20 Şubat 1978 günü TRT’nin 13.00 haber bülteni şöyle başlıyordu: Larnaka Havaalanını basan komandolarla Rum kuvvetleri arasında çıkan çatışmada 15 komando ile bir gerilla öldü. Bu arada Kıbrıs Rum lideri Kipriyanu tehlike atlattı. Rumlardan 6 kişi öldü. Mısır, gerilla ve komandoları geri vermediği takdirde, Güney Kıbrıs’a saldırıya geçeceğini açıkladı. Rum yönetimi, komandoları vereceğini ancak gerillayı vermeyip, kendilerinin yargılayacağını söyledi.
Bu haber metni, saldırı ve savunmada komandoların ne kadar önemli olduğunu açıkça anlatır. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de komandolar, ordunun bel kemiğidir. Hava, deniz, kara ve jandarma olarak birkaç Komando okulu bulunan Türkiye’nin ilk Dağ Komando Okulu, Menteş’te kurulmuş, daha sonra Eğirdir’e taşınmıştı.
“Eğirdir Dağ Komando ve Eğitim Merkezi’ne gelen komando adayını, eğitim elbiselerini giydikten sonra sıkı bir eğitim bekler. Çakı gibi komando olmak, öyle kolay değildir. Sabahleyin 4 km’lik koşuyla başlayan eğitim, tam teçhizatlı onlarca kilometreye ulaşan yürüyüşe kadar pek çok aşamadan geçer.
Komando adayları yemin töreni öncesine kadar genel piyade eğitimi ve yanaşık düzen eğitimine tâbi tutulur. Bu arada kendisini komandoluğa yetersiz gören ya da doktor kontrolüyle komandoluğa elverişli bünyeye sahip olmadığı anlaşılanlar, piyade eğitimine ayrılırlar. Eğitim almış olsalar bile derslerde başarılı olamayanlar dönem sonunda yine komando olamaz.
Mavi bere taktıktan sonra tam bir komando adayı olduğu kanıtlananlar için asıl komando eğitimi şimdi başlamaktadır artık. Mayın, pusu göğüs göğüse savaş, gece harekâtı, sızma, dinleme, yön bulma, keşif, travers, dağdan inme, sudan geçme, dalma eğitimi gibi eksiksiz savaş eğitimi verilir.
Komando; attığını vuran, bazen tek kurşunla iki düşmanı etkisizleştiren askerdir. Bu eğitimin sonunda, günlerce arazide saklanabilmenin yanı sıra açlığa ve susuzluğa dayanma yeteneğine de kavuşulur. Ve komando, hayatı idame denilen eğitimle, aç kaldığında doğada yenilebilecek her tür hayvan ve bitkiyi öğrenir. Sonuçta komando; uzun süre acıkmayan, susamayan, yorulmayan, savaşan ve nihayet başaran bir askerdir artık. 3,5 aylık eğitimden sonra kıt’a görevi için elini torbaya daldırır. En çok sevinenler, en sorunlu yörelere gidecek olanlardır.
Aldığı eğitimle neleri ne kadar yapabileceğini öğrenen komando, askerliği sonrasında da aldığı eğitimi günlük yaşamında uygulayabilen insan olarak yetişir. Komando eğitimi alan kişi, hayatında da başarılara imza atmaya hazırdır. Çünkü hem kendisinin hem de karşısındakilerin yapabileceklerini iyi tahmin etmektedir.
O, inançlıdır. O, ülkesini ölürcesine sever. O, Atatürkçü düşünceye sahip, ülkenin iyi yetişmiş bir neferidir. O, Komandodur.”
İzmir’de girdiğim sınıflama sınavından sonra Komando olarak gruplandım ve Eğirdir’e gitmem istendi. 156. dönem Yedek Subay adayı olarak Eğirdir Dağ ve Komando Okulu’nda eğitime başladım. Daha birinci gün sabah kahvaltısından sonra 5 kilometre koşturdular. Ham vücutlar, o gün belli olmuştu zaten. Astigmat olduğum ortaya çıkana kadar o eğitimleri zorlanarak da olsa yaptım. Okul komutanı Tuğgeneral Aşir Özözer idi. Koşudan sonra başlayan eğitimler, bize göre oldukça ağırdı. Önce esas duruşu öğrettiler. Sonra yatma, kalkma, sürünme ve dönüşler… Akşam yatağa varınca, her yanım sızlıyordu. Çünkü son 2 yıldır yürümek dışında hiç spor yapmamıştım ve masa başı bir çalışma ortamından geliyordum. İkinci gün ise barfiksten başlayıp mekik çekmeye kadar çeşitli hareketlerimiz için sayı ve süre puanlaması yapıldı.
Günler geçtikçe, eğitimlere alışmaya başlamıştık. Komando eğitimini benimsemeye başlamıştım ki sağlık raporu almak için hastaneye sevk edilince, komando olamayacağım bildirildi. Tabur Komutanımız Binbaşı Mertgün Dinç’e burada kalmak istediğimi söylesem de rapor karşısında hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Biz 89 kişi, iki otobüsle Eğirdir’e veda ederek İstanbul’a gittik.
Eğirdir, benim en sevdiğim ilçelerimizden biriydi. Burayı her zaman İsviçre’ye benzetmişimdir. Ne zaman Eğirdir’den geçsem, çıkana kadar gölü seyrederim. Bu sevginin içinde anılarım da vardır Eğirdir’de. Eğirdir ile ilgili bir program veya haber yapmak istemiştim, 20 yıl sonra her ikisini de yaptım.
1999 yılında, Haber Dairesi Başkanı Okay Göçer’e, asteğmenlerin kur'a çekimini özel haber yapmak istediğimi söyledim. O güne dek, hiçbir kanalda asteğmen kur’a çekimi töreni için çekim izni verilmemişti. Belki de öyle bir haberi yapmak için başvuran bir muhabir de olmamıştı. Haber Dairesi Başkan yardımcısı ve Anadolu’dan Görünüm programının yapımcısı Güntaç Aktan’dan birkaç telefon numarası rica ettim. Görüştüğüm subaylarla, Merkez Haberler’den Tevfik Fikret Dinçer’in de adını verince, işim çok kolaylaştı. Tarih ve saat olarak onay çıktı. Hemen Dağ ve Komando Okulu komutanının emir subayını aradım, bir kameramanla birlikte geleceğimizi söyledim. Asteğmenlerin kur’a törenini çekeceğimizi, mümkünse 2-3 Asteğmen ile de röportaj isteğimiz olduğunu belirttim. Emir Subayı Albay, bize Askerî gazinodan 2 gecelik yer ayırttı, geliş gidişimizde bize yardımcı olacak subayların adını verdi.
Kameraman arkadaşım Türkay Koç ile birlikte Eğirdir’e vardık. Yıllar önce eğitim gördüğüm okulu bir kez daha dolaştım. Televizyon tarihinde ilk kez asteğmenlerin kur’a çekim törenini kayda aldık, 3 asteğmen ile röportaj yaptım, Türkay Koç muhteşem görüntüler aldı, toplu çekimler yaptık. Ankara’ya gelip yaklaşık 7 dakikalık bir özel haber hazırladık. Yukarıdaki metin aynen haberde yayımlandı.
Bu çekimlerden birkaç ay önce Abdullah Öcalan’ın yakalanıp yurda getirilmesi, haberin önemini ortaya koyuyor, ilk kez verilen bir kur’a töreni de haberi popülerleştiriyordu.