Ediz Hun…

Yeşilçam’ın yakışıklısı…

Müthiş zarafet sahibi…

Beyefendi bir kişilik…

İyi bir entelektüel…

Türk sinemasına damga vurmuş bir isim…

Ve ANAP Milletvekili-Genel Başkan Yardımcısı..

Ediz Bey’in, çevre ve kültür konularında duyarlılığı da milletvekilliği döneminde öne çıkmıştı.

Herkese kısmet olmaz; çocukluğumuzda filmlerini izlediğim bu kıymetli isimle Milliyet’te çalıştığım dönemde tanışıp, dost olma imkanı buldum. Bağdat Caddesi’ndeki evine misafir bile oldum.

Ediz Bey, Macaristan seçimlerini irdelediğim yazımı okumuş ve çok beğenmiş. Tebriklerini iletti. Zerafeti ve naifliği harikaydı.

Kendisiyle sohbetimizde eğitimin kalitesinin gerilemesinden dem vurdu. Şöyle dedi:

“Bizim mezun olduğumuz tarihlerde lise eğitimi şimdilerdeki çoğu üniversite eğitiminden daha yüklü bir müfredata sahipti. Bilgili öğretmenler vardı. Maalesef bu acı bir gerçeğimiz. İnsan kalitemiz çok düştü. Kültürü bir yana bırakalım; görgü kalmadı. Eğitim-terbiye yerlerde. Bugün düzeltsek meyvelerini almamız yılları bulacak.”

Ediz Bey gibi ‘eski toprak’ bir jönün, sinemamızın duayen isminin bugünün dünyasındaki kalitesizlikten dert yanması çoğu kişinin hislerine tercüman olmakla eşdeğer.

Ediz Bey’in duyarlılığı, bir aktörün aynı zamanda bir aydın sorumluluğu taşıması gerektiğinin işareti. Ediz Hun’un temsil ettiği o ‘altın çağ’ değerlerinin, bugünün ‘hızlı tüketim’ dünyasındaki karşılığına ‘nesiller arasındaki fark’ deniliyor.

Bulgaristan seçimlerini yazacaktım ama…

Kısa süre önce okul saldırılarının muhatabı olduk, canımız yandı...

Hazır Ediz Bey konuyu açmışken; eğitim, ahlak, liyakat başlıklarında iki çift söz etmek istedim.

Eğitim, bir toplumun geleceğini inşa eden en kritik kaldıraç. Eğitim sisteminin kalitesi, o sistemin mimarları olan öğretmenlerin niteliği ile paralellik gösterir. Öğretmenlik, sadece bilgi aktarımı değil, bir neslin dünya görüşünü, etik anlayışını ve problem çözme becerilerini şekillendiren mühendislik unsuru aynı zamanda.

Öğretmenlik için ‘kutsal’ meslek diyoruz. İsabetli bir tanım. Peki herkes ‘liyakat’, ‘ahlak’ ve ‘karakter’ sahibi mi ki biz her isteyeni öğretmen yapıyoruz?

Sadece akademik başarıyla yani sınavla öğretmen belirlenmesi doğru mu?

Pedagojik bilgi kadar önemli diğer özellikler arasında psikoloji, motivasyon, sabır, empati - kriz yönetimi yeteneği bulunuyor. Peki bunlara bakan var mı? Yok.

Daha önemlisi.. Geçim kapısı olarak görenleri değil de dönüştürme tutkusuna sahip kişileri öğretmen yapmamız gerekmez mi?

Niteliksiz bir eğitim, toplumu vasatlığa mahkum etmez mi?

Öğretmen seçiminin, ulusal güvenlik kadar titiz ele alınması gereken, stratejik bir devlet politikası olması gerekmez mi?

Mesela Köy Enstitüleri ve onun devamı Öğretmen Okulları geleneğimiz vardı. Bunlar, bugün dünyanın en başarılı eğitim modelleri olarak parmakla gösterilen sistemlerin -mesela Finlandiya modeli- on yıllar önce Anadolu topraklarında filizlenmiş haliydi. Ne yaptık? Yok ettik? Peki neden?

O okullarda öğretmenliğin bir tercih değil, bir ‘yaşam biçimi’ olarak erken yaşta benimsenmesi sağlanıyordu. Öğretmen adayı, daha lise sıralarındayken pedagojik formasyonun temelini, etik değerleri ve toplum liderliği vasıflarını kuşanıyordu.

Bu okullardan sadece fizik veya matematik bilenler değil; enstrüman çalan, marangozluktan anlayan, tarımı bilen, dünya edebiyatını takip eden ‘entelektüel önderler’ yetişiyordu. ‘İnsan olma vasfı’ bu çok yönlülükle pekişiyordu.

Ayrıca, en ücra köylerdeki en yetenekli çocukları seçip, onları birer ‘aydınlanma neferi’ olarak yetiştiren bu sistem, toplumsal sınıflar arası geçişkenliği en adil şekilde sağlıyordu.

Bugün, bilgiye erişim hızlandı ama bilgiyi bilgeliğe ve ahlaka dönüştürecek rehberlerin sayısı azaldı. O okullar olsaydı bu sorunu yaşamayacaktık.

Günümüzde nitelikli öğretmeni seçmek ve yetiştirmek kadar, o öğretmeni sistemde tutabilmekte çok önemli. Öğretmenin geçim diye bir derdi olmamalı. Toplumsal statüsü en tepeye konulmalı.

Eğitim sadece bir diploma süreci değil. Aynı zamanda yaşam disiplini ve karakter inşasıdır.

Ahlakın olmadığı bir yerde, iyi yetişmiş bir doktor topluma zarar verebilir, zeki bir mühendis yıkıcı teknolojiler üretebilir. Ahlak, eğitimin sadece bir parçası değil, tüm o teknik bilgiyi bir arada tutan ve ona yön veren omurgadır. O okullarda ahlaklı olmak öğretiliyordu. Öğretmen örnek insan, karakter abidesi olarak yetiştiriliyordu.

Zira öğretmenlik, hatası telafi edilemeyen ender meslekler arasında. Bir öğretmenin ahlaki pusulası şaşarsa, koca bir neslin zihni bulanabilir. Bu yüzden öğretmen yetiştirirken; dürüstlük, adalet ve tarafsızlık gibi kavramların sadece kitaplarda kalmaması, öğretmenin karakterinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi gerekir.

Bugün dünyamızda bilgi her yerde var. Lakin ‘doğruyu yanlıştan ayırma’ becerisi yani feraset azaldı. Ahlak temelli bir eğitim; bireye sadece nasıl kazanacağını değil, nasıl paylaşacağını, başkasının hakkına nasıl saygı duyacağını ve toplumsal sorumluluğun ne olduğunu da öğretir.

Genç zihinler söylenenlerden çok, yapılanları kopyalar. Eğer bir öğretmen sınıfa adaleti, nezaketi ve dürüstlüğü getirirse; o sınıftan çıkan her birey bu değerleri toplumun kılcal damarlarına taşır. Ahlaklı bir öğretmen, aslında toplumu sessizce ama derinden iyileştiren bir şifacı gibidir.

Eğer sistem; dürüstlüğü, emeği ve ahlakı değil de; kısa yoldan köşeyi dönmeyi, kurnazlığı ve sadece sonuç odaklı başarıyı alkışlarsa, toplumun genetik kodları da buna göre yeniden yazılır.

Eskiden öğretmenler ‘irfan ordusu’ olarak görülürken, mevcut sistemler, eğitimi tamamen piyasa koşullarına ve sınav yarışına indirgedi ve ‘iyi insan’ yetiştirme hedefi, yerini ‘test çözen robotlar’ yetiştirmeye bıraktı.

Sistemi düzeltecek olan yine insandır. Ama o ‘nitelikli insanı’ yetiştirecek olan da öğretmendir. Yani zincirin ilk halkası, karakteri sağlam, eğilip bükülmeyen o öğretmenleri bulup sistemin başına geçirmektir.

Snellman’ın Finlandiya’da başardığı aydınlanma, sadece bir eğitim reformu değil, bir toplumsal karakter devrimiydi. Snellman, memurlara, din adamlarına, öğretmenlere ve subaylara şöyle seslenmişti:

“Halkın kalitesizliği sizin eserinizdir, eğer siz ahlaklı ve çalışkan olmazsanız halktan bunu bekleyemezsiniz.”

Sanırım mevzu anlaşılmıştır…