Netanyahu muradına erdi. Trump’ı peşine taktı ve İran’a saldırdı.

Bilinen gerekçe; İran’ın nükleer silaha sahip olmaması, balistik füzelerden yoksun bırakılması.

Yine bilinen asıl gerekçe ise; İran’ın petrol ve doğalgaz kaynaklarına çökebilmek için işbirlikçi bir yönetimi göreve getirmek.

ABD-İsrail ikilisinin derdi rejim değil zaten. Öyle olsa, S. Arabistan’da da benzer yönetim var ama onlar kaynaklarını peşkeş çektikleri için sorun yok.

Öncelikle, Molla Rejimi’ni tasvip etmediğimi belirtmekte yarar var. Nükleer silahlara karşı olduğumu da vurgulamalıyım. Tüm ülkeler bu silahları imha etse keşke…

Peki bölgede İsrail’in nükleer silahı var mı?

Var.

İsrail’in balistik füzeleri var mı?

Var.

İsrail’in komşularıyla iyi geçinen bir huyu var mı?

Yok.

Peki, İran’ın, İsrail gibi komşularına saldırdığını gördük mü?

Hayır.

O zaman…

İsrail’e hak olan diğer ülkelere neden yasak oluyor?

Biri buna yanıt versin.

Geçimsiz, bölge ve dünya için tehdit bir ülke olan İsrail, yakın zamanda Gazze’de katliam yapmadı mı?

Yaptı.

Uzlaşma görüşmeleri sürerken, yani masa ortadayken İran'a saldırıyı kim yaptı?

İsrail.

Üstelik ilkokulu vurarak 150 çocuğu da katletmedi mi?

Etti.

Yıllardır ortada iğrenç, ahlaksız bir plan var ve o plan ekseninde masumların canı yakılıyor, ülkeler karıştırılıyor.

Çatışmaların temel sorumlusu, ‘vampir yöneticiler’in stratejik ve ideolojik tercihleri.

Halkların, toplumların çoğu barış istiyor, ama karar mekanizmalarına etkileri yok.

Dolayısıyla trajedinin çoğu, yapısal ve politik bir eksiklikten, yani güç dengesizliğinden kaynaklanıyor.

İsrail’in ahlaksız planları sayesinde tehlike şu an bizim kapımıza dayandı.

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, ‘Türkiye yeni İran'dır’ dedi.

Türk ve Türkiye düşmanı Michael Rubin, ‘Ankara 2036'da, Tahran 2026'daki gibi olacak mı?’ diyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, ‘İran gibi, peygamberlik temelli İslamcı hezeyanlara saplanmış radikal rejimlerin nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez’ diyerek din vurgusu yapıyor.

Netenyahu, ‘İran sonrası yönümüzü Sünni dünyaya çevireceğiz ve ekseni genişleterek İslam ile mücadele edeceğiz. Tüm İslam alemine sıra gelecek’ diye vızıklıyor.

Bunları görmezden gelmek mümkün mü?

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan farkındalık ifadelerini duyuyoruz. Şöyle diyor:

“Kapalı kapılar ardında yazılan senaryoları biliyoruz. Kurulan tuzakları, yapılan sinsi hesapları gayet iyi biliyoruz. Hangi ham hayallerin peşinde koşulduğunu çok iyi biliyoruz. Tüm bunlarla birlikte ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı da gayet iyi biliyoruz.”

Tuzak kuranlara yanıtı da Devlet Bahçeli’den duyuyoruz:

“Diyorum ki, ölümden öte köy yoktur.. Türk-İslam mefkuresinin yeryüzüne mühür vurmuş muazzam bir kahramanlığını tehdit edecek, boyun eğdirecek, teslim alacak muhasım bir odağı Cenabıallah henüz nasip etmemiş, henüz yaratmamıştır. Üstümüze kim geliyorsa, kimler gelmeyi düşünüyorsa göreceği azamet ve şiddeti de peşinen kabullenmek durumundadır. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten vazgeçeceğimizi hiç kimse düşünmemelidir. Hiçbir hain emel sahibi mihrak veya ülke yanlış hesap yapmamalıdır. Bir ölürsek bin diriliz, bin ölürsek bir bir dirilir, bu vatana, bu millete sonuna kadar sahip çıkarız. Korkak her gün, kahraman bir gün ölür. Biz korkak değil, kahraman bir milletin bugünkü serdengeçtileriyiz.”

ABD ve İsrail ülkelerin kaynaklarını, halkların ekmeğini gasp ederek ilerliyor. Kendilerinden zayıf olanların sofralarına el uzatıyor.

Peki nereye kadar?