'Çerçeve Yasa’nın kabul edildiği gün Meclis’teydim. Akşam saatlerinde çıktım. Kızılay’dan geçerken haklarını arayan Gazilerin etrafında polis barikatı kurulduğunu gördüm. İçim sızladı...
Gaziler; vakti zamanında teröristlere karşı milletin-devletin hak ve hukukunu koruyan vatanseverlerdi. Ödedikleri bedelin maddi karşılığı yok.
Onları abluka altına alan polislerin çoğunun içten içe derin bir acı yaşadığını tahmin etmek zor değil.
Diyarbakır’da stat da terör örgütü propagandasına ses çıkarılmıyor.
'Çerçeve Yasa’nın çıkmasından hemen sonra, devlete başkaldıran bölücüler için yapılan anma merasimleri seyrediliyor.
Türk milletini tehdit eden söylemlerde bulunan siyasetçiler için fezleke düzenlenmiyor.
Ama haklarını arayan Gazilerimiz hiç hak etmedikleri muamelelere tabi tutuluyor. Kocaeli’de sarı torbaları gösteren taraftarlar hemen gözaltına alınıp ev hapsine tabi tutuluyor. Yine 'Çerçeve Yasa’ya tepki eylemi yapan Kübra Coşkun da gözaltına alınıyor.
Halbuki; terörü ve teröristi yeren eylemlerin devlet katında daha makbul olması lazım. Biz bugün bunun tersini yaşıyorsak ortada sakat bir durum olduğu aşikardır.
Devlet dediğin, kuralını radikal şekilde uygular. Ülkeyi bölmek için yıllarca kan akıtan rezillere müsamaha gösterirken, ülkesinin ve milletinin birliğini, dirliğini savunan insanları hor gören anlayış sorgulanmalıdır…
Devlet, bazen bizim aklımızın ermeyeceği atraksiyonlar yapar. Ama bu yaşadıklarımız anlayacağımız cinsten değil…
Neyse ki Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın yaptığı şu açıklama yüreğime su serpti:
“Şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin taleplerini konuştuğumuz yerde, önce vefayı hatırlamalıyız. Elbette her talep olduğu gibi kabul edilmek zorunda değildir. Elbette kamu düzeni korunacaktır. Ancak bu insanların sesini duyurmak için kapı kapı dolaşmak zorunda kalmadığı, muhatap bulduğu bir devlet düzeni hepimizin ortak arzusudur.”
Benzer bir hak arama mücadelesini maden işçileri yürütüyor. Dün nihayet alacaklarının ödendiği belirtildi.
“İşçinin hakkı, patronun lütfu değil; alın terinin karşılığıdır” diyor Saral.
Sonuna kadar haklı bir ifade.
Bir patronun bu denli fütursuz, duyarsız ve de emek düşmanı olmasına bugüne kadar neden ses çıkarılmadı?
Oktay Saral’ın ifadeleriyle devam edelim:
“Uzun süredir ülke gündemimizde olan ve milyonlarca liralık servete sahip olduğu belirtilen Yıldızlar SSS Holding sahibi Sebahattin Yıldız’ın, maden işçilerinin aylardır ücret ve tazminat alacaklarını ödemediği yönündeki iddialar sindirilemez, sineye çekilemez. Maden işçisinin alın teri üzerinden kimse servet büyütemez. İşçinin hakkı, patronun insafına bırakılamaz.”
Mumcu ve Tayyar..
Erkan Mumcu ve Şamil Tayyar ile 1995’den beri tanışırız. Rahmetli Mesut Yılmaz, mumcu'yu kendi yerine hazırlıyordu. O, Mesut Bey’i anlayamadı ve farklı yola girdi, talihsiz açıklamalar yaptı. Bundan dolayı kendisine sitem dolu olduğumu bilir.
Erkan Bey, entelektüel niteliğe sahip bir isim. Ağzı laf yapar. Cesareti de var. Öyle olmasa, FETÖ’nün FETÖ olduğu zamanlarda “Osmanlı affetmez” diye rest çekemezdi.
Geçenlerde hiç gündemimde yokken rüyama girdi Mumcu. Bizim eve yemeğe gelmişti. Sabah uyandığımda kendi kendime; “Allah Allah…” dedim.
Ertesi gün Şamil Tayyar ile birbirlerine girdiklerini görünce aradım. “Şamil’in ayarı yoktur. Bulaşmasan iyi olurdu” diye takıldım. “Yok öyle saldırıp, karşılığını alamamak” yanıtını verdi. Bahse konu röportajın eski olduğunu da anımsattı.
Mumcu, Tayyar’ı televizyonda tartışmaya da davet etti ama olumlu yanıt alamadı.
Ardından rüyamı paylaştım. O da şaşırdı, “Hayırdır inşallah..” diye tepki gösterdi…
Şamil’den söz etmişken.
Kendisi, Milliyet’in ANAP’tan sorumlu muhabiriydi. Fikret Bila yüzünden çekip gitti. Kısa süre sonra da ben Milliyet’te ANAP’a bakmaya başladım. Halef-Selef sayılırız. İşin ilginci benim de Milliyet’i terk etme nedenim aynı.
Böyle bir mazimiz var anlayacağınız.