Akademik literatürde Lev Tolstoy’un Doğu ve Arap dünyasındaki yankısı uzun yıllar boyunca tercüme faaliyetleri ya da felsefi kabulleriyle sınırlı tutuldu. Doğrudan Rus yazarın şahsına adanmış edebi metinlerin, özellikle de mersiye gibi kültürel hafıza taşıyan türlerin incelenmesi ise göz ardı edildi.

Amasya Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Emrullah Tanır’ın yayımladığı makale modern Arap şiirinin öncülerinin 1910 yılında yaşamını yitiren Tolstoy’u nasıl karşıladığını ve Iraklı şair Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî’nin kaleme aldığı mersiyenin barındırdığı felsefi derinliği gözler önüne seriyor.

Makalede aktarılan tespitlere göre, Tolstoy Arap aydınlarınca salt bir edebiyatçı değil; adalet, eşitlik ve halkçı duyarlılığın ahlaki timsali olarak kabul edildi. Yazarın vefatının ardından modern Arap şiirinin iki büyük temsilcisi Mısırlı Ahmed Şevkî ve Hâfız İbrâhim birer mersiye kaleme aldı.

Her iki şair de eserlerinde dikkat çekici bir kurgu tekniği kullandı: Tolstoy ile 11. yüzyılın rasyonel ve tavizsiz Arap düşünürü Ebü’l-Alâ el-Maarrî’yi (ö. 449/1057) öte dünyada hayalî bir ortamda karşı karşıya getirdiler. Şevkî’nin yazdığı bu mersiye Rus kültür çevrelerinde de büyük ilgi gördü; 1956’da Rusçaya çevrilerek Mısır’dan Seçme Arap Şiirleri antolojisinde yer aldı. Sovyet şarkiyatçılar Şifman ve Şuster bu metni, Doğu’nun Tolstoy’un evrensel insani değerlerine duyduğu derin saygının bir göstergesi olarak değerlendirdi.

"Öyle bir ömür sürdün ki, yoksulluk içinde yaşayanlara omuz verdin"

Aynı dönemde Tolstoy için bir diğer önemli ağıt, Iraklı düşünür ve şair Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî (1863-1936) tarafından yazıldı. Bâbân hanedanına mensup olan, Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçe bilen, Osmanlı döneminde müderrislik, vaizlik ve mebusluk görevlerinde bulunan ez-Zehâvî; felsefe, astronomi ve kadın hakları üzerine yenilikçi fikirleriyle tanınan çok yönlü bir aydındı.

ez-Zehâvî, 15 bölümden meydana gelen Dîvânü’z-Zehâvîsinin "Konuşan Gözyaşları" (ed-Dümû‘u’n-nâtıka) başlıklı altıncı bölümünde Tolstoy’a Mersiye (Risâ’ü Tolstoî) şiirine yer verdi. Şair, Mısırlı çağdaşları gibi "râ" kafiyesini ve aruzun tam "hezec" bahrini tercih etmekle birlikte, onlar gibi "muhâvere" (diyalog) yoluna gitmedi; doğrudan Tolstoy’a hitap eden bir üslup benimsedi.
Dr. Emrullah Tanır’ın metin merkezli çözümlemesinde, ez-Zehâvî’nin Tolstoy’u halkın içinden doğan bir düşünsel rehber olarak tasvir ettiği belirtiliyor. Şair, mersiyesine doğrudan şu dizelerle başlıyor:

"Öyle bir ömür sürdün ki, yoksulluk içinde yaşayanlara omuz verdin;

Elindeydi ilimden parlayan bir lamba; onunla genç dimağları aydınlattın."

Klasik istiare sanatıyla Tolstoy’un kalemini ışık saçan bir lambaya benzeten şair, bir sonraki beyitte Tolstoy’un felsefi derinliğine ve hayat tecrübesine işaret ederek ona şöyle sesleniyor:

"Bize hayatın sırlarını, bir kavrayışla öğret; çünkü sen, hayatın sırlarından haberdarsın."

"Bizim ordumuz yok, kölelerden oluşan bir ayaktakımımız var"

Makalede, Tolstoy’un militarizm ve keyfî otorite karşıtlığının Kafkasya ve bizzat tanık olduğu Sivastopol Kuşatması günlerine dayandığı hatırlatılıyor. Yazarın 1855 tarihli günlüğüne kaydettiği doğrudan şu ifadeye yer veriliyor:

“Bizim ordumuz yok, baskı yoluyla disiplin altına alınmış kölelerden oluşan bir ayaktakımımız var.”

Zehâvî de mersiyesinde Tolstoy’un iktidar sahiplerine karşı eğilmeyen duruşunu överken, kökeni bir şeyi iki eşit parçaya bölmek anlamına gelen "el-insâf" (adalet) kavramını kullanarak şu dizeleri sıralıyor:

"Hayatın boyunca özgür bir reformcu oldun; adalet nereye yönelse sen de oraya yöneldin.

İktidar sahiplerine öğütler verirdin; onlara hayatın aldatıcı olduğunu hatırlatırdın."

"Zulüm karşısında dimdik durdun; burnunu yere sürttün. Sen ki, boyun eğdirmeye muktedirdin.

Ölüm seni çağırdı ve sen ölüme gittin; tıpkı tüm insanların sonunda vardığı yere gider gibi…"

Tolstoy’un Hristiyan öğretisinden ilhamla benimsediği "kötülüğe kötülükle karşılık vermeme" prensibinin Zehâvî tarafından şiirsel bir dille işlendiğini belirten Tanır, şairin Tolstoy’un ölümünü uykuya benzettiği şu beyitleri aktarıyor:

"Senin gözlerin, uyuyan birinin gözleri gibi kapandı; o uyuyan ki, içi öfkeyle dolu, kaburgaları parçalanacak gibi ama yine de kıpırdamıyor.

Sanki öfkelenmemiş gibisin o öfkeli kimseye, kardeşlerine üstünlük taslayan ve onlara zulmeden o zalime...

Sanki hakları savunmak uğruna, belaların döndüğü yerde cesurca durmamış gibisin!"

Şiirde geçen "kaburgaları patlayacak gibi" (teşûru şezâyâh) ifadesinin, bastırılmış ama güçlü bir ahlaki ve vicdani direniş gerilimini anlattığı vurgulanıyor.

Zehâvî, Tolstoy’un ardından dünyada kötülüklerin artışını ve adaletsizliği tasvir ederken, yazarın vefatını adeta bir sığınak olarak görüyor:

"Bugün senin gibi ölü olmayı isterdim; gözüm artık zarar verenlerin zulmünü görmesin diye.

Eğer bir şey bir vakit güzelleşmişse de, ardından gelen işler hep çirkinleşti.

İyilik yapılmadan geldi kötülükler, hatta iyiliği tamamen silip attılar ve bir kötülüğün ardından başka bir kötülük geldi."

Ancak mersiye umutsuzlukla noktalanmıyor. Tolstoy’un ektiği tohumların zaman içinde filizlendiğini belirten Iraklı şair, şu dizelerle eşitlik ve hürriyet hayalini dile getiriyor:

Cem Adrian Leman Sam klasiğini yorumladı: "Sarılsam Üşür Müsünüz?"
Cem Adrian Leman Sam klasiğini yorumladı: "Sarılsam Üşür Müsünüz?"
İçeriği Görüntüle

"Sanki senden sonra günler, senin hep işaret ettiğin bir iyiliği meyve vermeye başladı.

Uzun bir gafletten uyandı zihinler ve olaylardan sonra yeni olaylar oldu."

"Sanki bir tepenin üzerine kurulmuş bir güven sarayındayım; etrafında bir bahçe ve bir dere…

Sanki eşitlik, güzel bir kadın gibi çıkagelmiş; ne yüzünde bir peçe var ne de üstünde bir örtü."

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar