İlk kez üç ülkede, Avrupa’dan saat farkı bakımından çok uzakta ve farklı hava koşullarında oynanan Dünya Kupası’nın büyük sürprizlere gebe olduğunu tahmin etmiş ve iki hafta önce bu köşede yazmıştım. İlk turda maç maç bakıldığında Brezilya’nın Fas ile berabere kalması gibi sürprizler de yaşandı ama ilk büyük sürprizi maalesef A Milli Takımımız yaptı, 6 puan beklediğimiz Avustralya ve Paraguay maçlarında sıfır çekerek turnuvaya ilk veda eden takımlardan oldu.
Ne yazık ki sporda bazı başarıları yakalayınca ayağımız yerden kesiliyor ve kendimizi dev aynasında görmeye başlıyoruz. Bu tablo yıllardır değişmiyor ve büyük beklentilerle girdiğimiz müsabakalardan yenilgiyle ayrılınca hayal kırıklıklarımız ve tepkilerimiz de büyük oluyor.
Dünya Kupası'nda ilk iki maçımızda disiplinli savunma yapan rakiplerle karşılaştık ve ilk golü kalemizde görünce daha da kapanan rakiplere karşı bir gol dahi üretmeyi başaramadık. 65 şut atıp gol üretememek şanssızlıkla da açıklanabilir beceriksizlikle de. Teknik Direktör Vincenzo Montella “Kader bizden yana değildi. Futbol mantık değildir. O yüzden güzeldir” derken, birçok futbol yorumcusu ise kabahati Montella’da ve onun santraforsuz dizilişinde buluyor.
A Millilerimizin turnuva tecrübesinin olmadığı ve Dünya Kupası ortamına adaptasyon sağlayamadığı bir gerçek. Bardağa dolu yanından bakarsak, 24 yıl aradan sonra burada yarışmış olmaları bile bizim genç jenerasyonumuz için bir başarı ve bu takımın gelecek için umudu var.
Bardağın boş tarafı ise 7’den 70’e, futbolcusundan eleştirmen ve futbolseverine bir türlü değiştiremediğimiz kafa yapılarımız. Yıllardır Türkiye’de yaşayan Montella da ne yazık giderek bu yanlış bakış açısı ve savunma mekanizmalarını benimsemeye başladı. “Rakiplerimiz maçları şans eseri kazandı” demek yerine ilk maçtaki hatalardan ders çıkarsaydı, 45 dakika 10 kişi oynayan Paraguay’ı yener, Cuma günü ABD karşısına grup birinciliği için çıkardık.