Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (FIRATSİFED) ev sahipliğinde Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, ikinci gününde devam ediyor. “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” temasıyla gerçekleştirilen zirvede konuşan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, sanayi sektörünün maliyet ve rekabetçilik verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Küresel ticarette kuralların ve tedarik zincirlerinin değiştiğini belirten Diren, Türkiye'nin mevcut potansiyelinin doğrudan avantaja dönüşmesi için dayanıklılığın artırılması gerektiğini ifade etti.
"Rekabetçilik yalnızca kurdan ya da faizden ibaret değil"
Maliyet bazlı rekabet gücündeki düşüşe dikkat çeken TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, konuşmasında şu verileri paylaştı:
"Dünya ekonomisinde ticaretin kuralları değişiyor, tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Ülkeler ve şirketler yalnızca en ucuz tedarikçiyi değil, en güvenilir ve en dayanıklı ortağı arıyor. Türkiye bu döneme güçlü bir sanayi tabanı, esnek üretim kabiliyeti, girişimci iş kültürü ve Avrupa değer zincirleriyle kurduğu derin bağlarla giriyor. Elbette ki bu potansiyelin kendiliğinden rekabet üstünlüğüne dönüşmediğini biliyoruz. Bunun için doğru teşhis, ortak yön ve güçlü uygulama kapasitesi ile, kalıcı belirsizlik çağında dayanıklılığımızı artırmak gerekiyor. Talep koşullarını dengelerken, orta vadede üretim kapasitesini, verimliliği ve teknolojik yetkinliği artırmak zorundayız. Sanayimizin, kayıtlı istihdamın ve ihracatımızın nefes alanını genişletmeliyiz. 2026’nın ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz önceki çeyreğe göre yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 geriledi. Son iki yılda gıda, kimyasal ürünler, kauçuk ve plastik gibi sektörler ortalamadan daha yüksek bir rekabet gücü kaybına uğradı. Ana metal, fabrikasyon metal, elektrikli teçhizat ve motorlu kara taşıtları gibi sektörlerdeki rekabet kaybı ise daha sınırlı. Son beş yıllık süreçte tüm sektörler ciddi bir rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya. Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ya da faizden ibaret olmadığını gösteriyor."
"10-15 yıllık bir sanayi stratejisi planlamalıyız"
Maliyet artışlarının yatırım kapasitesi üzerindeki etkilerine değinen Diren, uzun vadeli stratejik planlama ihtiyacını şu sözlerle aktardı:
"Teknoloji, inovasyon, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdam da rekabetçiliğin asli unsurları. Ama maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflar. Dezenflasyon hedefini korurken; üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkânları oluşturmalıyız. Desteklerin başarısını kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve kayıtlı istihdam üzerindeki etkisiyle ölçmeliyiz. Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet esaslı baskılar giderek artıyor. Sanayimizde uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle 10-15 yıllık bir sanayi stratejisini planlamalıyız. Hangi pazarlarda derinleşeceğiz? Hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacağız? Hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde ölçek büyüteceğiz? Bunları netleştirmeliyiz. Mevcut üretim kapasitesinin, teknolojik donanımının ve insan kaynağının nasıl bir planlama ile dönüştürüleceğini belirlemek, artık dayanıklılığın olmazsa olmazı konumunda."
"Türkiye yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olmalı"
Avrupa Birliği düzenlemelerinin Türkiye ekonomisine yansımalarını ve yapısal dönüşüm başlıklarını ele alan Diren, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Avrupa Birliği’nde yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemeleri, başta Sanayi Hızlandırıcı Yasası olmak üzere, rekabet koşullarımızı doğrudan etkileyecek. AB’nin üçüncü ülkelerle genişleyen serbest ticaret anlaşmaları da bu tabloyu şekillendiriyor. Bu süreçte Türkiye, Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağlarıyla kurduğu derin entegrasyon doğrultusunda, yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olarak görülmeli. TÜSİAD olarak, ülkemizin AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağındaki Avrupa tanımının içinde yer alması için savunuculuk faaliyetlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz. İklim krizinin kuraklıktan tedarik zincirlerinde kırılganlıklara kadar uzanan etkilerini her geçen gün daha derinden hissediyoruz. Küresel iklim gündeminin merkezinde olan COP’un ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşecek olması büyük bir fırsat. Bu süreci tüm dönüşüm ajandamızı hızlandıracak ve iklim dayanıklılığımızı artıracak bir kaldıraç olarak değerlendirmeliyiz. Yeşil ve dijital dönüşümün merkezinde insan var. Yapay zekâ yalnızca verimlilik meselesi değil; eğitim, beceri, çalışma hayatına katılım ve sosyal uyum meselesi. Kadınların ekonomik hayata eşit ve kalıcı katılımını sağlamak da kalkınmanın temel altyapısı. Fırsat eşitliğini sadece kadın-erkek arasında değil bölgeler arasında da güçlendirmeliyiz. Bir girişimcinin finansmana, bir işletmenin nitelikli işgücüne ve dijital altyapıya erişimi, bulunduğu şehre göre değişiyorsa ülkemizin bütün potansiyelinden yararlanmamız mümkün olmaz."



