ABD uluslararası hukuku bir kenara bırakarak Venezuela’ya saldırdı, Devlet Başkanı Maduro’yu yakaladı ve ülkesine getirdi. Dünya kamuoyu yaşananlardan haberdar olduğunda dehşet içinde kaldı.

Savaşları durdurmakla övünen ve bunun için Nobel ödülü isteyen Trump’un, ‘barış adamı’ olmadığı ortaya çıktı. ABD'nin, menfaati için, bütün insani ve hukuki değerleri elinin tersiyle ittiği tescillendi.

Şimdi Latin Amerika’da başka ülkelerin sırada olduğu konuşuluyor. Venezüela’nın ardından Arjantin, Bolivya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Guatemala, Guyana, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Meksika, Paraguay, Peru, Şili, Uruguay’da ABD tehdidi altında demek ki!

Trump, Grönland’ı istediğini ise bizzat kendi ağzından tekrarladı ve aksi takdirde ‘Danimarka ekonomisini çökertirim’tehdidinde bulundu. Bu tehdit bize yabancı değil. Rahip geriliminde de Türkiye’ye aynı şantajı sallamış ve muvaffak olmuştu. Bakalım Danimarka ne yapacak?

Venezüela olayında, ‘kokain-uyuşturucu bahane, petrol şahane’ teşhisi revaçta.

Trump ne diyordu?

‘Bizim petrolümüzü aldılar.’

‘Bizim’ dediği petrol Venezüela devletinin. Daha önce ABD petrol şirketlerindeydi Maduro gelince onların elinden aldı millileştirdi.

Sizce kim haklı?

Ülkesinin, halkının petrolüne sahip çıkan Maduro mu, yoksa Venezüela petrolünü ABD’ye bağlamak isteyen Trump mu?

ABD’nin Maduro’ya ‘içerdeki işbirlikçiler’ kanalıyla ulaştığını İngilizler duyurdu. Demek ki emperyalizm satın alacak eleman bulmada sorun yaşamıyor.

ABD operasyonunun 20 üsten kalkan 150’den fazla uçak ile yapıldığı, bunlar arasında F-35 ve F-22 savaş uçakları ile B-1 bombardıman uçakları bulunduğu açıklandı. Venezüela ordusu karşılık verirse ağır bir bombalanmaya maruz kalacaktı herhalde. Maduro’yu verip ülkeyi ağır bir saldırıdan mı kurtardılar acaba? Yada Maduro ülkesi bombalanmasın diye 'teslim olma' yolunu seçmiş olabilir mi? Veya pazarlıklı bir durum var mı? Zamanla öğreneceğiz.

Delcy Rodriguez, Venezüela’nın geçici Devlet Başkanı seçildi. Profiline bakılınca ‘boyun eğmeme’ olasılığı yüksek. Babası Jorge Antonio Rodriguez ‘devrimci’ olarak biliniyor. ABD’li işadamı William Frank Niehous’un kaçırılmasıyla ilişkilendirildi ve tutuklandı. 1976’da hapisteki işkenceler sonucu öldü.

Delcy Rodriguez hukuk mezunu. Paris ve Londra’da eğitim geçmişi var. Bu durum akla soru işaretleri getirmiyor değil!

Bayan Rodriguez, ilk açıklamasında, “Venezuela hiçbir ülkenin sömürgesi olmayacaktır. Venezuela’nın tek bir devlet başkanı vardır, o da Nicolas Maduro’dur” demesi önemliydi. Devamı nasıl gelecek göreceğiz. Venezüela direnemezse zenginlikleri emperyal ellere geçecek.

Dünya artık eskisi gibi tek ve çift kutuplu değil. ABD zemin kaybetti. Çok kutuplu bir dünya öngörüleri var. ABD, ‘Maduro operasyonu’yla yıkılan prestijini düzeltmeyi ve otoritesine başkaldıran başka ülkelere de bu yolla mesaj vermek istemiş olabilir mi? Bence bunun yanıtı ‘evet.’

Peki o başka ülkeler bu mesajdan tırsarlar mı?

Belli değil, izleyip göreceğiz.

ABD ve Trump’un emelleri arasında bizim coğrafya da var. PKK-DEAŞ aparatlarıyla bu planlarını yürütüyorlar. Özellikle Suriye PKK’sını çözmek istiyoruz. Amerika izin vermiyor. Ne dost! ama? Dün Şam’dan yeni görüşme haberi geldi. PKK’lıların zamana oynadığı kesin. Şam bu zamanı onlara verirse işin içinden çıkamayacak hale gelir mi? Gelir! Şara, kararlılık gösterecek mi merak ediyorum.

Hadi size bir soru?

ABD-Rusya-Çin sümen altında birlikte hareket ediyor olabilirler mi?

Putin’in Trump’la Alaska’da yaptığı zirve sonrasında yaşananlar bana anlamlı geliyor.

Çok dikkatli olmak lazım…