Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi, El País gazetesi Türkiye Temsilcisi Andrés Mourenza'nın konuşmacı olduğu “Sınırlar Aracılığıyla Gazetecilik” söyleşisine ev sahipliği yaptı. Yıllardır Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgelerindeki göç krizleri, siyasi çalkantılar ve Suriye iç savaşının etkileri üzerine çalışan Mourenza, birikimini ve gazetecilik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Etkinliğe çok sayıda gazetecinin yanı sıra İspanya Büyükelçisi Cristina Latorre Sancho da katıldı.
Mourenza'nın kaleme aldığı “Sınırlar: Türk – Yunan Sınırından İnsan Hikayeleri” başlıklı kitabın da tanıtımının yapıldığı etkinlikte, insan hikayeleri ve sınırların psikolojik etkileri ele alındı. Simultane çeviri desteğiyle yabancı konukların da takip ettiği söyleşi kapsamında, göç krizinin güncel tartışmaların ötesine geçen tarihsel, sosyolojik ve insani boyutları masaya yatırıldı.
Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen deneyimli gazeteci L. Doğan Tılıç, söyleşinin açılışında Mourenza’nın saha gazeteciliğine ve kitapta kurduğu anlatı diline dikkat çekti.

"Sınırlar, yaşayan varlıklardır"
Andrés Mourenza, konuşmasına Gazeteciler Cemiyeti’ne ev sahipliği için teşekkür ederek başladı ve kitabın merkezindeki insan hikayelerinin önemine dikkat çekti. Türkiye’deki öğrencilik yıllarında sınırların bireylerin yaşamları üzerindeki derin etkisini fark ettiğini dile getiren Mourenza, sınırları sadece coğrafi çizgiler olarak değil, psikolojik değerleri ve farklı kültürleri etkileyen "yaşayan varlıklar" olarak tanımladı.
Mourenza, “Sınırların bireylerin hayatlarını ne kadar etkilediğini o zaman öğrendim. Sınırlar, sadece coğrafi çizgiledi değil kişisel değerleri, psikolojiyi etkileyen bir şey. İki tarafta farklı konuşuluyor, farklı ibadet ediliyor. Sınırlar, aynı zamanda yaşayan varlıklardır. Dualarla, savaşlarla yaşayan yerlerdir” dedi.

"Sınırlar, hem bir temas hem de bir temassızlıktır"
Sınırların sosyolojik işlevine değinerek aynı anda hem birleştirici hem de ayırıcı bir mekan olduğunu ve bu durumun toplumsal yaklaşımları belirlediğini ifade eden Tılıç, Mourenza’nın hikayelerinde Yaşar Kemal'in izlerini gördüğünü belirtti ve yazarın olguları insan hayatına dokunarak aktarma biçiminin etkileyici olduğunu söyledi. Sınırın aynı anda hem davet eden hem de dışlayan bir yapıya sahip olduğunu, bu ikiliğin sosyolojik bir gerçeklik olduğunu dile getirdi.
"Sınır, sosyolojik bir mekandır, hem bir temas hem de uzaklaştıran bir şeydir. Sınıflardan bazılarını buyur ederken bazılarını uzaklaştırıyoruz. Sınırlar fiziki sınırlardan korkunç ve aşılmaz şekilde bizim kafamızda" diye konuştu.

"Günümüz mülteci krizleri, geçmişle bağlantılı"
Kitabı yazma sürecini anlatan Andrés Mourenza, normalde hızlı koşturmalarla geçen gazetecilik hayatının aksine, bu eserde derinlemesine ve uzun soluklu insan hikayelerini edebi bir dille aktarma fırsatı bulduğunu belirtti. Kitabının amacının sınırı 'hissedebilen bir varlığa dönüştürmek' olduğunu söyleyen yazar, güncel krizlerin arka planını anlamak için geçmişle bağlantı kurmanın önemine vurgu yaptı.
Mourenza, kitabında iki zaman çizelgesini paralel kullandığını anlatarak, şimdiki göç hikayeleri ile Balkan Savaşları, Kurtuluş Savaşı gibi 20. Yüzyıl başındaki sınırları etkileyen olayları senkronize ettiğini aktardı. Bu metodu kullanarak, güncel mülteci krizlerinin aslında tarihsel olaylarla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğunu göstermeyi amaçladığını söyleyen Mourenza, "Amacım sınırı, hissedebilen bir varlığa dönüştürmekti. Bu yüzden etrafında yaşayan insanları, sınırdan geçen ve geçemeyen insanları anlamaya çalıştım. Şimdiki mülteci krizleri geçmişle bağlantılı. Bunu anlatmak istedim" dedi.

"Her sınırda bir travma hikayesi vardır”
L. Doğan Tılıç, gazetecilikte giderek unutulduğunu söylediği “arka plan aktarımının” Mourenza’nın kitabında çok iyi verildiğini vurguladı. Geçmişi anlamadan sınırları anlamanın mümkün olmadığını belirten Tılıç, her sınırın bir travma hikayesini barındırdığını ve zihindeki psikolojik duvarları aşmanın önemine dikkat çekti.
Tılıç, sınırların oluşum sürecinin arka planının verilmesinin okuyucu için elzem olduğunu belirtti ve sınırların kanlı savaşların ardından ortaya çıkan travmatik hikayeler olduğunu ifade etti. Bu travmaların aşılması için geleceğe dair umut veren projelerin önemine değindi.
"Geçmişi anlatmadan sınırları anlamak mümkün değil. Her sınır bir travma hikayesi. Biz o travmaları aşan bir refahı sınırın diğer tarafındaki insanları ikna edemezsek sınırları ortadan kaldıramıyoruz" dedi.






