Türkiye’de üniversite kontenjanlarının yıllar içinde hızla yükselmesi, genç işsizliğinde beklenen düşüşü getirmedi. İlçelere kadar yayılan fakülteler, ikinci öğretim kontenjanları ve altyapıyı zorlayan hızlı büyüme, istihdam piyasasında karşılık bulmadı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, Türkiye'de örgün, açık ve uzaktan öğretim dahil olmak üzere toplam 6 milyon 715 bin 761 yükseköğretim öğrencisi bulunuyor. Bu yüksek rakam, genç nüfusun önemli bir bölümünün eğitim sistemi içinde olduğunu gösteriyor. Ancak, TÜİK verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış genç nüfus (15-24 yaş) işsizlik oranı, Eylül 2025 itibarıyla yüzde 14,9 seviyesinde. Peki, bunca öğrenci, bunca mezun varken işsizlik neden düşmüyor?

Çalışma Ekonomisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, kontenjanların plansız biçimde şişirilmesinin ne kalifiye işgücü yarattığını ne de işsizliği azalttığının altını çizdi. Hızlı büyümenin popülist gerekçelerle yapıldığını belirten Çelik, "Aynı altyapı ve öğretim üyesi kadrosuyla ikinci öğretim açıldı, kontenjanlar bir gecede ikiye katlandı. Bu artış işsizliği azaltmadı" dedi.

"Fakülte kontenjanları, ihtiyaçların çok üzerinde artırıldı"

Gençlerin işgücü piyasasına hazırlanmasındaki en büyük sorunun eğitim ile işgücü ihtiyacı arasındaki kopukluk olduğunu vurgulayan Çelik, özellikle sosyal bilimlerde ölçüsüz büyüme yaşandığını söyledi.

Kontenjanların herhangi bir planlama yapılmadan artırıldığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

"Hangi alanda işgücü ihtiyacı olduğuna bakılmadı. Özellikle sosyal bilimler programları ölçüsüz şekilde büyüdü. Gençler mezun olduklarında kendi alanlarında iş bulamayınca ciddi bir beceri uyumsuzluğu ortaya çıkıyor. Örneğin, iktisat bölümünden mezun olup yüksek lisans yapan bir genç çağrı merkezlerinde çalışmak zorunda kalabiliyor.

Fakülte müfredatlarının amacı gençlere iş becerisi kazandırmak değil, bilimsel bilgi aktarmaktır. İş becerileri daha çok meslek yüksekokullarında kazandırılır. Ancak Türkiye’de fakülte kontenjanları, ihtiyaçların çok üzerinde artırılmıştır.

Gençlerin deneyim kazanması ancak işe başlamalarıyla mümkündür. Fakat birçok genç işe başlayamıyor; çünkü işe giriş şartı olarak deneyim talep ediliyor. Bu oldukça tuhaf bir durumdur. Öte yandan işverenler, kalıcı istihdam sağlamak yerine gençleri çırak veya stajyer olarak çalıştırmayı tercih ederek iş gücünü ucuzlatma yoluna gidiyor."

"Yükseköğretim ile işgücü piyasasının bağı koptu"

Prof. Dr. Çelik, yükseköğretim programlarının politik saiklerle büyütüldüğünü belirterek, "işveren beklentileriyle mezun yetkinlikleri arasındaki farkın giderek açıldığını" kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’nin Üni-Veri araştırmalarına işaret eden Çelik, sosyal bilim mezunlarının yüzde 70-80’inin kendi alanı dışında çalıştığını hatırlattı:

"Bu durum eksik istihdam sorununa yol açıyor. Bir kişinin formasyonuna uygun olmayan ya da yeteneklerinin altında bir işte çalışması da aslında bir tür işsizlik olarak değerlendirilebilir.

Bu tablo, işgücü piyasasında kalifiye eleman ihtiyacını artırırken; öte yandan benzer becerilere sahip işgücünün fazlalığı ücretlerin düşmesine neden oluyor. Nitekim bazı profesyonel mesleklerde (mimarlık, mühendislik, öğretmenlik gibi) ücretlerin gerilemesi, bu alanlarda çalışan sayısının fazlalığıyla doğrudan ilişkilidir.

Üniversite öğrencileri daha okurken çalışmak istiyor ve işgücü piyasasına giriyor. Gençlerin iş bulması zorlaştığı için genç işsizliği giderek artıyor."

"Genç kadın işsizliği en yüksek gruplardan biri"

Kadın ve erkek işsizliği arasındaki farkın gençlerde daha belirgin olduğunu söyleyen Çelik, genç kadın işsizliğinin yapısal nedenlere dayandığına dikkat çekti. İşverenlerin kadın çalışan tercih etmemesinin önemli bir etken olduğunu ekleyen Çelik, şöyle konuştu:

"Genel olarak kadın işsizliği nasıl yüksek seviyelerde seyrediyorsa, genç kadın işsizliği de aynı şekilde yüksek seyrediyor. Hatta genç kadın işsizliği, işsizlik türleri içinde en yüksek oranlardan birine sahip. Kadınların istihdama katılımı, çeşitli geleneksel ve sosyal faktörler nedeniyle erkeklere kıyasla daha düşük. İşverenlerin kadın çalışan tercih etmemesi de kadın istihdamını azaltmakta ve kadın işsizliğini artırıyor."

YÖK duyurdu: "İşletmede Mesleki Eğitim" modeli 7 pilot ilde başlıyor
YÖK duyurdu: "İşletmede Mesleki Eğitim" modeli 7 pilot ilde başlıyor
İçeriği Görüntüle

"Staj ve işbirlikleri işe girişte yeterli değil"

Öte yandan, staj, mesleki eğitim ve üniversite-sanayi işbirliklerinin gençlere istihdam sağlamada yeterli olmadığını vurgulayan Çelik, mevcut teşviklerin işverenler tarafından ucuz işgücü kaynağı olarak görüldüğünü ifade etti.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu tür olanaklar ve devlet teşvikleri, işverenler tarafından çoğu zaman ucuz işgücü imkanı olarak görülüyor. Sağlanan devlet katkıları nedeniyle işgücünün bir bölümü 'kullan-at' niteliğine bürünüyor. Bu tür çalışanlar daha kırılgan hale geliyor. Çünkü gençler iş deneyimi kazanmak için çoğu zaman her koşulu kabul etmek zorunda kalıyor."

"Yapısal planlama olmadan genç işsizliği azalmaz"

Genç işsizliğinin düşmesi için yükseköğretim planlamasının baştan ele alınması gerektiğini sözlerine ekleyen Çelik, diploma sayısının artmasının tek başına istihdam yaratmadığını söyledi.

Son olarak, genç işsizlik sorununa ilişkin yapılması gerekenlere değinen Çelik, şu önerilerde bulundu:

"Yapılması gereken, yükseköğretim programlarını yeniden düzenlemek. Diploma tek başına iş garantisi sağlamıyor. İşgücü piyasasının ve ülke ekonomisinin ihtiyaçları da dikkate alınarak kapsamlı bir eğitim planlaması yapılmalı. Öte yandan gençler özellikle kamusal nitelikli işlerde deneyim kazanabilir. Kamu sektörünün iş yaratma potansiyeli artırılmalı. Özellikle sağlık ve bakım gibi kamusal hizmetlerin talebinin hızla artacağı göz önünde bulundurularak, kamu bu alanlarda iş imkanları yaratmalı ve gençlere istihdam sağlamalı."

Muhabir: Esin Özdemir