trump'ın 7-8 Temmuz'daki Ankara NATO Zirvesi için Türkiye'ye geleceği kesinleşti. Bu devlet ziyareti statüsünde olacak. Bu tür zirvelerde liderlerin programı tamamen NATO oturumlarına, ikili heyetler arası görüşmelere ve ortak deklarasyonlara ayrılıyor. Meclis hitabıyla ilgili şu ana kadar bir bilgi yok.
Şu an için net durum şöyle:
Trump Ankara'da olacak.
Erdoğan ile ikili görüşme yapılacak.
Liderler NATO oturumunda boy gösterecek.
Ama…
Başta da dediğim gibi; Trump ve Erdoğan sağı solu belli olmayan liderler. Kalıplara sıkıştırılmaktan hoşlanmıyorlar. Resmi programda görünmese de kahramanımız Trump olunca kesin hüküm vermek zorlaşıyor. Trump sürpriz yapabilir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha yeni yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanımız olmasa Trump gelmeyecekti” demişti.
Trump, Erdoğan için Türkiye’ye geliyorsa Erdoğan için TBMM’ye de uğrayabilir.
NATO Zirvesi Erdoğan-Trump eksenli bir şova da sahne olabilir.
Taksi meselesi
Rahmetli Mustafa Taşar siyasetin renkli simaları arasındaydı. Londra’da, Turizm Fuarı’na gittik. Kendisi o dönem Turizm Bakanı’ydı. Londra’yı gezme fırsatımız da oldu. British Museum ve dünyanın en ünlü balmumu heykel müzesi Madame Tussauds duraklarımız arasındaydı. Atatürkümüzün mumyasıyla fotorafımızı da çektirdik.
İngiltere faslını açmamın nedeni taksiler…
Londra’nın simgesi haline gelen taksilerle o zaman tanıştım. Black Cab veya Hackney Carriage diyorlar. Araç ama aynı zamanda mühendislik ve kültür kokusu var. Taksilerin tasarımındaki en temel kural, Londra'nın dar ve karmaşık sokaklarında ustaca manevra yapabilmeleriymiş.
Yine tasarlanırken, içinde silindir şapka takan birinin eğilmeden rahatça oturabilmesi için iç tavan mesafesi oldukça yüksek yapılmış.
Bu taksileri kullanan şoförler de çok özel. Çünkü dünyanın en zor sınavlarından geçiyorlar. Şoförler, Londra'nın 25 bin sokağını ve binlerce önemli noktasını GPS kullanmadan, ezbere bilmek zorunda. Bunu öğrenmeleri de tam 4 yıl sürüyor. En ufak bir adli olay, öfke kontrolü problemi veya şüpheli geçmişi olan birinin o koltuğa oturması imkansız. Şoförlerin tamamı Londra Ulaşım Dairesi ve polis tarafından sürekli denetleniyor.
Ve en önemlisi güvenlik. Yolcu ile sürücüyü en üst düzeyde korumak üzere tasarlanmış. Taksilerin içinde sürücü ile yolcu kabinini birbirinden ayıran kurşun geçirmez veya kırılmaz şeffaf bir pleksiglas panel bulunuyor.
Benim huylandığım tek özelliği ise merkezi kilitti. Çünkü yolcuyu şoförün insafına bırakan bir yapı kurulmuş. Bir gazeteci arkadaşla Müze’den kaldığımız otele gitmek için bindiğimiz takside bizzat yaşadığım için, yani test ettiğin için biliyorum. Yolcular arkaya bindiği andan itibaren kapıların kilit kontrolü tamamen şoförde. Araç hareket halindeyken kapıların açılması imkansız. Şoför onay vermeden veya araç tamamen durmadan kapılar dışarıdan ya da içeriden açılamıyor.
İngilizler herhalde şikayetlerin artması nedeniyle yolcuyu şoförün tahakkümü altına alan sistemin sakatlığını anladılar ve bu yanlışı düzeltme yoluna gittiler. Araç hareket halindeyken şoförün izni olmadan kapıyı açıp atlayamazsınız lakin araç durduğu an şoför ne yaparsa yapsın mandalı çekerek dışarı çıkabilirsiniz. Yolcuyu şoförden koruma yolu bulunmuş anlayacağınız.
Şimdi geldik vereceğim mesaja…
Ülkemizde son yıllarda taksi şoförleri dövülüyor, gasp ediliyor, öldürülüyor.
Müşteriler de keza şoförler tarafından istismar ediliyor.
Ey politikacılar, ey belediye başkanları, ey meslek örgütü temsilcileri, ey otomobil fabrikası sahipleri…
Çeşit çeşit model taksi var.
Çeşit çeşit de şoförleri var.
Ne olur şöyle adam gibi bir taksi modeli tasarlasanız, her ile farklı renklerde planlasanız, taksicilere de uzun ve uygun taksitlerle satsanız olmaz mı?
Şoförleri de adam akıllı sınavdan geçirsek, sicili bozuk olanlara izin vermesek fena mı olur?
Allah aşkına bunları yapmak çok mu zor?
TOGG'u yapan firmanın sahipleri uyumayın, bu işe el atın. Hem memleketin meselesi çözülür, hem de siz fabrikayı kazanca geçirirsiniz. Hatta başka ülkelere bile ihraç edersiniz...